Thesauros Mythology Hemera

Hemera

Hemera

Erebos ve Nyks’in kızı Hemera, yeryüzüne ışık getiren gündüzün ta kendisidir. Annesi Gece ile hiç karşılaşmaz, dünya sahnesinde hep nöbetleşirler.

Erebos ve Nyks’in bağrından doğan Hemera, gün ışığının tecessümü olarak evrensel döngünün en parlak halkasını temsil eder; kardeşi Aither ile birlikte kozmosun aydınlık katmanlarını kuşatır. Hesiodos’un aktardığı üzere, bu kadim mitolojik figürün serüveni, yeraltının karanlık dehlizlerinde, Tartaros’un derinliklerinde, Gece’yle olan o zorunlu karşılaşmalarla örülüdür.

Tunçtan yapılmış o ağır eşik, mekanın mutlak iktidarını temsil edercesine ikisini birbirinden ayırır. Biri içeriye hapsedildiğinde ötekine yeryüzü bahşedilir; aralarındaki bu nöbetleşe düzen, varoluşun üzerinde kurulan sessiz ve değişmez bir tahakküm mekanizmasıdır. Kapı önünde selamlaşan bu iki güç, asla aynı anda içeride bulunamazlar; sanki biri çıktığında diğeri onun yerini doldurmakla mükellef bir tebaa gibi sınırlarını bilir. Hemera, insanlığın sayısız gözüne taşıdığı ışıkla yaşamı kutsarken, Nyks kollarında Ölüm’ün ikizi Uyku’yu, sisli bir hükmün parçası olarak taşır. Biri dünyayı aydınlatarak çıplak bir gerçekliğe zorlarken, öteki karanlığın örtüsüyle belalı bir sessizliğe mecbur bırakır; böylece zaman, biri gidip diğeri geldiğinde kendi üzerine kapanan, kaçınılmaz bir düzene tabi kılınır.
Silenos
Şöyle yanaşın bakalım, ateşin etrafına... Çekilin biraz, ihtiyar ayaklarımı uzatmam lazım. Hem hava serinledi, insanın içi ısınsın istiyor. Bakıyorum da gözleriniz pırıl pırıl, sanki gökyüzünün en parlak yıldızlarını çalmışsınız. Madem geldiniz, size dünyanın en eski "gel-git" oyunundan bahsedeyim. Hani şu hiç bitmeyen, her gün ama her gün tekrarlanan o tatlı kovalamacadan.

Hemera’yı duydunuz mu hiç? Hani şu gün ışığını avuçlarında taşıyan, baktığı her yeri altın sarısına boyayan o güzel kız? Onun hikayesi biraz karışık, biraz da karanlık başlar ama sonu hep aydınlıktır. O, başlangıçtaki o dipsiz sessizlikten, yani Khaos’tan gelen Erebos ile Nyks’in kızıdır. Annesi Gece, babası da Karanlık olunca, insanın aklına "Nasıl olur da bu kadar ışık saçar?" sorusu geliyor, değil mi? İşte, gökyüzü sakinlerinin işleri hep böyledir; en derin kuyudan en parlak ışık doğar.

Şimdi sıkı durun, size sırrını vereyim. Bu güzel Hemera ile annesi Nyks, yeryüzünün en derin, en gizemli yerinde, o devasa Tartaros’ta buluşurlar. Ama öyle uzun uzun sohbet edip çay içmezler, hayır. Bir kapı düşünün, tunçtan, kocaman bir eşik... Biri o kapıdan içeri girerken, diğeri hemen yanından süzülüp dışarı çıkar. Bir türlü aynı odada yan yana oturamazlar; tıpkı eski bir saatin çarkları gibi, biri gelince diğeri gider.

Hemera, o taze ışığını yeryüzüne serip insanların "sayısız gözüne" güneşin neşesini taşırken; annesi Nyks, kollarında sessizce Uyku’yu taşır. Hani şu dinlendirici, yumuşacık, bazen de biraz ürkütücü olan Uyku... Ölüm’ün kardeşi derler ona, bilirsiniz, her karanlık biraz hüzün taşır.

Yani anlayacağınız yavrularım, dünya dediğimiz bu koca bahçe, tam da bu iki hanımefendinin nöbet değişimiyle döner. Biri yeryüzünü uyandırıp "hadi bakalım, yaşam vakti" der, öteki gelip "hadi biraz soluklanın, perdeleri kapatın" der. Hiçbirisi diğerinden vazgeçemez, ama birbirlerini de pek öyle "merhaba" faslından fazla görmezler.

Şimdi gözlerinizi kapatın da düşünün bakalım; sabah olup perdeleri araladığınızda, aslında o koca tunç kapıdan çıkan Hemera’nın, size bir selam bırakıp gittiğini hiç fark ettiniz mi? Eh, biraz şarap gibi yaşlanınca insan böyle şeyleri daha iyi sezer oluyor. Hadi, şimdi sessizce yatın; zira Hemera gitmiş, yerini sessizce Nyks’e bırakmış bile. Yarın sabah o kapı yine açılacak, unutmayın!

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme