Şöyle bir diz çökün bakalım, ateşin etrafına doluşun. Kulaklarınızı kabartın, zira anlatacağım hikaye biraz tozlu, biraz da kalp sızlatan cinsten. Eskilerin Miletos denilen o güzel şehrinde, Hypsikreon adında bir adam yaşarmış. Adı biraz zor söylenir, bilirim ama dili damağına değdiği an, sanki bir kahramanın ayak seslerini duymuş gibi olursunuz.
Hypsikreon, kapısı herkese açık, sofrası bereketli bir adammış. Bir gün yolu Miletos’a düşen Promedon adında bir Naksoslu’yu evinde misafir etmiş. Hani şu rüzgarın ve denizin efendisi olan o meşhur adadan gelen konuğu... Gelgelelim, evdeki hesap her zaman çarşıya uymaz. Hypsikreon’un karısı Neaira, kalbini konuğun rüzgarı çarpmış bakışlarına kaptırıvermiş. Kocası evde olduğu sürece sesini çıkarmamış, uslu durmuş ama gökyüzü sakinleri ne der bilirsiniz; "aşk, dizginlenemeyen bir attır."
Bir gün Hypsikreon evde yokken, Neaira o meşhur cüretiyle Promedon’un karşısına dikilmiş ve gönlündeki ateşi dışarı salmış. Promedon da elbet buna karşı koyamamış; el ele vermişler, sevgililerin gizli limanı olan o Naksos adasına kaçıvermişler. Bir tapınağın huzurlu gölgesine sığınmışlar, sanki Tanrılar onları kutsamış gibi.
Hypsikreon, döndüğünde boş yatakla karşılaşınca ne yapsın? Öfkesi, en koyu üzüm suyundan daha keskin, kalbi ise delik deşik... Atlamış teknesine, Naksos’un kıyılarına varmış. Ancak Naksosluların kanunları çetindir, "Burada zorbalığa yer yok," demişler. "Eğer karını ikna edebilirsen, koluna girer götürürsün. Ama bir damla bile zor kullanırsan, bizi karşında bulursun!"
Hypsikreon, karısının kapısını çalmış, dil dökmüş, yakarmış, sevgi sözcüklerini bir bir önüne sermiş. Ama Neaira’nın gözleri artık başka bir ufka, başka bir limana bakıyordu. İkna olmamış, dönememiş.
Bazen insanlar, gönüllerinde kopan fırtınayı durduramayınca, koca şehirlere savaş açarlar. Hypsikreon da öyle yapmış. "Madem sözüm geçmiyor," demiş, "o vakit kılıcım konuşsun!" Dönmüş Miletos’una, toplamış ordusunu ve Naksos’a doğru yelken açmış. Bir kadının kalbi için, binlerce adamın kılıç şakırtısının başlamasına sebep olmuş.
İşte böyle çocuklar; aşk dediğin bazen bir yuvanın neşesidir, bazen de bir şehri ateşe verecek kadar kör bir hırstır. Hayat, şarabın tortusu kadar karmaşık, bir o kadar da acı tatlıdır. Şimdi, o ateşin ışığında kendi payınıza düşeni alın ve düşünün: Birini ikna edemediğinizde, zorla mı alırsınız, yoksa rüzgara bırakıp gidişini mi izlersiniz?
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Gel bakalım küçük yolcu, yanıma otur. Şu elimdeki kadehte kalan birkaç damla şarap, sadece neşeyi değil, zamanın tozlu raflarında saklanan buruk gerçekleri de hatırlatır bana. Bak evlat, masallarda sana anlatılan o parıltılı kahramanların, o "haklı" kralların ardında ne kirli oyunlar döndüğünü hiç düşündün mü? Herkesin bildiği o süslü tarih kitapları, Hypsikreon’un adını sadece bir kurban gibi anar; ama gel, seninle şu Miletos’lu adamın ve Neaira’nın hikayesinin perde arkasını biraz aralayalım.
Hypsikreon, evinin kapısını Promedon’a açtığında, aslında kendi krallığını kurduğunu sanıyordu. Neaira ise... ah benim güzel evladım, Neaira o devirde bir kadının sahip olabileceği tek şeyin "sessizlik" olduğu bir sistemin içindeydi. Neaira, o adalı konuğa tutulduğunda aslında sadece ona değil, kendi üzerindeki o görünmez zincirlere de vurmuştu darbeyi. Kocasının yokluğunu bir özgürlük anı bilip Promedon’a gittiğinde, aslında bir tapınağın kutsal gölgesine, yani otoritenin bile zorla giremeyeceği o tek sığınağa kaçtı.
Şimdi iyi dinle güzel çocuğum, burası çok önemli: Hypsikreon Naksos’a gittiğinde, adalılar ona ne dedi biliyor musun? "Onu ikna edersen senin olur, zor kullanmak ise yasaktır." Bu, otoritenin en sahte maskesidir! Sözde bir "adalet" oyunu, oysa kadını bir eşya gibi geri istemeye gelmiş bir adama, onu ikna etme sorumluluğunu yıkmak... Sanki Neaira’nın kendi iradesi, kocasının bir mülküymüş gibi.
Hypsikreon, Neaira’yı ikna edemeyince ne yaptı dersin? Başkalarının canını, Miletos’un gençlerini, hiç tanımadıkları bir kadının kaderi yüzünden savaşa sürükledi. Krallar ve iktidar sahipleri böyledir azizim; kendi küçük hırsları, kendi ego kırıklıkları uğruna şehirleri ateşe vermekten, binlerce insanın huzurunu bozmaktan çekinmezler. Bir kadının "hayır" cevabını kabullenemeyen bir adamın, koca bir orduyu kıyıma sürüklemesi... İşte tarihin üzerine basılıp geçilen, o karanlık ve hüzünlü gerçeği budur.
Sistem, Neaira’yı sessizliğe hapsetmek istedi, Hypsikreon ise o sessizliği bozmak için dünyayı kana boyamak istedi. Gerçek, Neaira’nın o tapınakta kendi iradesiyle kalmasında saklıydı; geri kalan her şey, sadece güçlülerin güçsüzler üzerinde kurduğu o kadim ve hantal oyunun gürültüsünden ibaretti. Unutma evladım; bazen en büyük "savaşlar", aslında sadece tek bir insanın kendi içindeki o koca "hayır" diyebilme cesaretini bastırmak için başlatılır.