Gelin bakalım küçük dostlarım, şöyle bir kenara ilişin. Şu yaşlı Silenos'un dizleri biraz ağrır ama hikayelerim hala taptazedir, bir kadehlik keyif verir insana. Bugün size, güneş battığında dünyanın üzerindeki tülü usulca çeken o gizemli gölgeyi, Hypnos’u anlatayım.
Bakın, öyle her tanrı gibi pırıltılı saraylarda oturmaz o. Anası, yani o uçsuz bucaksız karanlığın sahibi Nyks, onu ve kardeşi Thanatos’u dünyanın ta derinlerinde, Tartaros denilen o güneş ışığının asla uğramadığı kuytu bir yerde dünyaya getirmiştir. İki kardeş, birbirine hem çok benzer hem de hiç benzemezler. Biri, yani Ölüm, tunçtan bir yüreğe sahiptir; pençesine düşen bir daha kurtulamaz. Ama Hypnos... Ah, Hypnos başkadır! O, sırtında tatlı bir huzurla dolaşır. İnsanların yorgun omuzlarına bir kuş tüyü gibi konar ve kaşlarını çatmış o koca dünyayı bir anlığına susturur.
Tabii, bu işi yapmak her zaman kolay değildir. Bir keresinde Hera, şu gökyüzü saraylarının kraliçesi, Zeus’u biraz sakinleştirmekdaha doğrusu, biraz uzaklaştırmakistemiş de Hypnos’un kapısını çalmıştı. Hypnos bir zamanlar Herakles’i uyutmaya kalktığında Zeus’tan öyle bir zılgıt yemişti ki, yine de o devasa tanrının kaşlarını çattığını görünce ödü kopmuştu. Ama Hera bu, hem güzelliğiyle hem de vaatleriyle aklını çelmeyi bilir. Ona Kharit’lerden birini, yani güzellik ve zarafetin en tatlısını eş olarak söz verince, Hypnos "peki" dedi.
Nasıl mı gizlendi? İda Dağı’nın en yüksek çam ağacına tırmandı. Öyle bir saklandı ki, Zeus bile fark etmedi. Hatta insanlar ona "Kymindis" der, tanrılar ise "Khalkis". İnce sesli, küçük bir kuş kılığına girip dalların arasına sindi ve Zeus uykuya daldığında, o tatlı huzuru tüm dünyaya yaydı.
Bir de şu Latmos Dağı’ndaki çoban Endymion meselesi var... Kimileri Hypnos’un ona tutulduğunu söyler. Sevdiği çobanın gözlerini öyle bir mühürlemiştir ki, delikanlı hep uyur ama gözleri hep açıktır. Neden mi? Hypnos sevgilisinin o masum bakışlarını gece boyu doyasıya seyredebilmek için yapmış bunu.
İşte böyledir Hypnos. Kimine göre karanlık bir köşede pusuda bekleyen bir gölge, kimine göre yorgun bir zihnin en iyi dostu. Şuraya bakın, gün yavaş yavaş kararıyor, rüzgar dalların arasında fısıldamaya başladı bile. Belki de Hypnos, sizin göz kapaklarınıza dokunmak için sessizce aramızda dolaşıyordur, ne dersiniz?
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak küçük yolcu, masallarda anlatılmayan bir sır var; gecenin karanlığında gizlenen o yumuşak örtünün ardında, kralların bile diz çöktüğü bir hakikat yatar. Dinle beni güzel yavrum, zira dünya dedikleri bu tiyatro sahnesinde ipleri kimin tuttuğunu bilmek, özgürlüğün ilk adımıdır.
Hypnos... İnsanların “tatlı uyku” dediği o kadim tanrı, aslında sadece bir dinlenme değil, bir duruştur. Hesiodos ona karanlık bir çehre çizer, Tartaros'un o güneş görmeyen dehlizlerine hapseder. Oysa Hypnos, Nyks'in (Gece) evladıdır; hani şu sistemin ışığıyla göremediği, gölgelerin içindeki derin bilgelik. Bir yanda Thanatos (Ölüm) vardır; yüreği tunçtan, soğuk ve tavizsiz. Diğer yanda ise Hypnos; insanlara huzur fısıldayan, onları kralların buyruklarından, orduların gürültüsünden çekip alan o gizli kaçış kapısı.
Biliyor musun evladım, tepedeki o devasa oturanlar, yani tanrılar ve onların yeryüzündeki gölgeleri olan krallar, Hypnos'tan her zaman korkmuşlardır. Çünkü uyuyan insan, itaat etmeyen insandır. Hera gibi hırslı bir figür, Zeus'un o sarsılmaz iradesini bile ancak Hypnos'un kanatlarıyla uyuşturabileceğini bilir. Kendi çıkarları için o masum tanrıyı nasıl da bir pazarlık malzemesi yaparlar; bir ödül vaat ederler, bir yasak hatırlatırlar. Bir tanrının bile, başkalarının hırsına alet edilmekten kurtulamadığı bir düzende, acaba biz ölümlüler neden bu kadar kolay boyun eğeriz?
Kymindis kuşu kılığına girip, o çam ağacının tepesinden aşağıya, o karmaşanın ortasına bakarken neler düşünüyordu dersin? Belki de tek isteği, tanrıların kavgalarından uzak kalmaktı.
Ve o Endymion masalı... İnsanlar buna bir aşk hikayesi der, geçerler. Oysa düşün, genç bir çobanın gözlerini açık tutarak uyuması, sistemin ona dayattığı uyanıklık maskesidir. Hypnos, sevgilisine kıyamadığı için ona bir tür sonsuz huzur bahşetmiştir; belki de onu o bitmek bilmeyen yaşam mücadelesinden, o koca sistemin çarklarından sonsuza dek korumak istemiştir.
Şarap kadehimdeki son damla gibi berraktır bu gerçek: En büyük isyan, bazen en derin uykuda gizlidir. Kralların emirlerini duymamak, hırslarını paylaşmamak ve kendi rüyanda bir krallık kurmak... İşte gerçek özgürlük budur, minik bilge. Şimdi gözlerini kapa; çünkü dünya ancak sen onu görmezden geldiğinde, gerçekten olduğun gibi sana boyun eğer.