Gelin bakalım, şöyle ateşin etrafına dizilin. Kulaklarınızı dört açın, size ışığı elinde tutan o neşeli yolcudan, İakkhos’tan bahsedeceğim.
Bazen insanlar ona bakıp "Bu delikanlı da kim?" diye sorarlar. Haksız da değiller, çünkü İakkhos biraz ele avuca sığmayan birine benzer. Eleusis denilen o kutsal topraklarda, başında mis kokulu mersin dallarından bir çelenkle, elinde sönmeyen bir meşale tutarak gökyüzü sakinlerinin izinden gidenleri aydınlatır. O yürürken "İakkhe!" diye bağırır ya insanlar, işte bu yüzden adı dile pelesenk olmuştur. Kimine göre Dionysos’un bir gölgesi, kimine göre onun Yunan topraklarındaki en neşeli yansımasıdır.
Ama işin aslına bakarsanız, kökeni bir bilmece gibidir; sanki rüzgarın nereden estiği belli olmayan bir sabah vakti gibi. Kimi yaşlılar, bereket tanrıçası Demeter’in gözünün nuru evladı derler ona. Kimileri, yeraltı dünyasının kraliçesi Persephone ile Zeus’un birleşmesinden doğan o gizemli Zagreus’un ta kendisi olduğunu fısıldar. Yani, bir bakarsınız toprağın bereketi olmuş, bir bakarsınız gökyüzünün en yüksek doruklarında şimşeklerin arasında parlamış.
Fakat en tuhafı, onun Phrygia topraklarından, yani bizim buralardan uzanan o eski masalıdır. Derler ki, bir zamanlar tanrı Dionysos ile Aura adında bir nympha’nın ikiz çocukları olmuş. Lakin Aura’nın başına gelenler, anlatması yürek burkan, acı bir hikayedir. O kederli anne aklını yitirince, ne yazık ki çocuklarından birine kıymış. İşte o anda, Zeus’un habercileri yetişmiş de İakkhos’u o uğursuz elden çekip almışlar. Onu uzun yollar aştırıp Eleusis’in koruyucu kadınlarına, Bakkha’lara teslim etmişler. Aura mı? O da üzüntüsünden kendini Sakarya Irmağı’na, yani o kadim Sangarios’a bırakmış. Şimdi ne zaman bir pınar görseniz, belki de o kederli annenin gözyaşları toprağa karışıp yeniden yeryüzüne çıkıyordur, kim bilir?
İşte İakkhos böyle biridir çocuklar; hem neşeli bir meşale taşıyıcısı, hem de acıların ve mucizelerin ortasında yeşermiş bir fidan. Bazen bir tanrı gibi yüce, bazen de bir çocuk gibi masum. Hayatın şarabı gibi; hem başınızı döndürür hem de acı-tatlı bir hakikati fısıldar kulağınıza. Şafak vakti yaklaşıyor, hadi, şimdi yatağa. Rüyalarınızda o meşalenin ışığını görürseniz, sakın korkmayın; o sadece yolunu arayanlara rehberlik eder.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak ufaklığım, şu kitaplarda yazan, kralların huzurunda fısıldanan masallarda anlatılmayan bir sır var... Çoğu bilge, İakkhos’tan bahsederken sanki o sadece törenlerde meşale taşıyan, başına mersin dalı takıp şarkılar söyleyen süslü bir figüranmış gibi konuşur. Ama kulağını iyice yanaştır da duy; otorite sahipleri, gerçeklerin üzerini her zaman çiçekli çelenklerle örtmeyi severler.
Dinle beni güzel yavrum, sistemin "tıpkı" dediği, "gölge" dediği her şey aslında sistemin korktuğu bir başkaldırıdır. İakkhos, Anadolu’nun tozlu yollarından, dizginlenemez bir neşe ve özgürlük ruhuyla çıkageldiğinde, Yunanistan’daki o katı düzen onu içine alıp bir "Eleusis tören nesnesi" haline getirmek istedi. Onu bir kalıba soktular, kimliğini karmaşaya boğdular; sanki o birinin oğlu, birinin kocası, birinin kopyasıymış gibi göstererek, o başı buyruk özgürlüğünü evcilleştirdiler.
Ah benim bilge evladım, gerçekler bazen bir ninniden daha hüzünlüdür. Aura’nın hikayesini biliyor musun? O, hırslı tanrıların oyunları arasında savrulan, ruhu parçalanmış bir annenin trajedisidir. İakkhos’un, o parçalanmışlığın ortasından kurtarılıp bir törenin maskesi yapılması, tarihin karanlık bir ironisidir. Aura’nın acısı bir nehre dönüşüp akarken, o nehrin sesi aslında "bizi kim yönetiyor, neden?" diye haykıranların sessiz çığlığıdır. Sangarios’un serin sularında bir pınar olmak, bir tanrının kölesi olmaktan daha onurlu bir başkaldırı değil midir?
Yetişkin kardeşim, sen de duy, İakkhos aslında "sorgulayanın" ta kendisidir. O, Zagreus’un parçalanmış hatırasından doğan, ama sisteme asla tamamen eklemlenemeyen o aykırı sestir. Elindeki meşale, sadece kutsal bir alayı aydınlatmaz; o meşale, sarayların ve tapınakların karanlık köşelerine sokulması yasak olan hakikatin ışığıdır. Şaraptan bir yudum alırken, o neşenin altında yatan, düzenin dayattığı o ağır sessizliğe karşı bir gülüş olduğunu hatırla.
Unutma canımın içi, kimse sana birinin "tıpkısı" ya da "yansıması" olduğunu söylerse, bil ki o kişi senin özgünlüğünden korkuyordur. İakkhos, o mersin çelenklerinin ardındaki asidir. Kralların tarihi onu bir figüran gibi gösterse de, o aslında bizzat yaşamın kendisidir; parçalanmış, kurtarılmış ve sonunda kendi sesini bulmuş olan o kadim, yaralı neşe.