Bak evlat, şöyle otur yanıma. Bak, yıldızlar nasıl da kırpışıyor bu gece, değil mi? Gökyüzünün o uçsuz bucaksız atlasında, her bir ışık aslında yaşanmış bir hikayenin mühürlü halidir. Şimdi sana, Atlas’ın oğlu, o genç ve aceleci Hyas’ın masalını anlatacağım.
Hyas, göklerin yükünü omuzlarında taşıyan o koca dev Atlas ile denizlerin kızı Pleione’nin gözbebeğiydi. Evde bir sürü kız kardeşi vardı; hani şu Pleiad’lar ve Hyad’lar dediğimiz, saçları yıldız tozundan örülmüş kızlar. Hyas, bir evin tek erkek çocuğu olmanın verdiği o bitmek bilmeyen merakla büyüdü. Yerinde duramazdı, elinde yayı, zihninde hep uzak diyarların rüzgarı eserdi.
Bir gün, güneşin toprağı kavurduğu Libya topraklarına düştü yolu. Gençtir işte, kanı deli akar; avlanmak istedi. Ama unutma evlat, doğa sadece bizim oyun bahçemiz değildir; o hem bir ana hem de sert bir öğretmendir. Ormanın derinliklerinde, yaprakların arasında sinsi bir kıpırtı oldu. Kimi der ki dişli bir aslandı, kimi kaplan; bazıları ise o toprakların sessiz bekçisi, zehirli bir yılanın Hyas’ın sonunu hazırladığını söyler. Kesin olan şu ki; genç Hyas, o gün o topraklara, geri dönemeyeceği bir uykuya daldı.
Haberi aldıklarında kız kardeşlerinin feryadı yerle göğü inletti. Öyle bir yas tuttular ki, yanaklarından süzülen gözyaşları sanki kurumadı, gökyüzüne birer inci gibi asıldı. Gökyüzü sakinleri, özellikle de bulutların tepesindeki o büyük ihtiyar Zeus, bu kardeş sevgisine kayıtsız kalamadı. İnsan ömrü bir kadeh şarap kadar kısa ve çarçabuk biter, ama gökyüzü ebedidir. Zeus, kardeşlerin acısını dindirmek ve onları birbirlerine sonsuza dek bağlamak için, Hyas’ı ve kederli kız kardeşlerini göğe, yıldızların arasına yerleştirdi.
İşte bugün biz "Hyades" dediğimiz o yıldız kümesine baktığımızda, aslında bir gencin hatırasını ve kardeşlerinin bitmeyen sevgisini görürüz. Gökyüzündeki her yağmur, sanki o gün dökülen o kederli gözyaşlarının yeryüzünü tazelemesidir.
Şimdi, gözlerini kapat da hayal et; Hyas hala oralarda, kız kardeşlerinin arasında, yıldızların o huzurlu sessizliğinde avlanıyor. Dünya dedikleri yer, bir geçiş durağıdır evlat; asıl kalıcı olan, böyle hikayelerle hatırlananlardır. Haydi, başka bir yıldıza doğru bakalım şimdi, ne dersin?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, masallarda sana hep gökyüzündeki yıldızların tanrıların bir lütfu olduğunu anlatırlar, değil mi? Ama o parlayan ışıkların ardındaki gölgeleri hiç fısıldadılar mı sana? Gel, şarap kadehimi bir kenara bırakıp sana Hyas’tan bahsedeyim; o, tanrıların oyun bahçesinde ezilen küçük bir fidandı.
Hyas, koca Atlas'ın ve Pleione’nin oğluydu. Saraylıların, kudretli babaların görkemli dünyasında, kendi halinde bir gençti. Sana “yılanın ısırığıyla öldü” veya “yırtıcı bir kaplanın pençesine düştü” diyecekler; sanki Libya’nın o uçsuz bucaksız topraklarında doğa, sadece onu avlamak için oradaymış gibi. Oysa evlat, gerçek daha farklı. O, sistemin dişlileri arasında ezilen, gücün sahiplerinin hırslarının gölgesinde kaybolan binlerce çocuktan sadece biriydi. Kimi zaman bir kralın kibri, kimi zaman bir tanrının umursamazlığı, Hyas gibi gençlerin ömrünü, bir avcının hedefi kadar savunmasız bırakır.
Kız kardeşleri, Hyad'lar ve Pleiad'lar... Onların acısını hiç düşündün mü? Kardeşleri ellerinden alınınca, o büyük otorite –yani Zeus– ne yaptı sanıyorsun? Onlara şefkatle yaklaşmak yerine, onları gökyüzüne, ulaşılmaz ve soğuk birer ışık kümesine hapsetti. Tıpkı bir müze vitrinindeki kelebekler gibi; artık ağlayamazlar, artık kendi yollarını çizemezler; sadece tanrıların takvimine göre parlayıp sönerler. Sistemin, insanların yasını bile kendi lehine bir "yıldız haritasına" dönüştürme ustalığıdır bu.
Bak sevgili evlat, bazen yıldızlara baktığında sadece tanrıların görkemini görme. O ışıkların bazen, sessizce susturulan, yeryüzünün acısını gökyüzüne hapsetmek zorunda kalanların gözyaşları olduğunu hatırla. Hyas bir kurban değildi; o, otoritenin, kendi yarattığı boşluğu doldurmak için kullandığı bir isimdi sadece. Gökyüzü dedikleri şey, bazen aşağıda olan bitenlerin üzerini örten en büyük sessizlik perdesidir. Şimdi, o gökyüzüne bak ve sadece tanrıların sana gösterdiğini değil, senin görmen gerekeni gör.