Şöyle yanaşın bakalım, ateşin etrafına... Çekilin biraz, ihtiyar ayaklarımı uzatmam lazım. Hem hava serinledi, insanın içi ısınsın istiyor. Bakıyorum da gözleriniz pırıl pırıl, sanki gökyüzünün en parlak yıldızlarını çalmışsınız. Madem geldiniz, size dünyanın en eski "gel-git" oyunundan bahsedeyim. Hani şu hiç bitmeyen, her gün ama her gün tekrarlanan o tatlı kovalamacadan.
Hemera’yı duydunuz mu hiç? Hani şu gün ışığını avuçlarında taşıyan, baktığı her yeri altın sarısına boyayan o güzel kız? Onun hikayesi biraz karışık, biraz da karanlık başlar ama sonu hep aydınlıktır. O, başlangıçtaki o dipsiz sessizlikten, yani Khaos’tan gelen Erebos ile Nyks’in kızıdır. Annesi Gece, babası da Karanlık olunca, insanın aklına "Nasıl olur da bu kadar ışık saçar?" sorusu geliyor, değil mi? İşte, gökyüzü sakinlerinin işleri hep böyledir; en derin kuyudan en parlak ışık doğar.
Şimdi sıkı durun, size sırrını vereyim. Bu güzel Hemera ile annesi Nyks, yeryüzünün en derin, en gizemli yerinde, o devasa Tartaros’ta buluşurlar. Ama öyle uzun uzun sohbet edip çay içmezler, hayır. Bir kapı düşünün, tunçtan, kocaman bir eşik... Biri o kapıdan içeri girerken, diğeri hemen yanından süzülüp dışarı çıkar. Bir türlü aynı odada yan yana oturamazlar; tıpkı eski bir saatin çarkları gibi, biri gelince diğeri gider.
Hemera, o taze ışığını yeryüzüne serip insanların "sayısız gözüne" güneşin neşesini taşırken; annesi Nyks, kollarında sessizce Uyku’yu taşır. Hani şu dinlendirici, yumuşacık, bazen de biraz ürkütücü olan Uyku... Ölüm’ün kardeşi derler ona, bilirsiniz, her karanlık biraz hüzün taşır.
Yani anlayacağınız yavrularım, dünya dediğimiz bu koca bahçe, tam da bu iki hanımefendinin nöbet değişimiyle döner. Biri yeryüzünü uyandırıp "hadi bakalım, yaşam vakti" der, öteki gelip "hadi biraz soluklanın, perdeleri kapatın" der. Hiçbirisi diğerinden vazgeçemez, ama birbirlerini de pek öyle "merhaba" faslından fazla görmezler.
Şimdi gözlerinizi kapatın da düşünün bakalım; sabah olup perdeleri araladığınızda, aslında o koca tunç kapıdan çıkan Hemera’nın, size bir selam bırakıp gittiğini hiç fark ettiniz mi? Eh, biraz şarap gibi yaşlanınca insan böyle şeyleri daha iyi sezer oluyor. Hadi, şimdi sessizce yatın; zira Hemera gitmiş, yerini sessizce Nyks’e bırakmış bile. Yarın sabah o kapı yine açılacak, unutmayın!
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda sana hep güneşin görkeminden ve gün ışığının masumiyetinden bahsederler, değil mi? Ama yetişkinlerin o koca kütüphanelerinde tozlanmış parşömenlerin arasında yazmayan, gölgelerin fısıldadığı bir sır var. Gel, otur şöyle; şarabın o hafif neşesini damarlarında hissederken anlatacaklarımı iyi dinle, zira gerçek, parlak bir zırhın altındaki pas gibidir.
Hemera denince aklına hemen o pırıl pırıl, kusursuz bir tanrıça gelmesin. O, Nyks’in, yani derin ve uçsuz bucaksız Gece’nin kızıdır; Erebos’un karanlığından doğmuştur. İnsanlar gündüzü 'aydınlık', geceyi ise 'korkunç' diye etiketleyerek kendilerini kandırır. Oysa Hemera ve Nyks, Tartaros’un o soğuk, tunçtan eşiğinde her gün karşılaşıp selamlaşırlar. Ama dikkat et, gözlerini kamaştıran bu parlaklık, aslında sistemin çarklarını çevirmek için bir perdedir.
Hemera, elinde taşıdığı o ışıkla insanların sayısız gözüne bakar. Peki neden? Çünkü gözetlemek, yönetmenin ilk kuralıdır. Güç sahipleri, senin her anını aydınlıkta tutmak isterler ki kaçacak bir gölgen, saklanacak bir sırrın kalmasın. Annenin kucağında uyuduğun o sisli Nyks ise aslında sana o ışığın yorgunluğunu unutturacak tek sığınaktır. Nyks’in kollarındaki o 'belalı' Hypnos (Uyku), yani Ölüm'ün kardeşi dedikleri varlık, aslında otoritenin sana dayattığı o bitmek bilmeyen 'verimli olma' zorunluluğundan seni çekip alan tek özgürlük alanıdır.
Sevgili evladım, krallar ve tanrılar neden her şeyin ışık altında, herkesin gözü önünde olmasını ister sanıyorsun? Çünkü ancak karanlıkta, o sessiz Nyks'in şefkatli koynunda, insanlar kendi gerçeklerini fısıldayabilir ve sistemin zincirlerini sorgulayabilirler. Hemera dışarıya hükmeder, Nyks ise içerideki, yani senin o gizli, dokunulmaz ruhuna. Biri dünyayı yönetmek için gelir, diğeri seni kendin olman için bekler.
Güneşin doğuşu bir zafer değil, belki de sadece bir nöbet değişimidir; biri yönetir, diğeri dinlendirir. Ama unutma, ışık ne kadar güçlüyse, gölgesi de o kadar derin olur. Işığa aldanma, Hemera'nın elindeki meşalenin seni kör etmesine izin verme. Bazen en büyük bilgelik, Nyks'in o sisli karanlığında, kendi hakikatini görebilmektir.