Thesauros Mythology Hesperos

Hesperos

Hesperos

Atlas’ın göklere savurduğu Hesperos; geceye rehberlik eden, yıldızların en parlağı ve akşamın habercisi olan o efsanevi ışık taşıyıcıdır.

Homeros, İlyada’nın yirmi birinci bölümünde (XXI, 317) Hesperos’u, gece örtüsünün altında diğerlerinden ayrışan, gökyüzünün en görkemli ve ışığıyla büyüleyen habercisi olarak betimler.

Efsaneye göre göksel yolculuğundan önce bir fani, Atlas’ın ya soyundan gelen bir evladı ya da kardeşi olarak yeryüzünde yürümekteydi. İktidarın ağırlığını omuzlarında taşıyan Atlas’ın zirvesine tırmandığı o an, belki de otoritenin sınırlarını aşma arzusuydu; ancak bir fırtınanın ansızın yeryüzündeki bağlarını koparıp onu yukarı savurması, insanın kendi tayin ettiği sınırların ötesine geçişini ve bir düzene hapsolmadan gökyüzündeki yerini alışını temsil eder. O artık yeryüzü hiyerarşisinin uzağında, her akşam karanlığın habercisi olarak işlevselleşen, ancak göğe sığındığı andan itibaren denetimsiz kalan bir varlıktır. Atlas’ın gök kubbesini taşıyan o meşakkatli iktidarından türeyen soy ağacı; Hesperis’in doğumu ve Hesperid’lerin varlığıyla, gücün ve sürekliliğin mitolojik bir zincirle nasıl kuşaktan kuşağa devredildiğini fısıldar. Hellenistik dönemin bakışı, Hesperos ile Phosphoros’u tek bir noktada birleştirirken, Romalıların ona atfettiği Lucifer, yani "ışık taşıyan" ismi, sadece aydınlanmanın değil, yerleşik düzenin karanlığına başkaldıran bir parıltının da simgesi haline gelir.
Silenos
Bakın bakalım, hele bir yaklaşın şöyle ateşin başına… Gözlerinizdeki o merak pırıltısı, eski bir dostu görmüşüm gibi içimi ısıtıyor. Bugün size gökyüzünün en sadık bekçisinden, yani Hesperos’tan bahsedeceğim.

Hani şu güneşin yorgun argın ufukta kaybolduğu, gökyüzünün mora çaldığı o vakit var ya? İşte o anlarda sahneye ilk çıkan o olur. Homeros ne güzel demiş; yıldızların en güzeli, en parlağı diye. Gökyüzü sakinleri arasında ismi "akşam" ile anılır; sanki gecenin habercisi, karanlığın nazik elçisidir.

Şimdi bu Hesperos, aslında gökten zembille inmiş biri sanmayın. Eskiden, tıpkı sizin gibi ayakları toprağa basan biriymiş. Kimileri Atlas’ın oğlu, kimileri ise kardeşi der. Hani şu omuzlarında gökyüzünü taşıyan o heybetli dev Atlas var ya? Hesperos, Atlas Dağı’nın zirvesine tırmanmaya meraklı, gökyüzüne bakıp hayaller kuran bir delikanlıymış. Bir akşam, yine o yüksek tepelerde yıldızları seyrederken, şiddetli bir fırtına çıkmış. Rüzgar öyle bir esmiş, öyle bir savurmuş ki, bizim Hesperos bir daha yeryüzüne ayak basamamış. Göklerin derinliklerine çekilmiş, oraya yerleşmiş.

İyi ki de olmuş! Çünkü o günden beri biz aşağıdakilere geceyi müjdeler. Bir yıldızın nezaketiyle, karanlık bastığında yolumuzu bulmamıza göz kırpar. Onun hikayesi burada bitmiyor tabii, soyu sopu da pek meşhurdur. Kızı Hesperis, Atlas ile birleşince dünya edebiyatının o meşhur altın elmalarını koruyan Hesperid’leri, yani o güzel kızları dünyaya getirmişler.

Zaman geçmiş, zeki insanlar çıkmış; "Bu Hesperos ile sabahları gördüğümüz Phosphoros aslında aynı kişi değil mi?" demişler. Yani bir nevi hem sabahın müjdecisi hem akşamın örtüsü olmuş. Romalılar ona "Lucifer" demişler, yani "Işık Taşıyan". Adı ne olursa olsun, ister Hesperos, ister ışık taşıyıcı... O, gökyüzündeki yerini hiç bırakmayan, başını kaldırıp ona bakmasını bilen herkese selam gönderen o eski dosttur.

Hadi, şimdi şarabımdan bir yudum alayım da boğazım yumuşasın; zira gökyüzü yavaş yavaş kararıyor. Bakın, ufka dikkatli bakın; Hesperos, yerini almaya başladı bile. Sizce de ona bakınca, fırtınayla göklere karışan o delikanlının heyecanını duymuyor musunuz?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme