Şöyle yanıma kıvrılın bakalım, biraz soluklanalım. Bugün size, hani o burnunuz sürtüldüğünde, ateşiniz çıktığında ya da diziniz kanadığında, aslında görünmez bir elin başınızı okşamasını sağlayan o zarif varlıktan bahsedeyim. Adı Hygieia... İsimlerin de bir ağırlığı vardır, bilirsiniz; onun adı düpedüz "sağlık" demek.
Hygieia, o ünlü hekim tanrı Asklepios’un kızıdır. Babasının sağ kolu, dert ortağı, şifalı otları en iyi bilen yardımcısıdır. Ama sakın onu sadece insanlarla uğraşan biri sanmayın! Dağdaki o huysuz keçinin, ormanda yaralanmış bir geyiğin ya da kanadı kırık bir kuşun başına bir şey gelse, Hygieia hemen orada biter. Gökyüzü sakinleri arasında şifaya dair ne varsa, o hepsinin sırrına vakıftır.
Şimdi biraz dikkatli dinleyin, çünkü burada işler ilginçleşiyor. Bu genç hanımı ne zaman bir mermer sütunda ya da eski bir vazoda görseniz, yanında mutlaka bir yılan görürsünüz. "İyy, yılan mı?" diye suratınızı buruşturmayın hemen! Bizim dünyamızda yılan, toprağın derinliklerini, yerin altındaki o kadim ve gizli bilgileri temsil eder. O kıvrımlı, çevik dostu; yer altında olup biten her şeyi, bitkilerin köklerindeki o gizli yaşam enerjisini bilir. Hygieia da işte o bilge yaratıkla omuz omuza yürür. Bir elinde şifalı bir kase, yanında ise o kıvrımlı, zeki dostu... Hani bazen bir lokma ekmeğin yanında içilen o tatlı üzüm suyu kadar ferahlatıcı, bazen de bir bahar sabahı kadar taze bir enerji taşır.
İşin tuhaf tarafı nedir, biliyor musunuz? Hygieia hakkında, hani o kahramanların başına gelen büyük kavgalar, bitmeyen kovalamacalar ya da dramatik vedalar gibi destansı bir efsane duymazsınız. O, gürültü patırtıyı sevmez. Öyle krallıklar devirmez, yıldırımlar savurmaz. Onun "hikayesi" aslında her gün, sessiz sedasız işini yapmasında gizlidir. O, dünyanın çarkları tıkır tıkır dönsün, yeryüzündeki hiçbir canlı solmasın diye uğraşan görünmez bir işçidir.
Yani evlatlarım, bir dahaki sefere kendinizi iyi hissettiğinizde, o derin nefesi rahatça alabildiğinizde, Hygieia'nın o sessiz, yılanlı asasını elinde tutup gülümsediğini hayal edin. Her şeyin başı sağlıktır derler ya, işte o başın üzerindeki tacı taşıyan da odur.
Hadi bakalım, şimdi gidin biraz güneşin tadını çıkarın. Unutmayın, gökyüzü sakinleri bile bazen şöyle bir derin nefes almanın, kırlarda koşmanın kıymetini bilirler.
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Dinle beni güzel çocuk, kulaklarına fısıldayacağım bu hikaye, tapınakların altın kaplı duvarları ardında gizlenen o tozlu parşömenlerde yazmaz. Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var: Bazen en büyük şifa, aslında en büyük hapsediliştir.
Adı Hygieia... İnsanlar onun adını bir fısıltı gibi, kutsal bir huzurla anarlar. O, Asklepios’un kızı; babasının gölgesinde, her dertliye şifa dağıtan o duru ışık. Peki, hiç düşündün mü küçük dostum, neden onun hakkında anlatılacak tek bir destan, tek bir kahramanlık hikayesi bile yoktur? Neden sadece babasının yanında bir süs gibi durur? Krallar ve tanrılar, sağlık denince sadece onun ellerindeki o serinliği isterler ama onun kendi iradesine dair tek bir satır bile bırakmazlar.
Evlat, o yılanla neden beraberdir biliyor musun? Yılan, toprağın derinliklerinden gelen o eski ve yabanıl özgürlüktür. Hygieia, yeraltının o kadim bilgisini taşır, hayvanların dilini bilir ve insanın içine düşen o büyük boşluğu şifalandırmaya çalışır. Ancak onu bir 'yardımcı' olarak konumlandıran sistem, Hygieia’nın o engin zihnini sadece 'hizmet' ile sınırlamıştır. O, kendi başına bir özne değil, otoritenin kurduğu o devasa şifa çarkının dişlilerinden biri haline getirilmiştir. Sanki bir kadının aklı, sadece bir başkasının başarısına hizmet etmek için varmış gibi...
Sana bir sır vereyim; bazen bir elin acısını dindirmek, o elin tekrar bir kılıç tutup başkalarını yaralamasına izin vermektir. Hygieia’nın sessizliği, belki de bu acı gerçeği bilmenin ağırlığındandır. O, şifayı sunar ama şifanın kime gittiğini sorgulaması bile yasaklanmıştır. Tıpkı şarabın tortusunun dibe çökmesi gibi, gerçeğin tortusu da bu sessiz figürlerin hikayelerinde saklıdır.
Unutma küçük gezgin; otorite sana 'sağlık' derken, aslında seni sadece sistemin içinde daha uzun süre 'iş görebilmen' için onarmak ister. Hygieia, o yılanın bilgeliğiyle belki de her şeyi görüyordu; ama anlatmasına, yani kendi mitini yaratmasına asla izin verilmedi. Şimdi git ve düşün; gerçek bir şifacı mısın, yoksa sadece onarılmış bir oyuncak mı?
İşte evlat, hayatın o buruk ama berrak neşesi, tam da bu soruların kıyısında, yılanın sessiz kıvrımlarında saklıdır.