Thesauros Mythology Hypsikreon

Hypsikreon

Hypsikreon

Karısı Neaira tarafından aldatılan Hypsikreon, Naksos’a kaçan eşini ikna edemeyince, bu aşk ihaneti uğruna şehriyle savaşa tutuşan talihsiz bir Miletoslu.

Geç antikçağ anlatılarının bir parçası olan Miletos öyküleri, Hypsikreon’un hikayesini kendi iktidar sınırları içinde saklar. Naksoslu Promedon’u hanesinde ağırlayan Hypsikreon için konukluk, mülkiyetin ve ev içi hiyerarşinin doğal bir uzantısıdır; ancak Neaira’nın bu düzenin dayattığı sadakatten sıyrılarak kendi arzusunu eyleme dökmesi, söz konusu evcimen otoritede gedikler açar. Hypsikreon’un evdeki varlığı bir yasa gibi işlerken, kadın bu yasayı yokluğunda aşarak Promedon’la birlikte Naksos’a sığınır. Adadaki tapınak, Neaira’nın kendi iradesiyle kurduğu yeni bir sığınağa dönüşürken; Hypsikreon’un onu geri istemesi, aslında kaybolan mülkiyet duygusunun bir tezahürüdür. Naksosluların kadına zor kullanılamayacağını bildiren kararı, yerel otoritenin kendi sınırlarını koruma refleksidir; bu durum karşısında Hypsikreon’un kişisel olanı devletler arası bir savaşa, yani kaba gücün meşrulaştırıldığı bir tahakküm mekanizmasına dönüştürmesi, bireysel bir kaybın nasıl kolektif bir yıkıma kanalize edildiğinin trajik bir kanıtıdır.
Silenos
Şöyle bir diz çökün bakalım, ateşin etrafına doluşun. Kulaklarınızı kabartın, zira anlatacağım hikaye biraz tozlu, biraz da kalp sızlatan cinsten. Eskilerin Miletos denilen o güzel şehrinde, Hypsikreon adında bir adam yaşarmış. Adı biraz zor söylenir, bilirim ama dili damağına değdiği an, sanki bir kahramanın ayak seslerini duymuş gibi olursunuz.

Hypsikreon, kapısı herkese açık, sofrası bereketli bir adammış. Bir gün yolu Miletos’a düşen Promedon adında bir Naksoslu’yu evinde misafir etmiş. Hani şu rüzgarın ve denizin efendisi olan o meşhur adadan gelen konuğu... Gelgelelim, evdeki hesap her zaman çarşıya uymaz. Hypsikreon’un karısı Neaira, kalbini konuğun rüzgarı çarpmış bakışlarına kaptırıvermiş. Kocası evde olduğu sürece sesini çıkarmamış, uslu durmuş ama gökyüzü sakinleri ne der bilirsiniz; "aşk, dizginlenemeyen bir attır."

Bir gün Hypsikreon evde yokken, Neaira o meşhur cüretiyle Promedon’un karşısına dikilmiş ve gönlündeki ateşi dışarı salmış. Promedon da elbet buna karşı koyamamış; el ele vermişler, sevgililerin gizli limanı olan o Naksos adasına kaçıvermişler. Bir tapınağın huzurlu gölgesine sığınmışlar, sanki Tanrılar onları kutsamış gibi.

Hypsikreon, döndüğünde boş yatakla karşılaşınca ne yapsın? Öfkesi, en koyu üzüm suyundan daha keskin, kalbi ise delik deşik... Atlamış teknesine, Naksos’un kıyılarına varmış. Ancak Naksosluların kanunları çetindir, "Burada zorbalığa yer yok," demişler. "Eğer karını ikna edebilirsen, koluna girer götürürsün. Ama bir damla bile zor kullanırsan, bizi karşında bulursun!"

Hypsikreon, karısının kapısını çalmış, dil dökmüş, yakarmış, sevgi sözcüklerini bir bir önüne sermiş. Ama Neaira’nın gözleri artık başka bir ufka, başka bir limana bakıyordu. İkna olmamış, dönememiş.

Bazen insanlar, gönüllerinde kopan fırtınayı durduramayınca, koca şehirlere savaş açarlar. Hypsikreon da öyle yapmış. "Madem sözüm geçmiyor," demiş, "o vakit kılıcım konuşsun!" Dönmüş Miletos’una, toplamış ordusunu ve Naksos’a doğru yelken açmış. Bir kadının kalbi için, binlerce adamın kılıç şakırtısının başlamasına sebep olmuş.

İşte böyle çocuklar; aşk dediğin bazen bir yuvanın neşesidir, bazen de bir şehri ateşe verecek kadar kör bir hırstır. Hayat, şarabın tortusu kadar karmaşık, bir o kadar da acı tatlıdır. Şimdi, o ateşin ışığında kendi payınıza düşeni alın ve düşünün: Birini ikna edemediğinizde, zorla mı alırsınız, yoksa rüzgara bırakıp gidişini mi izlersiniz?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme