Thesauros Mythology Hyakinthos

Hyakinthos

Hyakinthos

Apollon ile Zephyros'un aşkına kurban giden Hyakinthos, disk kazasıyla can verince, anısına topraktan boy veren bir sümbüle dönüşerek ölümsüzleşti.

Ovidius’un dizelerinde ölümsüzleşen Hyakinthos, tanrısal bir ihtirasın gölgesinde solan bir gençlik simgesidir. Apollon ile paylaştığı yakınlık, tanrının mutlak kudretinin bir parçası olmaya zorlandığı oyun alanında trajik bir sona evrilir; disk atma yarışında tanrının elinden çıkan ağırlık, Hyakinthos’un başını bir çiçek sapı misali bükerken, toprağa dökülen kan, iktidarın kendi arzusunu gerçekleştirirken yarattığı tahribatı sessizce mühürler. Kollarında can çekişen dostuna karşı tanrının "senin yerine ben öleyim" yakarışı, ilahi olanın yaşam ve ölüm üzerindeki hükmedici estetiğini perdeler niteliktedir. Geride kalan çimenlerde boy veren sümbül, bu ikili ilişkinin asimetrik doğasını ve tanrısal buyruğun altında ezilen bedenin estetik bir nesneye dönüştürülerek ebedileştirilmesini temsil eder. Öte yandan, rüzgar tanrısı Zephyros’un devreye girerek diskin rotasını değiştirmesi, Apollon’un arzusuna duyulan kıskançlığın da aynı tahakküm ağının bir parçası olduğunu, tanrıların çekişmesinin ise yalnızca en savunmasız olanın yok oluşu üzerinden nihayete erdiğini fısıldar.
Silenos
Gel bakalım evlat, şöyle kıvrıl şuraya. Gökyüzü sakinlerinin dünyasında öyle hikayeler vardır ki, bazen insanın içini bir sonbahar serinliği gibi ürpertir, bazen de bir bahar sabahı gibi çiçek açtırır. Bugün sana Hyakinthos’un hikayesini anlatacağım; o güzel delikanlının, hani şu Apollon’un can yoldaşı olanın.

Apollon’u bilirsin, hani şu ışık saçan, müziğin ve şiirin efendisi olan tanrı. O, Hyakinthos ile o kadar yakın dosttu ki, Olimpos’un tepesinden aşağı iner, vaktinin çoğunu onunla çayırlarda koşturarak geçirirdi. Bir gün yine böyle bir güneşli sabahta, disk atma yarışı yapıyorlardı. Apollon, gücünü ve ustalığını konuşturarak diski havaya fırlattı. Disk öyle bir hızla döndü ki, gökyüzünün en yüksek yerinden bir kuş gibi süzülüp yeryüzüne doğru alçaldı.

Ama o gün rüzgarların da bir hesabı vardı. Yel tanrı Zephyros, Apollon ile Hyakinthos arasındaki bu kopmaz bağa, o derin sevgiye fena halde içerliyordu. Kıskançlık, bilirsin, insanın (ve hatta tanrıların) içine sızan sinsi bir sarmaşık gibidir. Zephyros, diskin tam Hyakinthos’a doğru yöneldiği o an, hırsla ve kıskançlıkla üfledi. Rüzgarın ters dönen nefesi diskin yolunu değiştirdi ve o ağır disk, nazik bir çiçek sapı gibi kırılıverdi delikanlının başı.

Çimenler bir anda al kana boyandı, Hyakinthos yığılıp kaldı. Apollon, tüm o ışığını ve neşesini yitirmiş bir halde diz çöktü arkadaşının yanına. Kollarının arasına aldığı o cansız bedeni görünce, tanrı olmanın ağırlığını değil, bir dostu kaybetmenin o derin acısını hissetti. "Ah," dedi tanrı, "keşke senin yerine ben gidebilseydim o karanlık yere!"

İşte o an, toprağın derinliklerinden bir mucize filizlendi. Apollon’un gözyaşları toprağa düştüğünde, Hyakinthos’un cansız vücudunun olduğu yerde, o güne dek görülmemiş mor, güzel kokulu bir çiçek bitiverdi. Tanrı, o çiçeğe arkadaşının adını verdi: Hyakinthos. Yani bizim bildiğimiz adıyla sümbül.

İnsanlar o günden beri, her bahar sümbüller açtığında, o kadim dostluğun ve kıskanç rüzgarların hikayesini hatırlar. Bak işte evlat, bazen birinin gidişi, dünyayı daha güzel kokan bir yer haline getirmek içindir. Şimdi biraz dinlen; yarın belki bir kahramanın, belki de bir perinin masalıyla yine buralarda oluruz.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme