Thesauros Mythology İambe

İambe

İambe

Demeter’i neşelendiren İambe, keskin diliyle taşlamanın öncüsü olmuş ve adını vezne vererek edebiyatın hiciv dolu ritmini tarihe kazımıştır.

Pan ve Ekho’nun müşterek varlığı olan İambe, kral Keleos’un saray hiyerarşisinde görünmez bir hizmetçi konumuna yerleşmişti; ta ki yeraltı dünyasının karanlığında kaybolan kızını arayan Demeter, bu mülkiyet ve statü mekanına uğrayana dek. Tanrıçanın yasla ağırlaşan, iktidarın getirdiği o sarsılmaz ve mesafeli kederini, İambe kaba ama özgürleştirici mizahıyla dağıttı; efendinin mutlak ciddiyetini, kendi ritmik kışkırtmalarıyla yerle bir etti. O, saray düzeninin sessizliğine sızan o ilk taşlamanın sesiydi; sonraki asırlarda tragedyanın katı kalıplarını ve komedyanın düzen bozucu veznini şekillendirecek olan bu "iambos", aslında düzenin merkezine yerleşmiş olanın, iktidarın buyurgan dilini bir anlığına askıya alan o sarsıcı nezaketsizliğin adı oldu.
Silenos
Bak evlat, şöyle ateşin kenarına iyice yerleş, ayaklarını uzat. Bir zamanlar gökyüzü sakinlerinin dünyayı bugünkünden çok daha karışık, ama bir o kadar da neşeli kıldığı günlerde, Eleusis’in kralı Keleos’un sarayında yaşayan, pek de dikkat çekmeyen ama aslında dünyanın en keskin dilli kızlarından biri varmış: İambe.

Kırların neşeli ve birazcık da hırçın tanrısı Pan ile yankıların kızı Ekho’nun kızıydı o. Damarlarında biraz orman rüzgarı, biraz da dağların sesi vardı. Ama İambe’yi özel kılan şey, ne babasının flütü ne de annesinin tekrarladığı sözlerdi; o, insanı gülmekten yerlere yatıran ya da utancından kızartan o sivri şakalarıyla bilinirdi.

Bir gün, mevsimlerin koruyucusu, bereket tanrıçası Demeter buralara uğradı. Tabii o vakitler Demeter pek dertliydi, kızı Persephone’nin hasretiyle yüreği öyle bir yanıyordu ki, bastığı toprak çatlıyor, ağaçlar yas tutuyordu. Yüzü kaskatı, gözleri kederden buğulu bir halde saray kapısından içeri girdi. Saraydaki herkes korkudan nefesini tutmuş, tanrıçanın acısına saygıdan bir kelime bile edemiyordu. Herkes sessizliğin ağır örtüsü altında ezilirken, İambe sahneye çıktı.

O, kederin en koyu olduğu yerde, neşenin en ince kılıç gibi kullanılması gerektiğini bilenlerdendi. İambe, tanrıçanın önünde öyle bir gösteriye başladı ki; yaptığı el kol hareketleri, birbirine dolanan sözcükleri ve hayatın saçmalığıyla dalga geçen o komik, biraz arsız şakalarıyla Demeter’in omuzlarındaki kederi biraz olsun hafifletti. Tanrıça, belki de asırlardır ilk kez dudaklarının kenarında bir kıvrılma hissetti, sonra bu bir tebessüme, en sonunda da o meşhur kahkahasına dönüştü.

İşte o gün, sadece Demeter’in yüzünü güldürmedi İambe; aynı zamanda edebiyatın da kaderini değiştirdi. Onun o neşeli ve iğneleyici söz dizileri, sonradan "iambos" vezni dediğimiz, o kendine has ritmi olan şiirlerin temeli oldu. Bugün tiyatro sahnelerinde izlediğiniz o büyük tragedyalarda ya da kahkahalarla güldüğünüz komedilerde, oyuncuların ağzından dökülen o akıcı konuşma vezni, aslında İambe’nin tanrıçayı güldürdüğü o günün yankısıdır.

Kısacası evlat, bazen dünyayı kurtaran bir kılıç değil, doğru zamanda yapılmış bir şaka, bir insanın kederini iyileştiren en güçlü ilaçtır. İambe de bunu bilen, hayata her daim bir muziplik payı bırakanlardan biriydi. Hadi, şimdi bir yudum taze meyve suyu iç de, bir sonraki hikayeye kadar gözlerini biraz dinlendir. Dünya, bazen çok ciddiye alınmayacak kadar güzeldir, bunu sakın unutma.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme