Gel evlat, şöyle kıvrıl şuraya; yaşlı bir ihtiyarın dizinin dibinde dinlenmek gibisi yoktur. Kulak kabart şimdi, sana Hippolytos adında, rüzgar kadar hızlı koşan ama kaderin ince oyununa takılıp düşen bir gençten bahsedeceğim.
Hippolytos, o yiğit kral Theseus’un oğludur. Anası bir Amazondu; yani hani şu yayını elinden düşürmeyen, dağ taş demeden koşan savaşçı kadınlardan. Çocuk da çekmiş anasına; şehirlerin gürültüsünden, sarayların süslü koridorlarından nefret ederdi. Onun dünyası ormanlar, vahşi hayvanların izleri ve avlanmanın sessizliğiydi. Av tanrıçası Artemis’e öyle bir tutkundu ki, görsen sanki kız kardeşiymiş sanırdın. Ama gel gör ki, insanın gönlüne söz geçiremediği zamanlar olur ya hani, işte bizim delikanlı da gökyüzü sakinlerinden biri olan, aşk tanrıçası Aphrodite’yi pek bir hor görürdü. “Aşk nedir ki?” derdi, “Sadece zayıflık!”
İşte bu büyük bir hataydı. Tanrıçaların gururuyla oynamaya gelmez, bilirsin. Aphrodite, bu cüretkar delikanlıya bir ders vermeye karar verdi. Hippolytos’un babasının karısı, yani üvey anası Phaidra’nın yüreğine öyle bir ateş düşürdü ki, zavallı kadıncağız aklını kaçıracak gibi oldu. Phaidra, Hippolytos’a olan tutkusunu gizleyemeyince genç adam dehşet içinde geri çekildi; çünkü onun dünyasında sadakat ve onur, her şeyin üzerindeydi. Reddedilmenin acısıyla öfkesi birbirine karışan Phaidra, bir yalan uydurup durumu kral Theseus’a anlattı. "Oğlun bana göz koydu!" dedi. Ah o dil, bazen keskin bir kılıçtan daha çok kan akıtır insanın hayatında.
Theseus öfkesinden deliye döndü. Kendi oğlunun kanını ellerine bulaştırmak istemedi, gitti denizlerin efendisi Poseidon’a yakardı: "Oğlumu cezalandır, onu bu dünyadan sil!" Poseidon, Theseus’a verdiği sözü tutmak zorundaydı. Genç Hippolytos, Troizen sahilinde arabasıyla hızla giderken, denizden devasa bir yaratık fırladı. Atları ürktü, dizginler birbirine dolandı ve delikanlı, o keskin kayaların üzerinde hayatına veda etti. Phaidra mı? O da yaptığı hatanın altında ezildi ve kendi elleriyle sonunu hazırladı.
Kısacık bir ömür, savrulan bir araba, kırılan bir gurur... Hayat böyle işte evlat; bazen en hızlı koşan at bile bir küçük taşa takılıp düşebiliyor.
Ha, bir de şunu unutma; bu isim sadece o talihsiz gençte kalmadı. Bir de eski masallarda, gökyüzü sakinlerinin başkaldırdığı o büyük devler savaşında bir Hippolytos daha vardır. Hani şu Hades’in görünmezlik başlığını takan kurnaz Hermes’in, bir gölge gibi gelip hakkından geldiği dev... İsimler karışır, hikayeler değişir ama insanlık hep aynı yerde sayar.
Şimdi, gidip biraz su içelim; bu kadar hüzünlü hikaye, insanın ağzında biraz acı bir tat bırakır. Belki hafif bir içecek, günün yorgunluğunu ve bu genç adamın trajedisini unutturmaya yardım eder.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak minik yolcu, masallarda sana hep altın zırhlı kahramanları anlatırlar ama aslında o zırhların altında ne kadar paslı vicdanlar taşıdıklarından hiç söz etmezler... Gel otur yanıma, şu üzüm bağının serin gölgesine. Bak, evlat, bazen kralların "adalet" dediği şey, aslında sadece kendi egolarını korumak için kurdukları bir tuzaktır.
Şimdi sana Hippolytos’un hikayesini anlatayım. O, Amazon bir annenin, yani sistemin dışladığı, vahşi ve özgür bir ruhun oğluydu. Artemis'in sessiz ormanlarını, Aphrodite'nin o yapmacık saray oyunlarına tercih etti. İşte hatası buradaydı; otoriteye itaat etmemek, arzuyu reddetmek, tanrıların bile canını sıkar. Aphrodite bir intikam planı kurdu, Hippolytos'un üvey annesi Phaidra’yı kendi tutkularının kurbanı yaptı. Phaidra, o ağır sistemin içinde sıkışmış, nefessiz kalmış bir kadındı; sevilmeyince, dünyayı yıkmayı bir çıkış yolu sandı.
Görüyor musun evlat? Theseus... Büyük kral, kudretli baba. Kendi evladını dinlemek, anlamak yerine; krallığının ona verdiği o zehirli "her şeyi kontrol etme" yetkisini kullandı. Kendi eliyle yapamadığı o korkakça işi, denizlerin tanrısı Poseidon’a bir ricayla havale etti. Bir baba, kendi gururu uğruna evladını bir deniz canavarının dişlerine terk etti. Hippolytos, atlarının dizginlerine dolaşmış, kayalara çarparken; asıl çarptığı şey aslında babasının o kör, taşlaşmış otoritesiydi. Bir nebze şarap içsem de şu dünyanın acı hakikatinin tadını biraz yumuşatsam... Hippolytos'un ölümü, sadece bir talihsizlik değil, babaların oğulları üzerindeki mutlak iktidarının çirkin bir sonuydu.
Ve sen ey bilge genç dostum, şunu da bil: Bir de başka Hippolytoslar vardır. Hani şu devler savaşında, Hermes'in görünmezlik başlığını takıp sinsice alt ettiği o koca devler... Güçlüler, her zaman görünmez olanı kullanarak, adil olmayan bir kavgada "kazanan" olmayı bilirler.
Unutma küçük gezgin; bazen en büyük canavarlar denizden çıkmaz, saraylarda oturur ve senin "hata" dediğin şey, aslında onların korkularıdır. Kendi doğrularını bul, kralların ya da tanrıların değil, kendi vicdanının dizginlerini elinde tut. Çünkü gerçek, masalların bittiği yerde başlar.