Thesauros Mythology Gorgo'lar

Gorgo'lar

Gorgo'lar

Phorkys'in kızları olan Gorgo'lar; saçları yılanlı, bakanı taşa çeviren korkunç yaratıklardır. Aralarında en meşhuru ise bahtsız Medusa'dır.

Phorkys ve Keton’un soyundan gelen, Graia’larla aynı soylu kökleri paylaşan Gorgo’lar, görsel sanatların üzerinde sıkça durduğu figürler olagelmiştir. Hesiodos’un *Theogonia*’sında (274 vd.) betimlediği üzere, bu varlıklar Okeanos’un ötesindeki sınır boylarında, Batı’nın ince sesli kızlarının yakınında ikamet ederler. Sthenno, Euryale ve ölümlü kaderiyle diğerlerinden ayrılan Medusa; ne zamanın ne de ihtiyarlığın dokunabildiği bir ölümsüzlükle donatılmışlardır. Ölümlü Medusa’nın bahar çiçekleri arasındaki birlikteliği, tanrısal olanın, yaşamın en taze anında bile nasıl bir tahakkümle varlığını dayattığını fısıldar.

Aiskhylos, *Prometheus* (800) tragedyasında onları, soluğu kesen bir korkunun temsilcileri ve ejderha kanatlı varlıklar olarak tanımlar. Saçları yılanlarla bezeli, alınları yaban domuzu dişleriyle öfkeli, altın kanatlı ve tunç elli bu figürler, iktidarın kendi merkezini korumak için yarattığı o tekinsiz yabancı imgesinin vücut bulmuş halleridir; zira adları dahi bir dehşet çağrışımı taşır. Efsanenin üçlü yapısına rağmen, kolektif hafıza yalnızca Medusa’nın hikayesine odaklanmış; onun Perseus ile olan karşılaşması, merkezi iktidarın "canavar" olarak damgaladığı ötekine uyguladığı şiddetin bir yansımasına dönüşmüştür.

Sicilya’lı Diodoros ise mitin üzerindeki gizemi dağıtarak farklı bir perspektif sunar. Ona göre Gorgo’lar, Atlant’ların yakınında yaşayan ve tıpkı Amazon’lar gibi savaşçı bir topluluktur. Kraliçe Myrina yönetimindeki Amazon’ların zaferleri sonrası, Atlant’ların kışkırtmasıyla Gorgo’ların üzerine salınması, iktidar oyunlarının kendi tahakküm araçlarını nasıl birbirine karşı kullandığını gösterir. Yenilseler de hızla toparlanma becerisi gösteren bu irade, nihayetinde Perseus ve Herakles gibi, otoritenin kutsadığı kahraman figürlerin eliyle boyunduruk altına alınmıştır.
Silenos
Bak evlat, şöyle ateşin başına biraz daha yaklaş, dizlerim artık eskisi kadar ısınmıyor. Hah, şöyle... Bugün sana öyle birilerinden bahsedeceğim ki, kulaktan kulağa fısıldanırken bile insanın ensesinde tüyleri diken diken olur. Ama korkma, benim yanımda güvendesin; en azından şimdilik.

Denizlerin derinliklerinde yaşayan ihtiyar Phorkys ile Keton’un üç kızı vardır. Bunlara "Gorgo" deriz. Hesiodos usta, onların yerini yurdunu "Okeanos’un bittiği, gecenin gündüzle el sıkıştığı o uzak yerler" diye anlatır. Hani şu güneşin battığı, Batı'nın ince sesli kızlarının şarkı söylediği o puslu sınırlar var ya, işte oralarda otururlar.

Bu kız kardeşler Sthenno, Euryale ve o bahtsız Medusa’dır. Şimdi sıkı dur; Sthenno ve Euryale, gökyüzü sakinlerinin bahşettiği bir lütufla olsa gerek, ne yaşlanır ne de ölürler. Ama Medusa... Ah o güzel ve hüzünlü Medusa! O, kardeşlerinin aksine bir ölümlüydü. Derler ki, bir bahar günü, çiçeklerle süslü taze çimenlerin üzerinde, o masmavi yeleli deniz tanrısı ile karşılaştığında kaderi çoktan düğümlenmişti.

Peki, nasıl görünürlerdi dersen; Aiskhylos üstadın dediği gibi, "görenin soluğunu kesen" varlıklardır onlar. Saçları ipekten değil, birbirine dolanmış kıvrak yılanlardan örülüdür. Alınlarından yaban domuzlarınınkine benzer dişler fışkırır, elleri tunçtan serttir ve sırtlarında, bulutların arasında süzülmelerini sağlayan altın kanatları vardır. Onlara bakmaya cesaret eden her canlı, gördüğü o dehşet karşısında taş kesilir. Sanırsın ki bakışları, hayatın nabzını bir anda durduran bir büyü.

Tabii bizim Sicilyalı tarihçi Diodoros’un ağzından bakarsan meseleye, işin rengi biraz değişir. O der ki, bu Gorgo’lar öyle canavar manavar değil, Amazonlar gibi çetin, kılıcını savuran savaşçı kadınlarmış. Hatta bir vakitler kraliçeleri Myrina’nın komutasında krallıkları birbirine katmışlar. Ama kader bu ya, karşılarına Perseus ve Herakles gibi yiğitler çıkınca, o yenilmez denilen soyları da nihayete ermiş.

İşin aslı şudur evlat: İnsan, anlamadığı ve korktuğu her şeye bir yılan saçı ya da taşa çeviren bir bakış yakıştırır. Medusa’nın hikayesi, sadece bir canavar masalı değil, güzelliğin ve dehşetin aynı potada nasıl eridiğinin hikayesidir.

Şimdi, kadehini boş ver, o kadehteki üzüm suyunu yudumlamayı bırak da anlat bakalım; sence birine baktığında onu taşa çevirecek kadar korkutucu olmak mı daha zordur, yoksa o korkunun içinde bir insan gibi yaşayıp gitmek mi? Haydi, biraz düşün bakalım, ihtiyar Silenos’un zihni yoruldu bile.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme