Gelin bakalım yaramazlar, şöyle ateşin başına biraz daha yaklaşın. Şarabımdan bir yudum alayım da dilim çözülsün, size öyle birinden bahsedeyim ki, kimsenin aklına gelmeyecek bir numarası var: İanus. Hem buraya bakar, hem oraya. Hem dününü görür, hem yarınını!
Roma dediğimiz o koca, o heybetli şehrin en başındaki tanrıdır İanus. Hani şu bizim Iuppiter var ya, gökyüzünün gürültülü efendisi; işte İanus bazen ondan bile daha mühim tutulurdu. Neden mi? Çünkü her şeyin başı o da ondan! Hani bir kapıdan girersiniz ya, işte o kapının tam eşiğidir İanus. Ne dışarıdadır ne içeride, tam ortada; her iki yana da bakar.
Derler ki, bu İanus İtalya’nın tozlu yollarının yerlisidir. Kendi adını taşıyan, o yedi tepeden birinin üzerinde bir şehir kurmuş, Tiber Nehri’ni de evladı bellemiş. Saturnus denen gökyüzü sakini, hani şu zamanı yöneten yaşlı başlı tanrı, gökyüzünden sürgüne gönderilip de yeryüzüne sığındığında, kapısını ilk açan İanus olmuştur. Öyle misafirperver, öyle bilge biridir ki, Saturnus bu nezakete dayanamayıp ona bir hediye vermiş: "Sen," demiş, "artık hem geçmişi hem geleceği görebilesin." İşte bu yüzden İanus’un iki yüzü vardır; biri geçmişe, o güzelim altın çağlara bakar, diğeri ise gelecekten gelecek olanlara.
İanus’un krallığında hayat bir masal gibiymiş. İnsanlar toprağı işler, gemiler yapar, yasalarla uyum içinde yaşarmış. Bugün cebimizde şakırdayan o paralar var ya, işte onların üstünde ilk kez İanus’un o iki yüzlü profili belirmiş. Yılın ilk ayına onun adını vermişler; hani şu soğuk kışın ardından gelen, umudun filizlendiği İanuarius... Yani bizim "Ocak" dediğimiz o ay.
Bir de şu koruyuculuk meselesi var, anlatmadan geçemem. Bir vakitler Sabinler şehre saldırdığında, tam kale düşecekken İanus devreye girmiş. Yerden öyle bir sıcak su kaynağı fışkırtmış ki, düşman neye uğradığını şaşırmış, şak diye kaçıvermiş! Romalılar da o gün bugündür Forum’daki tapınağının kapısını, şehir savaşta olduğu sürece hep açık tutmuşlar. "İanus bizi korusun, gözünü dört açsın" diye... Kapı kapandığında ise bilin ki şehirde huzur vardır, barış vardır. Augustus zamanında bile o kapı öyle kolay kolay kapanmazdı, düşünün artık şehrin ne kadar hareketli olduğunu.
Velhasıl çocuklar, İanus su perisi Iuturna ile evlenmiş, pınarların tanrısı Fontus da onların meyvesi olmuş. İanus işte böyle biridir; bir elinde başlangıç, bir elinde son. Şimdi gözlerinizi kapatın; biri geçmişe, biri geleceğe bakan o iki yüzlü tanrının, sizin hayatınızdaki kapıları da iyiliğe doğru açtığını hayal edin.
Eh, yaşlı Silenos'un boğazı kurudu, anlatacaklarım şimdilik bu kadar. Hadi bakalım, oyun vakti!
Bak küçük yolcu, masallarda anlatılmayan bir sır var... Herkesin kralların ve imparatorların görkemli saraylarına bakıp hayran kaldığı o dünyada, ben sana kapıların ve eşiklerin asıl efendisini, İanus’u anlatacağım. Biraz yaklaş, dizlerimin dibine otur da anlatayım.
Derler ki İanus, iki yüzlüdür. Biri geçmişe, acı dolu hatıralara; diğeri geleceğe, belirsiz yarınlara bakar. İnsanlar onu sadece "başlangıçların tanrısı" diye anar, ama aslında o, bir dönemin bitip diğerinin başladığı o tehlikeli boşlukta bekleyen bir gözetleyicidir. Krallar ona tapardı, çünkü savaşın kapısını açan da kapayan da onun iradesi sanılırdı. Oysa evlat, bir düşün: Bir kral barış varken neden kapıyı açık tutmak istesin? Belki de o kapı sadece düşmanı dışarıda tutmak için değil, halkın kendi evlerinde ne kadar özgür olduğunu denetlemek için açıktı.
İanus'un krallığı "Altın Çağ" dedikleri o masalsı dönemde geçmiş. Toprak cömertmiş, yasalar adilmiş diyorlar. Ama unutma ki, her "düzen" bir başkasının sessizliğinin üzerine kurulur. Saturnus gibi sürgün edilenleri ağırlaması bir nezaket gösterisi miydi, yoksa güç sahibi olanların kendi konumlarını sağlamlaştırmak için başkalarının trajedilerini kullanması mı? Bilgeliğimin en dibinden gelen neşeyle bir yudum şarap içtiğim şu anlarda şunu fısıldıyorum sana: İktidarın olduğu her yerde, görünmeyen bir duvar vardır ve İanus, o duvarın bekçisidir.
Hatırlar mısın, Romulus ve onun hırslı adamlarının Sabin kadınlarını zorla alıkoyduğu o geceyi? Tarihçiler bunu "Roma'nın kuruluşu" diye yazar. Ama İanus'un fışkırttığı o sıcak su kaynağı, sadece düşmanı korkutmak için değil, belki de vicdanın sıcaklığını hatırlatmak içindi. O kapılar savaşta hep açık kalırdı; çünkü kan döküldükçe iktidar beslenir, kapılar ancak huzur geldiğinde kapanırdı. Ne hazin, değil mi? Koca Roma İmparatorluğu'nun tarihi, o kapıların kaç kez açık kaldığının sayımıdır aslında.
Dinle beni güzel çocuk; İuturna ile olan evliliğinden doğan Fons, yani pınarların tanrısı, belki de İanus'un o katı, taşlaşmış iki yüzünün arasında sızan tek temiz su damlasıydı. İnsanlar hep büyük zaferlerin, devasa heykellerin ve iki yüzlü kralların peşinden koşar. Ama gerçek, işte o eşiktedir: Bir şeyin başladığı ve diğerinin bittiği, kimsenin cesaret edip de durmadığı o tam orta noktada.
Sakın unutma, sevgili dostum; otorite sana "kapı açıktır, içeri gir" dediğinde, aslında o kapının seni de dışarıya karşı hapsettiğini fark edebilmelisin. Şimdi git, kendi başlangıcını kendin yaz. Kimsenin senin eşiğine, yani özgürlüğüne bekçilik etmesine izin verme.