Gelin çocuklar, şöyle yaklaşın ateşin yanına. Bacaklarımı uzattım, yaşlı kemiklerim biraz ısınsın. Size öyle birinden bahsedeyim ki, yüreği bir dağ keçisi kadar inatçı, bileği ise bir dövme ustasının örsü kadar sertti: İdas.
İdas dediysem, öyle sıradan bir adam sanmayın. Zamanında dünyadaki bütün yiğitlerin en namlısıydı. Bir gün gönlünü Marpessa adında, ince bilekli, rüzgar kadar narin bir güzele kaptırdı. Ama sevda dediğin, bazen fırtınalı bir denize açılmaya benzer. Marpessa’yı babasının elinden alıp kaçırdığında, karşısında sadece basit bir rakip bulmadı; karşısına o altın saçlı, ışıklar efendisi Phoibos Apollon dikildi.
Şimdi düşünün; gökyüzü sakinlerinden biri, güneşin kendi sahibi, "Bu kız benim olacak" diyor. İnsan olan İdas korkar mı? Hiç! İdas, elinde yayıyla tanrıya kafa tutacak kadar gözü karaydı. Yayını gerip gökyüzü sakinine doğrulttuğunda, yer gök birbirine girmişti. Aralarındaki o büyük kavgayı gören göklerin hakimi Zeus, "Durun bakalım," dedi, "kararı kız versin." Marpessa, tanrının parıltısına değil, kocasının o sadık, fani yüreğine baktı ve İdas'ı seçti. Bir insanın tanrıya karşı kazandığı nadir zaferlerden biridir bu, unutmayın.
Ama İdas'ın başı dertten hiç kurtulmadı. Kardeşi Lynkeus ile yemedikleri nane kalmamıştı. Bir gün, o meşhur Dioskur’larla, yani Kastor ve Polydeukes ile büyük bir sürü meselesine giriştiler. İdas, o meşhur kurnazlığıyla sürünün hepsini üzerine geçirince, olanlar oldu. Çarpışma öyle çetin geçti ki, o gün Kastor yere serildi. İnsan, tanrıların çocuklarına el kaldırırsa, bedeli ağır olur evlatlarım. Zeus, öfkeyle o meşhur şimşeğini çaktı ve İdas'ı olduğu yere mıhlayıverdi.
Gördünüz mü? Cesaret güzel şeydir, yiğitlik bazen dünyayı titretir ama gökyüzü sakinleriyle aşık atmak, insanın kendi boyunu aşması gibidir. İdas, destanlarda hem bir kahraman hem de bir inat timsali olarak yaşar gider. Şimdi, şu testiden bir yudum alayım da boğazım yumuşasın; hikayenin gerisi başka bir akşamın konusu olsun. Ne de olsa hayat, tek bir masalla anlatılamayacak kadar upuzun, değil mi?
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, solgun yanaklı katiplerin parşömenlerinde sakladığı, masallarda anlatılmayan bir sır var... Yaklaş biraz, şu yaşlı ihtiyarın hikayelerine kulak ver. İnsanlar güçten, tanrılardan ve kahramanlardan bahsederken hep parıltılı zırhlara bakarlar; oysa gerçek, çamurun ve kanın içindeki o sessiz haykırıştır.
Sana İdas’tan bahsedeceğim, benim güzel çocuğum. Şiirlerde onu sadece bir savaşçı, bir kaba kuvvet figürü olarak görürler. Oysa o, kendine biçilen "kahraman" kostümünü üzerine geçirmek yerine, kendi iradesiyle durmayı seçenlerden biriydi. İdas, bir zamanlar dünyadaki yiğitlerin en cüretkarıydı. Hani şu parıltılı Apollon, gökyüzünün yükseklerinden inip de Marpessa’yı, o ince bilekli kızı, sırf kendi arzusu için sahiplenmek istediğinde; İdas geri adım atmadı. Bir faninin, bir tanrıya karşı yayını germesi, sadece bir ok atışı değil, gökyüzündeki o sarsılmaz otoriteye atılmış bir çığlıktı.
Marpessa... İşte hikayenin kalbi burası, gözümün nuru. Tanrılar ve krallar dünyasında, kadınlar hep bir ganimet gibi görülür. İdas ile Apollon arasında bir seçim yapması istendiğinde, Zeus’un huzurunda Marpessa kendi kararını verdi. O, bir ilahın ihtişamlı ama soğuk sarayları yerine, bir insanın sıcak ve geçici hayatını seçti. Çünkü gerçek özgürlük, bir tanrının esiri olmaktan değil, kendi rızanla birini sevmekten geçer.
Ah, ama bu dünya otoriteyi sorgulayanları affeder mi hiç? Kardeşi Lynkeus ile birlikte giriştikleri o paylaşılamayan sürüler kavgası, aslında kibrin değil, hak arayışının bir bedeliydi. Kastor ve Polydeukes gibi, gökyüzünün piyonları olan "kahramanlar" sahneye çıktığında; sistem, kendi kurallarına uymayanı yok etmeye yemin etmişti. İdas, o hileli düzene karşı bir başkaldırıydı.
Sonunda ne mi oldu, güzel evladım? Zeus, şimşeğiyle onu sessizliğe gömdü. Bir şimşek çaktı ve İdas yok oldu. Çünkü otorite, sorgulanan her sesi gök gürültüsüyle susturmayı sever. Ama unutma; şimşek birini öldürebilir ama onun sorduğu soruyu yok edemez. Bir yudum şarabın, o hafif buruk ve neşeli tadı gibi kalsın bu gerçek aklında; dünya, kralların yazdığı destanlardan ibaret değildir. Dünya, kendi iradesiyle tanrıya "hayır" diyebilenlerin ayak izlerinde gizlidir.
Şimdi uyu bakalım, yarın uyandığında kime biat edeceğini değil, kime sadık kalacağını seçersin belki...