Gelin bakalım küçük dostlarım, ateşin etrafına biraz daha yanaşın. Şu yaşlı Silenos'un dizinin dibine oturun da size Girit’in mağrur kralı İdomeneus’u anlatayım. Hani o saçlarına kır düşmüş, ama yüreği hala alev alev yanan gümüş saçlı savaşçı!
İdomeneus, büyük kral Minos’un torunudur; damarlarında soylu bir kan dolaşır. Troya surlarının önünde kılıcını savururken, öylesine gözü pektir ki, görenler onu tanrılardan biri sanır. Yanında hep o sadık yoldaşı, üvey kardeşinin oğlu Meriones vardır. Biri nerede, diğeri orada! Savaşın en kızıştığı, gökyüzü sakinlerinin bile nefesini tutup izlediği o günlerde, Hektor’un karşısına dikilip meydan okuyacak kadar da cesurdur. Akhilleus’un cenaze oyunlarında yumruklarıyla kimseyi yanına yaklaştırmayıp birinci olduğunda, o sarsılmaz gücünü tüm Yunanistan’a kanıtlamıştı zaten.
Ancak hayat, sadece kılıç sallamaktan ibaret değildir çocuklar. Savaştan sonra evine, o güzel Girit adasına dönerken, denizlerin hakimi Poseidon ile arasında bir anlaşmazlık yaşanır. Derler ki; eve sağ salim varabilmek için bir yemin etmiş. "Eğer karaya ayak basarsam, karşılaştığım ilk kişiyi sana kurban edeceğim!" demiş. Ah, o dillerden dökülen sözler yok mu... Kaderin cilvesine bakın ki, kıyıda onu karşılayan ilk kişi öz evladı olmuş. Sözünü tutmuş tutmasına ya, ama o günden sonra Girit’te huzur kalmamış. Kendi yurdunda bir yabancı olup çıkmış, kalkıp ta uzak İtalya’lara, sürgüne gitmiş.
Bir de şu "Giritliler yalancıdır" sözünü duymuşsunuzdur mutlaka. İşte onun kökünde de İdomeneus’un bir garip yargıçlığı yatar. Bir güzellik yarışmasında Thetis ile Medeia karşı karşıya gelmiş. İdomeneus, Thetis’i seçip ödülü ona verince, Medeia küplere binmiş! Öyle bir öfke ki bu, İdomeneus’un bütün soyuna, hatta Girit halkının dürüstlüğüne bile gölge düşürmüş.
İşte böyle çocuklar; bazen bir insanın ömrü, koca bir destan kadar parlak, ama bir o kadar da hüzünlü ve karmaşık olabilir. İdomeneus, kılıcıyla zaferler kazandı, denizin öfkeli dalgalarına karşı durdu ama sonunda kaderin ağlarına takılıp gitti. Şimdi, masal burada biter ama kulaklarınızda rüzgarın fısıltısı kalsın. Unutmayın, ne yaparsanız yapın, ağzınızdan çıkan sözlere dikkat edin; çünkü bazen en büyük savaşlar, o sözlerin ardından gelir.
Hadi bakalım, şimdi biraz şerbet için de uykunuza dalın. Yarın anlatacak daha çok masalımız var.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda anlatılmayan bir sır var... Kulaklarını aç ve rüzgarın sesini dinle; zira kralların altın tahtları altında sakladıkları tozlu kemiklerin fısıltısı, destanların o parlak yalanlarından daha gerçektir.
İdomeneus namıyla bilinen o Girit kralını duymuşsundur. Şarkılarda onu "tanrı gibi" ve "alev gibi" diye anarlar; hani şu Troya surlarının önünde kılıcını bir orak gibi savuran, gümüş saçlı komutan. Ama sorarım sana güzel yavrum, hiç düşündün mü; bir insanı "kahraman" yapan şey, kaç cana kıydığı mıdır? Savaşın o uğultulu koridorlarında, İdomeneus yanında sadık yeğeni Meriones ile at koştururken, aslında kimin hırsı için toprağı kanla suluyorlardı?
Destanlar, İdomeneus’un askerlerini sağ salim Girit’e getirdiğini söyleyerek onu göklere çıkarır. Ne güzel bir masal, değil mi? Ama gerçek, denizin derinliklerinde, o tuzlu suyun altında gizli. Başka anlatıcılar fısıldar ki; kralımız evine dönmek için denizlerin efendisi Poseidon’a korkunç bir yemin etmiş. "Dönüş yolunda gördüğüm ilk canlıyı sana kurban edeceğim" demiş. Ve o ilk canlı, kendi kanından, kendi canından olan evladı olmuş. Bir kral, iktidarını sağlama almak ve sağ salim karaya ayak basmak için masum bir hayatı, o "kutsal" yeminine kurban etmiş. İnsan, kendi hırsına kurban verirken, nasıl kral kalabilir sevgili evlat?
Daha tuhafı ise, bu kana susamışlık yüzünden halkının onu dışlamasıdır. Kendi yuvasından sürülen bir kral... Bir de o "Giritliler yalancıdır" sözü vardır hani. Derler ki, İdomeneus bir güzellik yarışmasında adaletsiz davranıp Medeia’nın öfkesini üzerine çektiği için tüm soyu lanetlenmiş. Aslında, sarayların o karanlık koridorlarında söylenen her söz, bir başkasının çıkarına hizmet etmek için bükülmüş bir hakikattir. Eğer kral, evladına kıyacak kadar hırslıysa, sözüne nasıl güvenilir?
Bak dinle bilge dostum, bazen bir kadeh şarabın neşesinde unuturuz tüm bu gürültüyü. Unutma; tarih, kazananların yazdığı bir kurgudur. Ama sessizlerin çığlığı, her zaman o kurgunun çatlaklarından sızar. İdomeneus gibi "büyük" adamlar sadece birer figürdür; gerçek olan, onların gölgesinde kalıp ezilen, evlatlarını ve dürüstlüklerini kaybeden insanlığın hüzünlü hikayesidir. Şimdi git, sorularını uykularında değil, uyanıkken sor. Kralların parlak pelerinlerinin altında yatan gerçeği görmekten korkma.