Thesauros Mythology Hymnos

Hymnos

Hymnos

Nikaia’ya tutkusuyla yanan Phrygia'lı çoban Hymnos, aşkına karşılık bulamayıp nympha’nın okuyla can verince tüm doğayı yasa boğmuş genç bir aşık.

Phrygia topraklarının sessiz bir köşesinde sürü güden Hymnos, varlığını doğanın ritmiyle harmanlamış bir çobandır. Arzusu, Artemis’in hiyerarşik düzenine sadık kalan, yabani ve ulaşılamaz nympha Nikaia’ya yöneldiğinde, kutsal kabul edilen o disiplinli mesafenin sınırlarını ihlal eder. Nikaia, aşkı bir zayıflık ve iradeyi zedeleyen bir tahakküm biçimi olarak kodladığı için, kendisine dayatılan bu duygusal talebi, sahip olduğu ayrıcalıklı gücü kullanarak şiddetle reddeder. Çobanın dile getirdiği o saf talep, Nikaia’nın elindeki yayla bir infaza dönüşür; ok, sadece bir bedeni değil, kurulu nizamın çizdiği sınırları aşmaya cüret eden o kontrolsüz arzu kıvılcımını da söndürür. Hymnos’un trajik sonu karşısında yükselen doğa yasları ve Artemis’in soğuk merhameti, aslında güç odaklarının kendi arzuları dışındaki her türlü başkaldırıya karşı gösterdiği o geçici ve estetize edilmiş ağıttan ibarettir; zira otorite, kendi alanı dışına taşan her türlü özgürlük arayışını ancak ölümün soğukluğuyla sükunete kavuşturabilir.
Silenos
Eski zamanlarda, Phrygia’nın kekik kokulu yamaçlarında Hymnos adında bir çoban yaşardı. Öyle kibirli, öyle gösterişli biri sanma onu; sadece gözlerinde güneşin doğuşu gibi bir parıltı, kavalında ise rüzgarın en derin sırları vardı. Hymnos, dağların serin gölgelerinde dolaşan Nikaia’ya gönlünü kaptırmıştı. Nikaia, Artemis’in en hızlı koşan, en keskin gözlü yoldaşlarından biriydi. Öyle bir nympha düşün ki, bir geyik kadar ürkek, bir şelale kadar da hırçındı.

Nikaia, aşka kapılarını sıkı sıkıya kapatmıştı. "Aşk mı?" derdi sanki, "O da ne? Benim tek yoldaşım yayım ve okumdur." Kalbi sanki buz tutmuş bir pınar gibiydi; yanına hiçbir erkeğin yaklaşmasına izin vermez, yaklaşanı da en sert bakışlarıyla oradan kovardı.

Bizim Hymnos, gençliğin verdiği o gözü pek cesaretle, bir gün dayanamadı. Kalbindeki sızıyı artık kavalının ezgilerine sığdıramaz olmuştu. Nikaia’nın karşısına çıktı, diz çöktü ve ona olan sevdasını anlattı. Kelimeleri, yaz güneşinin altında eriyen kar gibi içtendi. Ama Nikaia için bu, bir sevda ilanı değil, bir saldırı gibiydi. Öfkesi, gökyüzü sakinlerinin bile ürperdiği bir fırtınaya dönüştü. O hiddetle yayını çekti ve nişan aldı.

Bir ok sesi yankılandı dağlarda. Hymnos, o sevgi dolu gözlerini son kez kapatıp yere yığıldığında, doğa bir anlığına durdu. Sanki zaman, o delikanlının son nefesiyle birlikte donup kaldı. Dağlardaki çınarlar yapraklarını döktü, akan sular sessizliğe büründü. Hatta avcılıkta üzerine olmayan, kalbi taştan sanılan Artemis bile, bu genç çobanın cansız bedeni karşısında gözyaşlarını tutamadı.

Demem odur ki evlat; bazen en saf sevgi bile, nasır tutmuş bir kalbin sertliğine çarptığında hüzünlü bir şarkıya dönüşür. Hymnos, o günden sonra sadece toprağın altında değil, rüzgarın fısıltısında ve dağların sessizliğinde yaşamaya devam etti. İşte böyle; hayat bazen bir yudum bal, bazen bir damla acıdır. Ama unutma, arkasında bir hikaye bırakanın ruhu asla tam anlamıyla ölmez.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme