Thesauros Mythology İason

İason

İason

İason, tahtını geri almak için Argo gemisiyle Altın Post'un peşine düşen, Medeia ile yolları kesişen cesur ve talihsiz bir Argonaut lideridir.

İolkos tahtının meşru varisi Aison’un oğlu İason, iktidarın babadan oğula geçen o katı hiyerarşisinde yer bulamayarak henüz çocukken sarayın korunaklı duvarlarından koparılmış, ormanların yabani düzeninde, Kheiron’un gözetimi altında şekillenmiştir. Devletin soğuk koridorlarından uzakta geçirdiği bu yıllar, onun sisteme dahil olma arzusuyla, sistemin onu dışlama refleksi arasındaki gerilimi besler. Yetişkinliğe erişip kente döndüğünde, bir ayağındaki eksik sandal, otoritenin zayıf noktalarına dokunan bir sembol gibi Pelias’ın korkularını tetikler; zira iktidar, kendi meşruiyetini tehdit eden her türlü düzensizliği, bir tanrı kehaneti kadar kesin bir önyargıyla bertaraf etmeye çalışır.

Pelias, kralın mutlak buyruğunu pekiştirmek adına İason’u doğrudan yok etmek yerine, onu uysallaştıran ve rızaya dayalı bir sürgüne zorlayan o tehlikeli diyalektiği devreye sokar: Bir uyruğun sadakatsizliğini sorgulatarak, kendi otoritesine meşru bir kılıf hazırlar. İason’un kendisini bekleyen tehlikeli görevi bir “kahramanlık” payesi olarak benimsemesi, aslında devletin bekası için bireyin kendi özgürlüğünü nasıl feda edebileceğinin sessiz bir göstergesidir. Argonautlar ile çıktığı sefer, iktidarın sınırlarını genişletmek ve dış dünyadaki “öteki”nin kaynaklarını merkeze taşımak adına kurulmuş kolektif bir disiplin aygıtına dönüşür. Dönüş yolunda Medeia’nın kurduğu büyüsel tahakkümden kurtulup tekrar İolkos’un surları içine çekildiğinde, İason’un kaderi artık kendi arzusuna değil, krallık mekanizmasının devinimi içinde eriyen hanedanlık hırslarına esir düşmüştür.
Silenos
Bakın bakalım, nasır tutmuş ellerimle kadehi şöyle kenara bırakıp size ne anlatacağım. Ateşin çıtırtısı arttığına göre, artık zihninizin kıvrımlarında o eski, tozlu yollara çıkma vakti gelmiş demektir. Kulak verin, çünkü İason’un hikayesi anlatılırken sadece kulaklar değil, yürek de gerekir.

İason, Iolkos sarayının o soğuk koridorlarında değil, ormanın o hışırtılı, bilge gölgelerinde büyüdü. Babası Aison tahtını amcası Pelias’a kaptırınca, küçük İason’u at adam Kheiron’un, yani o bilge yaratığın güvenli ellerine emanet ettiler. Düşünsenize; bir yanında yıldızların dili, diğer yanında ağaçların sırrı... İşte böyle yetişti o çocuk.

Gel zaman git zaman, delikanlılık çağı geldi. İason saraya, yani hak ettiği yere dönmeye karar verdi. Ancak kaderin kendi ironisi vardır, bilirsiniz. Pelias, bir gün bir tanrı sözcüsünden (kahin derler, çok bilmişlerdir) şunu duymuştu: “Tek ayakkabılı birinden sakın, o senin sonun olur!”

İşte o gün, büyük bir tören vardı. İolkos’ta gökyüzü sakinlerine kurbanlar sunuluyor, herkes en süslü elbiseleriyle arzıendam ediyordu. Kalabalığın arasından, üzerinde bir pars postu, ellerinde iki kargı olan genç bir adam belirdi. Ama bir tuhaflık vardı: Ayaklarından biri çıplaktı! Çünkü İason, Pelion dağının eteklerindeki çamurlu bir dereden geçerken sandallarından birini sulara kaptırmıştı.

Pelias onu görünce rengi attı, sanki karşısında dev bir titan duruyormuş gibi titredi. İason tahtını geri istediğinde, Pelias zekice bir oyun kurdu. "Söyle bana bakalım," dedi sinsice, "Bir kral, kendine ihanet edeni nasıl cezalandırmalı?" İason, "Onu diyarların ötesine sürmeli!" deyince, Pelias gülümsedi. "Öyleyse," dedi, "Git ve Kolkhis’ten o meşhur Altın Post’u getir. Ancak o zaman bu taht senindir."

Bir gençlik hevesi mi, yoksa kaderin çekimi mi? İason hiç düşünmeden "Olur," dedi. Hemen Yunanistan’ın en yiğit kahramanlarını yanına topladı; hani şu Argo dedikleri o harika gemiyi inşa ettiler. Karadeniz’in hırçın sularına açılmak, öyle her babayiğidin harcı değildir, ama bizimkiler yaptı.

Sonra neler mi oldu? Macera, trajedi, büyü... Medeia devreye girdi. O Karadenizli büyücü kadın, İason’un yolunu öyle bir kördüğüm yaptı ki! İason, gemiden inip de yurduna döndüğünde artık eski İason değildi. Kendi krallığını kurdu belki ama o yolculuktan geriye kalan, sadece anılarda yaşayan o görkemli zaferler oldu.

Şimdi söyleyin bana küçükler, bir sandalı dereye kaptırmak insanın tüm kaderini değiştirebilir mi? Eğer o gün o ayakkabıyı kaybetmeseydi, belki de dünyayı bu kadar çok insan tanımazdı. Kader, bazen kaybolan bir sandaldan ibarettir işte. Hadi bakalım, biraz daha odun atın şu ateşe, üşüdünüz mü yoksa?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme