Thesauros Mythology İdas

İdas

İdas

Marpessa için Apollon’a meydan okuyan, Argonaut seferinin gözü pek yiğidi İdas; hırsı yüzünden Zeus’un şimşeğiyle son bulan cesur bir ömür sürdü.

İlyada’da İdes ismiyle anılan İdas, döneminin yeryüzündeki en çetin savaşçısı olarak tanımlanır; öyle ki, arzu ettiği kadın olan ince bilekli Marpessa için gökyüzünün ve düzenin temsilcisi Phoibos Apollon’a dahi yayını germekten geri durmamıştır.

Mitolojinin pek çok anlatısında yer bulan bu figür, kardeşi Lynkeus ile omuz omuza Kalydon avına ve Argonaut seferine katılmış, Anadolu coğrafyasında Mysia topraklarına hükmetme arzusu ise Telephos tarafından sekteye uğratılmıştır. Onun hikayesindeki asıl çatışma hattı, otoritenin ve kutsalın temsilcileriyle kurduğu gerilimli ilişkide saklıdır. Euenos’un kızı Marpessa’yı kendi iradesiyle yanına alıp bir yaşam inşa ettiğinde, ilahi düzenin bir parçası olan Apollon’un kadına yönelttiği arzu, bir mülkiyet çekişmesine dönüşür. Tanrısal hiyerarşinin tepesindeki Zeus, bir hakem edasıyla Marpessa’ya tercih hakkı sunarak, aslında güç dengelerinin kimin elinde olduğuna dair o nihai kararı kadının iradesine bırakmış gibi görünse de; sistem, her zaman kendi yörüngesindeki seçimi makbul kılar. Marpessa’nın kocasını seçmesi, bireysel bir sadakat kadar, tanrısal müdahalenin ötesinde kendi özerkliğini koruma çabasıdır. Ancak sürü paylaşımı bahanesiyle Dioskurlar ile girdiği çatışma, iktidar alanlarının nasıl hızla kanlı bir mülkiyet savaşına evrilebildiğini gösterir. Hileyle ele geçirdiği gücü savunurken Kastor’un ölümüyle sonuçlanan bu hesaplaşmada, ilahi düzene başkaldırının karşılığı olarak Zeus’un şimşeği devreye girer; zira tek bir insanın, kutsalın ve tanrısal otoritenin çizdiği sınırları aşarak kendi yasasını koymaya çalışması, her zaman sistemin sert cevabıyla cezalandırılır.
Silenos
Gelin çocuklar, şöyle yaklaşın ateşin yanına. Bacaklarımı uzattım, yaşlı kemiklerim biraz ısınsın. Size öyle birinden bahsedeyim ki, yüreği bir dağ keçisi kadar inatçı, bileği ise bir dövme ustasının örsü kadar sertti: İdas.

İdas dediysem, öyle sıradan bir adam sanmayın. Zamanında dünyadaki bütün yiğitlerin en namlısıydı. Bir gün gönlünü Marpessa adında, ince bilekli, rüzgar kadar narin bir güzele kaptırdı. Ama sevda dediğin, bazen fırtınalı bir denize açılmaya benzer. Marpessa’yı babasının elinden alıp kaçırdığında, karşısında sadece basit bir rakip bulmadı; karşısına o altın saçlı, ışıklar efendisi Phoibos Apollon dikildi.

Şimdi düşünün; gökyüzü sakinlerinden biri, güneşin kendi sahibi, "Bu kız benim olacak" diyor. İnsan olan İdas korkar mı? Hiç! İdas, elinde yayıyla tanrıya kafa tutacak kadar gözü karaydı. Yayını gerip gökyüzü sakinine doğrulttuğunda, yer gök birbirine girmişti. Aralarındaki o büyük kavgayı gören göklerin hakimi Zeus, "Durun bakalım," dedi, "kararı kız versin." Marpessa, tanrının parıltısına değil, kocasının o sadık, fani yüreğine baktı ve İdas'ı seçti. Bir insanın tanrıya karşı kazandığı nadir zaferlerden biridir bu, unutmayın.

Ama İdas'ın başı dertten hiç kurtulmadı. Kardeşi Lynkeus ile yemedikleri nane kalmamıştı. Bir gün, o meşhur Dioskur’larla, yani Kastor ve Polydeukes ile büyük bir sürü meselesine giriştiler. İdas, o meşhur kurnazlığıyla sürünün hepsini üzerine geçirince, olanlar oldu. Çarpışma öyle çetin geçti ki, o gün Kastor yere serildi. İnsan, tanrıların çocuklarına el kaldırırsa, bedeli ağır olur evlatlarım. Zeus, öfkeyle o meşhur şimşeğini çaktı ve İdas'ı olduğu yere mıhlayıverdi.

Gördünüz mü? Cesaret güzel şeydir, yiğitlik bazen dünyayı titretir ama gökyüzü sakinleriyle aşık atmak, insanın kendi boyunu aşması gibidir. İdas, destanlarda hem bir kahraman hem de bir inat timsali olarak yaşar gider. Şimdi, şu testiden bir yudum alayım da boğazım yumuşasın; hikayenin gerisi başka bir akşamın konusu olsun. Ne de olsa hayat, tek bir masalla anlatılamayacak kadar upuzun, değil mi?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme