Şöyle oturun bakalım minik dostlarım, şu çınar ağacının gölgesi tam da hikaye anlatmalık, değil mi? Ayaklarınızı uzatın, toprağın kokusunu içinize çekin. Size ormanların gizli sahiplerinden, Hamadryadlardan bahsedeyim.
İsimleri biraz havalı gelebilir ama anlamları pek sadedir; "hama" yani birlikte, "dryas" yani ağaç. Yani bu güzel periler, doğdukları ağaçla et ve tırnak gibi, kader ortağıdırlar. Bir meşe ağacı filizlendiğinde, o ağacın içinde veya hemen yanı başında bir Hamadryad da hayata gözlerini açar. Ağaç çiçek açtığında onlar neşeyle gülümser, yapraklar rüzgarda hışırdayınca onlar da şarkı söylerler. Ama gelin görün ki, bu gökyüzü sakinlerinin hayatı her zaman çiçek balı gibi tatlı değildir.
Bu periler ölümlü müdür yoksa ölümsüz mü, diye soracak olursanız... İşte orası biraz karışık. Onlar, zamanın ötesinde yaşayan varlıklardır. Kimi zaman dokuz bin yıldan fazla, yani insan ömrünün hayal bile edemeyeceği kadar uzun süre yaşayabilirler. Ancak şöyle bir dertleri vardır; kaderleri ağaçlarına bağlıdır. Ağaçları sağlıklı olduğu sürece onlar da dipdiridir, ama eğer bir balta o ağacın gövdesine acımasızca değerse, işte o zaman işler değişir. Ağaç kurursa, onlar da yavaş yavaş solup giderler. Bir nevi, ağaçla aynı nefesi alırlar.
Eskiden, insanlar ormanların kıymetini daha iyi bilirken, Hamadryadlar ağaçları korumak için gece gündüz nöbet tutarlardı. Tabii her zaman akıllıca davranan insanlar olmazdı. Erysikhton diye bir adam vardı, hırsı aklından büyüktü. Bir gün, kutsal bir meşe ağacını hiç düşünmeden kesmeye kalktı. O ağacın içindeki peri ne kadar yalvardı, ne kadar ağladıysa da adam dinlemedi.
Sonunda ne mi oldu? Gökyüzünün yüce sakinleri, doğaya kıyanlara karşı biraz... nasıl desem, yaratıcı cezalar vermeyi severler. Erysikhton’u öyle bir açlıkla lanetlediler ki, adam ne yerse yesin gözü doymaz, içi soğumaz oldu. Yedikçe acıktı, acıktıkça yedi; sanki içinde sonu gelmeyen bir kuyu vardı. İşte o gün bu gündür, ormanda elinizde bir baltayla gezerken iki kere düşünün derim. Ağaçların da bir ruhu, bir koruyucusu olduğunu unutmamalı.
Hadi bakalım, şimdilik bu kadar yeter. Ağaçlara iyi bakın, çünkü kim bilir, belki de bir tanesi size fısıldıyordur. Şimdi gitme vakti, biraz daha şımarıklık yapıp güneşin keyfini çıkarın.
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var...
Çevrene bir bak, küçük yolcu. Şu yaşlı ağaçların gövdesindeki çatlaklara dikkatle baktın mı hiç? Onların sadece odun ve yapraktan ibaret olduğunu sanıyorsan, kralların altın tahtlarına bakıp onların sadece "huzur veren liderler" olduğunu sananlarla aynı hatayı yapıyorsun demektir. Sana Hamadryades’ten bahsedeyim; hani şu ağaçlarla nefes alıp ağaçlarla ölen nympha’lardan.
Bak güzel yavrum, insanlar krallarının hırsları uğruna koca ormanları devirirken, o ağaçların içinde yaşayanların çığlıklarını duymayı reddederler. Bir Hamadryades, ağacının her dalında kendi damarlarını hisseder. Yapraklar yeşerdiğinde kalbi şarkı söyler, bir balta darbesi indiğinde ise o darbe doğrudan onun ruhunu parçalar. Onlar, sistemin "doğa" dediği ve dilediği gibi sömürdüğü o sessiz çoğunluğun yansımasıdır. Ölümsüz değillerdir ama dokuz bin yıldan fazla süren ömürleri, senin tarih kitaplarında okuduğun o bencil kralların saltanatından çok daha kadimdir.
Peki, ya o Erysikhton hikayesi? Hani şu ağacı kestiği için cezalandırılan adam... Yetişkinler bunu sadece bir "ağaç kesme cezası" olarak anlatır, değil mi? Oysa asıl mesele, güçlünün hırsıdır. Erysikhton, kendi karnını doyurmak ve daha fazlasına sahip olmak adına ormanın kalbini parçaladığında, aslında kendi sonunu hazırlayan bir sistemin kölesiydi. Ona verilen o bitmek bilmeyen açlık, aslında doymak bilmeyen hırsın bir metaforudur. O, doğayı tükettikçe kendi içindeki boşluğu daha da büyüttü. Hamadryades’lerin sessiz çığlığı, aslında sadece bir ağacın değil, dengesi bozulan dünyanın isyanıdır.
Dinle beni, güzel evladım; dünya birilerinin mülkü değildir. Ormanlar, sarayların bahçesi ya da odun depoları değil, yaşayan birer ruhdur. Bir gün birileri sana "bu ağacı kesebilirsin, o sadece bir odun" derse, elindeki baltayı yere bırak ve o ağacın kalbindeki ritmi hissetmeye çalış. Belki o zaman anlarsın; ağaçla birlikte var olmak, bir kralın emrine itaat etmekten çok daha asil bir duruştur.
Şimdi git ve ormanların sessizliğine kulak ver. İnan bana, gerçekler kitaplardan ziyade köklerin arasında gizlidir. Bir yudum şarapla bu dünyanın gelip geçici saçmalıklarına kadeh kaldırırken, ağaçların neden fısıldaştığını düşünmek, en büyük bilgeliğin başlangıcıdır.