Thesauros Mythology Hyades

Hyades

Hyades

Dionysos’a dadılık eden, kardeş acısıyla veya Zeus’un lütfuyla gökyüzüne taşınan, her doğuşlarında yeryüzüne bereketli yağmurlar getiren yedi nympha.

Gökyüzündeki Pleiad kümelenmesinin hemen yanı başında konumlanan Hyades, bahar yağmurlarının müjdecisi olarak yükselir; isimleri, kökenindeki "hyein" fiilinin işaret ettiği üzere, yeryüzüne inen ve toprağı hapseden bereketle sarmalanmıştır. Bu ışık hüzmelerine dönüşmeden evvel, Atlas ve Pleione’nin kızları olan nympha’lar, henüz yeryüzünün hiyerarşik düzenine tabi olmadıkları bir varoluşu paylaşıyorlardı. Sayıları kaynaklara göre iki ile yedi arasında gidip gelen bu figürler, Nysa’nın korunaklı sınırlarında Dionysos’a dadılık ederek üstlendikleri bu "ödev" ile tanrısal düzenin bir parçası haline getirildiler. Ancak tanrıların efendisi Zeus ile Hera arasındaki iktidar çekişmesinin yarattığı o boğucu atmosferde, sorumlulukları ile hayatta kalma güdüleri arasında sıkışan nympha’lar, bir tanrı çocuğunu gözetme yükümlülüğünü İno’ya devrederek o kadim tahakküm mekanizmasından kaçmayı denediler. Zeus’un bu firarı bir sadakat ihlali olarak görüp onları gökyüzüne sabitlemesi, kaçışın imkansızlığını ve iktidarın her yerde hazır bekleyen gözünü simgeler. Kardeşleri Hyas’ın yasını tutarken intiharı seçtiklerine dair anlatılanlar ise, yasın dahi egemenlerin çizdiği yasalarla şekillendiği bir dünyada, kendi sonunu tayin etme arzusu ile gök kubbenin soğuk düzenine hapsedilme arasındaki trajik gerilimi açığa vurur.
Silenos
Bak evlat, başını biraz daha yaklaştır da sana gökyüzünün en hüzünlü ama en parlak hikayelerinden birini fısıldayayım. Şurada, gecenin karanlık örtüsü üzerinde, Pleiad kardeşlerin hemen yanı başında titreşen o minik ışıklara bak; hani şu bahar gelip de bulutlar göğü dövmeye başladığında daha bir belirginleşen o güzelim Hyad'lar.

Eskiden, bu gökyüzü sakinleri de tıpkı senin gibi toprağa basar, derelerde koşarlarmış. Babaları o meşhur Atlas, anneleri ise suların kızı Pleione imiş. Ne kadar güzellerdi bilsen; şen şakrak, cıvıl cıvıl... Hatta bir zamanlar küçük Dionysos’a, yani o şarabın ve coşkunun tanrısına dadılık etmişlikleri bile vardır. Ancak o vakitler, gökyüzünün kraliçesi Hera’nın gazabı bir hayli meşhurdu. Nereye baksa bir kusur arar, can sıkan şimşeklerini eksik etmezdi. Kızlar, bu kudretli tanrıçanın öfkesinden o kadar korktular ki, minik Dionysos’u güvenli ellerde, İno’nun yanına bırakıp apar topar uzaklaştılar.

Ama hayat bazen, bir kadeh dolusu üzüm suyu kadar hem tatlı hem de buruktur. Başka bir rivayet der ki; bu kızların bir de Hyas adında sevgili kardeşleri varmış. Avlanmayı çok severmiş delikanlı, ama kaderin ağları öyle bir örülmüş ki, Hyas bir av sırasında canından olmuş. Kızlar, kardeşlerinin yokluğuna öyle büyük bir kederle gömülmüşler, öyle bir ağlamışlar ki, acıları dünyayı bir sis bulutu gibi kaplamış.

Onların bu bitmek bilmeyen gözyaşları, gökyüzünün yüce hakimi Zeus’un bile içini sızlatmış. "Madem bu kadar çok ağlıyorsunuz," demiş Zeus, "o zaman adınız da yağmurla anılsın, kederiniz de gökyüzünde ışığa dönsün." Böylece onları yerden koparıp yıldızların arasına, sonsuzluğa yerleştirmiş.

İşte bu yüzden, bahar gelip de yağmurlar toprağı öpmeye başladığında, gökyüzü sakinlerinin bu narin kızları hatırla. "Hyein" yani "yağmak" diyorlar onlara antik dilde; sanki hala o eski acılarını dindirmek için toprağa bereketli yaşlar döker gibiler. İsimleri belki hüzünle anılıyor ama gökteki yerleri her daim parlıyor.

Hadi şimdi, şu şenlik ateşine biraz daha yaklaş. Hayat, gökyüzündeki o yıldızlar gibi bir var bir yok; ama biz buradayken tadını çıkarmak, anlatılanları dinlemek en güzeli, değil mi?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme