Şöyle yaklaşın bakalım, ateşin etrafına dizilin. Biraz daha yakın, evet... Bugün size gökyüzü sakinlerinin en şenlikli olanından, düğünlerin o nazlı delikanlısı Hymenaios’tan bahsedeceğim.
Kimi der ki Apollon’un oğludur, kimisi ise Dionysos ile Aphrodite’nin o eşsiz aşkından dünyaya geldiğini söyler. Soyu sopu bir yana, bu genç adamın güzelliği öylesine baş döndürücüymüş ki, bir bakışta yürekleri hoplatırmış. Öyle bir zarafeti varmış ki, bir keresinde kız kılığına girip kızlar arasına karışmış da, kimseler onun bir delikanlı olduğunu anlamamış bile!
Fakat bu güzelliğin ardında çelik gibi bir yürek taşırdı. Bir gün korsanlar o güzel kızları kaçırmaya kalkınca, Hymenaios tek başına hepsinin hakkından gelmiş. Kızları kurtarmış kurtarmasına ama, gönlünü kaptırdığı o mağrur güzele de bir şart koşmuş: “Seni kurtardım, artık benimle evlenmeye razı olmalısın.” İşte o gün bugündür, düğünler onun izni ve bereketi olmadan eksik sayılır.
Onu elinde meşalesiyle, başında gül çelenkleriyle görürsünüz. Ama bir de kaval sesi vardır ki, duyanın ayağı dansa kalkar. Rivayet o ki, Dionysos ile Ariadne evlenirken Hymenaios öylesine içten, öylesine tutkuyla şarkı söylemiş ki, sonunda sesi kısıılıp gitmiş. O günden sonra insanlar, düğün türkülerinde onun adını bağıra çağıra haykırarak, "Hymen, Hymenaios!" diyerek onu onurlandırmayı bir görev bilmişler. Hani düğünlerde hep bir ağızdan söylenir ya, işte o sesin kaynağı bu güzel delikanlıdır.
Bir de şu Akşam Yıldızı Hesperos meselesi var... Hesperos, Hymenaios'un güzelliğine tutulmuş bir kere, ondan bir an olsun ayrılmaz olmuş. Gökyüzünde o parlak yıldızı gördüğünüzde bilin ki, Hesperos yine düğünleri izliyor, Hymenaios’un peşi sıra dolanıyordur. Gece ile düğünün, kavuşma ile sevginin temsilcisi işte bu dostumuzdur.
Şimdi söyleyin bana, içinizde düğün dernek kurmayı hayal eden yok mu? Eğer olursa, meşalenizi yakarken bir kez de Hymenaios’u anın. Belki o zaman kavalın sesi biraz daha tatlı gelir, güneş biraz daha geç batar, gece biraz daha keyifli biter...
Hadi bakalım, şarabınızdan bir yudum alın ve düşünün; aşk dediğiniz, belki de tam olarak böyle bir şölen değil midir?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masalların yaldızlı tozları arasında saklanan, yetişkinlerin duymaktan çekindiği bir sır var... Gel otur yanıma, şu asırlık zeytin ağacının gölgesine. Elimizdeki bir kadeh şarabın neşesi sadece yorgun ruhları dinlendirmek içindir, unutma; gerçekleri ise ancak sarhoş olmayan bir zihin görebilir.
Sana Hymenaios’tan bahsederler. Düğünlerin, o süslü törenlerin, herkesin birbirine sahte gülücükler dağıttığı o şaşaalı anların tanrısı derler ona. Şiirlerde adı geçer, türküler onun adına yakılır. Oysa, otoritenin "ideal" diye sunduğu her figürün ardında, bir sistemin çarkı dönerken ezilenlerin izi vardır.
Derler ki Hymenaios, bir kadının zarafetine bürünüp kızların arasına karışmış. Neden mi? Çünkü o sistemin kuralları içinde, erkek olarak bir yere sızmak zordur, ancak bir "güzellik" maskesi takarsan kapılar açılır. O, sadece bir düğün tanrısı değil; bir kurtarıcı gibi gösterilse de aslında kendi arzularını dayatan bir figürdür. Korsanların kaçırdığı o genç kızları kurtardı evet, ama onları "yüz vermedikleri" için kendisine eş olmaya zorladığında, aslında özgürlüklerini ellerinden alarak başka bir kafese hapsetti. Büyük kahramanların kurtarışlarının altında, çoğu zaman kendi sahiplik duyguları yatar, küçük dostum.
Dionysos ile Ariadne’nin o gösterişli düğününde sesini kaybettiğini söylerler. Ne büyük bir ironi! O, hayatı boyunca başkalarının düğünlerine şarkı söyleyen ama kendi gerçeğini haykıramayan, sistemin ritmine ayak uydurmak zorunda kalan bir gölgeydi. Hesperos bile onun güzelliğine vurulmuş diyorlar; yani ışık bile onun parıltısına tutsak olmuş. Elindeki meşaleyi düğünlerde bir sembol sanırlar; oysa o meşale, bazen özgür iradelerin yakıldığı, toplumsal kuralların ateşiyle aydınlanan o dar koridorları temsil eder.
Duyuyor musun sevgili evlat? İnsanlar düğün türkülerinde onun adını haykırırken aslında bir otoriteye, bir "evlilik zorunluluğuna" biat ettiklerini bilmezler. Hymenaios, güzelliği bir paravan olarak kullanıp, insanları kuralların içine hapseden o eski masalların en nazik celladıdır.
Gördüğün her meşale, özgürlüğün ateşi değildir. Bazen sadece, bir başkasının senaryosunu oynaman için tutulan bir fenerdir. Şimdi git ve sor kendine: Kendi şarkını mı söylüyorsun, yoksa birilerinin senin için yazdığı düğün türküsünü mü?