Thesauros Mythology İda

İda

İda

Giritli bir prenses; bebek Zeus’un sütannesi, efsanevi dağ İda’nın isim anası ve mitlerin kalbinde saklı, toprak kadar kadim bir kadın figürüdür.

Girit kralı Melisseus’un soyundan gelen İda, Rheia’nın mutlak muktedir Kronos’un hışmından kaçırdığı Zeus’u, iktidarın henüz emekleme evresindeki o savunmasız temsilcisini, kendi adını taşıyan dağda kız kardeşi Adrasteia ile birlikte gizlilik içinde büyütüp besleyerek aslında yeni bir otoritenin inşasına sessizce zemin hazırlamıştır. Korybas’ın kızı olarak yürüdüğü yolda Girit kralı Lykastos ile kurduğu aile bağı, Minos’un doğumuyla hanedanlık silsilesine eklemlenirken; ismi günümüzde Çanakkale sınırları içerisindeki Kazdağı’nın antik belleğinde yankılanan bu figür, coğrafyanın ve egemenliğin katmanları arasına silik bir imge gibi yerleşir.
Silenos
Bak evlat, şöyle otur yanıma. Dizlerim biraz sızlıyor ama senin o meraklı gözlerini görünce bütün yorgunluğum uçup gidiyor. Hadi, kulaklarını kabart da sana şu gökyüzü sakinlerinin dünyasından eski mi eski bir hikaye anlatayım.

Girit denince aklına ne gelir bilmem ama o vakitler ortalık çok karışıktı. Hani şu vaktiyle kendi çocuklarını yiyen, midesi biraz garip çalışan Kronos var ya, işte o bela başımızdaydı. Eşi Rheia, minik Zeus’u o korkunç babasından saklamak için Girit’in yollarına düştüğünde, onu emin ellere teslim etmesi gerekiyordu. İşte o ellerin sahibi, Melisseus’un kızı İda’ydı.

Şimdi gözünde canlandır; koskoca göklerin hakimi olacak o bebeği, İda kendi adını verdiği o yüce dağın eteklerinde, kız kardeşi Adrasteia ile birlikte büyüttü. Düşünsene, bugün elinde şimşekler tutan o kudretli tanrı, bir zamanlar İda’nın kucağında mışıl mışıl uyurdu. O dağ, sadece bir kaya yığını değil, bir çocuk büyüten, ona kol kanat geren bir anne şefkatiydi sanki. İda, Zeus’u kucağında sarmalarken belki de gelecekte neler yapacağını tahmin bile edemiyordu, kim bilir?

Ama bu İda’nın hikayesi sadece bir dadılıkla sınırlı sanma. İda, Korybas’ın kızı olarak büyüdü, Girit kralı Lykastos ile evlendi ve Minos adında, ileride labirentlerin efendisi olacak bir yiğit dünyaya getirdi. Hayat işte; bir gün bir bebeğe süt verirsin, öbür gün kendi kralını büyütürsün.

Bir de şu var ki; hani Çanakkale tarafında, rüzgarın ağaçların arasından ıslık çalarak geçtiği, bulutların zirvesini öptüğü o meşhur Kazdağı var ya? İşte oranın adı da zamanında İda’ydı. İnsanlar, o dağın üzerindeki o kadim kutsallığı ve koruyuculuğu hatırlatmak için ona bu ismi vermişlerdi.

Görüyor musun? Bir isim hem bir kadının, hem bir kraliçenin, hem de o yüce dağın üzerinde birleşiyor. Şimdi bakma bana öyle, şarabımdan bir yudum daha alayım da sonra konuşalım. Hayat dediğin, tıpkı o dağlar gibi; bazen sisli, bazen güneşli ama her zaman anlatılacak bir sırrı var. Anladın mı küçüğüm?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme