Thesauros Mythology İdaios

İdaios

İdaios

İda dağıyla özdeşleşen bu isim; kimi zaman Priamos’un arabacısı, kimi zaman Kybele kültünü Troya’ya taşıyan bir bilge veya hanedan üyesi olarak anılır.

Girit ve Troas coğrafyasındaki İda dağlarıyla isim bağı taşıyan figürler, farklı katmanlarda varlık gösterirler:

İdaios ismi, merkeziyetçi saray hiyerarşisinin içinde, Priamos’un hem oğullarından biri hem de dizginleri elinde tutan sadık arabacısı olarak karşımıza çıkar; iktidar mekanizmasının hem bir parçası hem de o mekanizmanın hareketini sağlayan sessiz bir uygulayıcısıdır. Bir başka İdaios ise Paris ve Helene birleşiminden dünyaya gelmiş, hanedan soyunun bir uzantısı olarak kayıtlara geçmiştir. Savaş alanında Dares’in oğlu olarak saf tutan savaşçı İdaios ise, toprakları koruma iddiasındaki egemenlik çatışmalarının bir neferi konumundadır. Öte yandan Korybantlar arasında adı geçen İdaios, ritüelin gürültüsüyle bireyi tektipleştiren ve kurallı bir disipline hapseden o eski disiplin odaklarından birini temsil eder. Dardanos mitolojisinin bir versiyonunda ise İdaios, kurucu ata ile kan bağı üzerinden dağın eteklerine yerleşerek, bir bölgeye ismini verecek kadar mekansal bir otorite kurar; Kybele kültünü taşıyarak, inanç sistemini toprağa kök salan yerleşik bir nizama dönüştüren bir aracıya dönüşür. Tüm bu karakterler, aslında hiyerarşinin sınırlarını çizen veya o sınırları kutsayan farklı rollerin, mitolojik tarihteki yansımalarıdır.
Silenos
Gel bakalım evlat, şöyle ateşin başına biraz daha yaklaş. Ayaklarını uzat, dinlen. Bugün sana İda Dağı’nın o sisli, kadim tepelerinde yankılanan bir isimden bahsedeceğim: İdaios. Hani derler ya, bazı isimler sadece bir kişiye değil, koca bir tarihe ev sahipliği yapar; işte İdaios da tam öyle bir isim.

Şimdi kulaklarını iyi aç, zira bu isim karşımıza öyle çok yerde çıkıyor ki, sanki gökyüzü sakinleri bu adı bir sır gibi oraya buraya serpiştirmiş. Kimileri der ki; Troya’nın o meşhur kralı Priamos’un oğullarından biriymiş. Hani o hüzünlü günlerin, gürültülü savaşların tam ortasında, elinde dizginlerle toz bulutları arasında at süren, kralın güvendiği arabacı da bir İdaios’tur. Düşünsene, her yer yıkılırken, gürleyen tekerlek sesleri arasında o adam nasıl da soğukkanlılıkla atları idare ediyormuş.

Ama dur, sadece savaş meydanlarında arama onu. Bazı yaşlı parşömenler der ki; güzel Helena ile yakışıklı Paris’in bir oğlu olmuş, ona da İdaios demişler. Belki de bu isim, Troya’nın o güzel ama talihsiz kaderiyle mühürlenmişti, kim bilir?

Bir de Dares’in oğlu olan o cesur savaşçı var. Hani kalkanının üzerinde güneşin ilk ışıkları parlayan, vatanı için göğsünü siper eden... Korybantlardan birinin de aynı ismi taşıdığını fısıldar efsaneler. Hani o Kybele’nin etrafında davullar çalıp kendinden geçen, ormanların derinliklerinde kutsal ritüellerle coşanlar var ya, işte onlardan biri!

Ama asıl hikaye, ta en başa, köklere gidiyor. Derler ki, Dardanos’un iki oğlundan biriymiş İdaios. O, dağın eteğine yerleşip ismini oraya vermiş; İda Dağı’nı İda Dağı yapan da, o yüce Ana Tanrıça Kybele’nin gizemli ayinlerini bu topraklara taşıyan da bizzat oymuş. Düşün, koca bir dağın ismini taşımak ve bir tanrıçanın kutsal neşesini buralara getirmek... Az buz iş değil!

Görüyor musun? Bir isim, bazen bir savaşçı, bazen sadık bir rehber, bazen de bir inancın taşıyıcısı olabiliyor. İnsanlar geçer gider, kadehler boşalır, savaşlar biter ama isimler, tıpkı rüzgarın ağaç yapraklarına çarptığında çıkardığı ses gibi, yüzyıllar boyunca dolaşır durur.

Hadi, şimdi yavaşça git ve uyu. Rüyanda belki İda Dağı’nın zirvesinde, rüzgarla konuşan o ilk İdaios’u görürsün. Kim bilir, belki sana Kybele’nin bahçelerinden bir sır bile fısıldar.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme