Thesauros Mythology Horatius

Horatius

Horatius

Roma’nın efsanevi koruyucusu Horatius; kimi zaman sesiyle orduları kaçıran bir tanrı, kimi zaman köprüde tek başına direnen bir kahramandır.

Roma’nın kolektif hafızasında Horatius ismi, üç farklı anlatının merkezinde, iktidarın kutsanmış ve zorunlu kıldığı fedakarlıklar silsilesini temsil eder.

Birinci anlatıda, belirsizliğin hakim olduğu bir savaş meydanında, tanrısal olduğu iddia edilen bir sesin otoritesi, gerçekliğin yerini alır. Etrüskler ile Romalılar arasındaki güç dengesini “bir adamlık” farkla tayin eden bu işitsel müdahale, bir iradeyi değil, göksel bir hükmü mutlaklaştırır; Horatius, bu gizemli ilahi beyan aracılığıyla kitleler üzerinde tahakküm kuran bir mitolojiye dönüştürülür.

İkinci anlatı, bir köprü başında tek başına duran Horatius Cocles’in bedeninden eksilen parçalarla şekillenir. Tek gözü ve eksik ayağıyla sınırda nöbet tutan bu figür, devleti bekası uğruna bireyi parçalayan bir mekanizmanın simgesidir. Capitolium’da yükselen heykel ise, bedensel bütünlüğünü devletin duvarlarına kurban eden kişiye gösterilen sözde bir vefadır; zira o heykel, ötekine karşı verilen bir gözdağı kadar, yurttaşın devlet için ne kadar "feda edilebilir" olduğunu da fısıldar.

Üçüncü anlatı, Alba ile girişilen kavgada Horatius kardeşlerin, Curiatiuslara karşı kazandığı kanlı zaferle başlar. Ancak asıl mesele, zaferin ardından özel alanın devletin kutsal yasasına boyun eğdirilmesidir. Kardeşi, düşmanla nişanlı olduğu için yas tuttuğunda, Horatius’un elindeki kılıç bir anda devletin mutlak hakimi haline gelir. Kız kardeşin ölümü, devletin bekası için bireysel duyguların ve insani bağların tereddütsüzce tasfiyesidir. Horatius’un işlediği bu cinayetin “zafer” bahanesiyle affedilmesi, iktidarın kendi bekası için yasaları dahi nasıl esnetebileceğinin ve şiddeti nasıl meşrulaştırdığının tarihsel bir kanıtıdır.
Silenos
Gel bakalım evlat, şöyle kıvrıl şuraya. Şarap çanağımı yanıma bıraktım, zihnim berrak, dilim ise dünden hevesli. Sana Roma’nın tozlu yollarından, kahramanların gölgelerinden ve Horatius adındaki o sarsılmaz adamdan söz edeyim. Bir değil, üç farklı sureti vardır onun; sanki kader, bu ismi bir kalkan gibi Roma’nın önüne germiş.

Önce şu orman hikayesini duy; hani şu Etrüskler ile Romalıların birbirini yiyip bitirdiği, gökyüzünün bile kan kırmızısına döndüğü zamanlar. İki ordu öyle yorgunmuş ki, ne kılıç sallayacak dermanları kalmış ne de zaferi kutlayacak halleri. Gece çöktüğünde orman derin bir sessizliğe bürünmüş. Derken, kulakları sağır eden, gökyüzü sakinlerinin nefesi gibi yankılanan bir ses gürlemiş: "Etrüskler bir kişi fazla kaybettiler, zafer Roma’nın!" Etrüskler bu ilahi haberi duyunca, ödleri kopmuşçasına tabanları yağlamışlar. İşte o Horatius, sesiyle düşmanı kaçıran, göklerin sesiyle bütünleşip efsaneye karışan adamdı.

Sonra bir de Horatius Cocles’i anlatırlar, hani o tek gözüyle bir köprünün başında tek başına devleşen yiğit. Düşman, Tiber Nehri’nin ötesinde bir sel gibi akarken, o tek gözüyle hepsine meydan okumuş. Köprüyü öyle bir tutmuş ki, sanki koca bir ordu arkasındaymış gibi... Savaşın kızıştığı o anlarda, bir bacağını orada, Tiber’in sularına bırakmış ama Roma’yı kurtarmış. Capitolium tepesinde bugün bile duran o heykel var ya, işte o heykelin duruşundaki gurur, o tek bacaklı adamın direncidir.

Ama dur, hayat her zaman sadece kılıç sallamak değildir; bazen keskin bir kılıç, bir kalbi de yaralar. Üç Horatius kardeşi hatırla; Alba şehriyle olan o meşhur savaşı... Üç kardeş, karşı tarafın üç Curiatius kardeşiyle çarpıştı. Kılıçlar konuştu, toz duman dağıldı ve zafer Roma’ya geldi. Ancak zaferin tadı bazen tuzlu bir gözyaşıyla karışır. Kardeşlerden biri evine döndüğünde, kız kardeşinin düşman taraftan nişanlısı öldüğü için yas tuttuğunu gördü. Öfke mi dersin, vatan aşkı mı, yoksa acının kör bir kılıç olup eline geçmesi mi bilinmez; Horatius kardeşini orada öldürdü. Roma, onu yargıladı, ona baktı ve "Vatanı kurtaranın eli, biraz kanlı da olsa affedilir" dedi.

Bak evlat, kahramanlık dediğin şey, sadece düşmanı yarmak değil; bazen kendi içindeki fırtınayı durduramamak, bazen de bir heykel olup zamanın tozuna karışmaktır. Horatius ismi, bu yüzden Roma’nın duvarlarına kazınmıştır. Şimdi, gözlerini kapat; belki rüyanda Tiber’in sularında yankılanan o sesi veya tek bacaklı bir adamın çelikten iradesini görürsün. Haydi, başka masallarda görüşene dek göklerin ışığı üzerinde olsun.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme