Bak evlat, başını biraz daha yaklaştır da sana gökyüzünün en hüzünlü ama en parlak hikayelerinden birini fısıldayayım. Şurada, gecenin karanlık örtüsü üzerinde, Pleiad kardeşlerin hemen yanı başında titreşen o minik ışıklara bak; hani şu bahar gelip de bulutlar göğü dövmeye başladığında daha bir belirginleşen o güzelim Hyad'lar.
Eskiden, bu gökyüzü sakinleri de tıpkı senin gibi toprağa basar, derelerde koşarlarmış. Babaları o meşhur Atlas, anneleri ise suların kızı Pleione imiş. Ne kadar güzellerdi bilsen; şen şakrak, cıvıl cıvıl... Hatta bir zamanlar küçük Dionysos’a, yani o şarabın ve coşkunun tanrısına dadılık etmişlikleri bile vardır. Ancak o vakitler, gökyüzünün kraliçesi Hera’nın gazabı bir hayli meşhurdu. Nereye baksa bir kusur arar, can sıkan şimşeklerini eksik etmezdi. Kızlar, bu kudretli tanrıçanın öfkesinden o kadar korktular ki, minik Dionysos’u güvenli ellerde, İno’nun yanına bırakıp apar topar uzaklaştılar.
Ama hayat bazen, bir kadeh dolusu üzüm suyu kadar hem tatlı hem de buruktur. Başka bir rivayet der ki; bu kızların bir de Hyas adında sevgili kardeşleri varmış. Avlanmayı çok severmiş delikanlı, ama kaderin ağları öyle bir örülmüş ki, Hyas bir av sırasında canından olmuş. Kızlar, kardeşlerinin yokluğuna öyle büyük bir kederle gömülmüşler, öyle bir ağlamışlar ki, acıları dünyayı bir sis bulutu gibi kaplamış.
Onların bu bitmek bilmeyen gözyaşları, gökyüzünün yüce hakimi Zeus’un bile içini sızlatmış. "Madem bu kadar çok ağlıyorsunuz," demiş Zeus, "o zaman adınız da yağmurla anılsın, kederiniz de gökyüzünde ışığa dönsün." Böylece onları yerden koparıp yıldızların arasına, sonsuzluğa yerleştirmiş.
İşte bu yüzden, bahar gelip de yağmurlar toprağı öpmeye başladığında, gökyüzü sakinlerinin bu narin kızları hatırla. "Hyein" yani "yağmak" diyorlar onlara antik dilde; sanki hala o eski acılarını dindirmek için toprağa bereketli yaşlar döker gibiler. İsimleri belki hüzünle anılıyor ama gökteki yerleri her daim parlıyor.
Hadi şimdi, şu şenlik ateşine biraz daha yaklaş. Hayat, gökyüzündeki o yıldızlar gibi bir var bir yok; ama biz buradayken tadını çıkarmak, anlatılanları dinlemek en güzeli, değil mi?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak güzel yavrum, kulağını yaklaştır... Masallarda anlatılmayan, o parıltılı yıldızların ardında saklı duran kadim bir fısıltı var.
Gökyüzüne bakınca gördüğün o Hyades takımyıldızı, hani şu yağmurun habercisi olan o parlak noktalar... Herkes onların sadece birer ışık olduğunu sanır. Ama gel, gerçeklerin tozlu raflarına beraber bir göz atalım. Bu yıldızlar, Atlas’ın ve Pleione’nin kızlarıydı; yani özgür, vahşi ve doğanın derinliklerinden gelen birer nympha. Bugünün dünyasında "kurallara uyanlar" denilse de, onlar aslında sistemin çarklarında öğütülmeye zorlananlardı.
Hani şu meşhur Dionysos masalları vardır ya, hani her şey neşe ve şaraptır derler... İşin gerçeği başkadır evlat. Bu kızlar, Dionysos’u büyütmek için görevlendirildiklerinde, aslında bir tanrıçanın, Hera’nın gazabından kaçmak zorundaydılar. Bir düşün; neden bir çocuk büyütmek, birilerinin hayatını karartmak veya onları kaçmaya zorlamak zorunda kalsın? Güçlü olanlar, kendi hırsları uğruna zayıfları (ya da zayıf gördüklerini) birer kalkan gibi kullanmaktan hiç çekinmezler. O korku dolu kaçış, bir sadakatsizlik değil, sistemin dişlileri arasında ezilmek istemeyen ruhların çığlığıydı.
Dinle beni ruhu henüz kirlenmemiş küçük yoldaşım...
Bazı anlatıcılar der ki; kardeşleri Hyas, bir av sırasında hayatını kaybettiğinde, kızlar o kadar çok ağladılar ki gözyaşları yeryüzüne yağmur olarak indi. Bu, bir hüzün masalı gibi görünür ama aslında çok daha fazlasıdır. Sevdiklerini kaybedenlerin kederi, kralların veya tanrıların umurunda olmaz. Onlar için bu kızlar sadece "yıldızlara dönüştürülüp" gökyüzüne asılmış süs eşyalarıydı. Kendi yaslarını tutmalarına bile izin verilmeden, gökyüzünün soğuk karanlığına hapsedildiler.
Yıldızlara baktığında sadece parıltı görme olur mu? Onların o yağmur damlasına benzeyen hüzünlü ışıklarında, kendi kararlarını alamayan, otoritenin korkusuyla kaçmak zorunda kalan ve sonunda gökyüzünün sonsuz sessizliğine mahkum edilen genç ruhların anısını gör. Unutma evlat, en parlak yıldızlar genellikle en büyük bedelleri ödeyenlerin külleridir.
Şimdi git, yağmur başladığında dışarı çık ve yüzüne değen her damlada, aslında gökyüzünden dökülen o kadim isyanın ve hüznün sana fısıldadıklarını dinle. Gerçekler, kralların saraylarında değil, işte bu yağmurun sessizliğinde saklıdır.