Thesauros Mythology Gigant'lar

Gigant'lar

Gigant'lar

Gaia’nın yılan kuyruklu, azman evlatları Gigant’lar, Olympos’a başkaldırıp tanrılarla giriştikleri devasa savaşta Herakles’in de yardımıyla yenildiler.

Gigantlar, Hesiodos’un Theogonia’sında Gaia’nın Uranos’un dökülen kanıyla gebe kalarak dünyaya getirdiği, "parlak zırhlı ve uzun kargılı" varlıklar olarak betimlenir; ancak onların yeryüzüne ayak basışları, iktidarın kendi meşruiyetini kurmak adına "öteki" olanı yok etme arzusunun ilk işaretidir. Titanlar ile aynı kökenden gelseler de, sanatın ve mitosun farklı kaynaklarında yılan kuyruklu, devasa ve dizginlenemez birer başkaldırı formu olarak resmedilirler. Olymposlu tanrıların kurduğu hiyerarşik düzen, varoluşlarını dağları üst üste yığarak gökyüzüne, yani mutlak otoritenin merkezine yönelten bu devlerle tehdit altına girer; zira tahakküm, kendi sınırlarını zorlayan her hareketi bir "savaş" gerekçesine dönüştürür. Egemenler, kehanetlerin dar koridorlarına sığınarak bizzat kendi elleriyle cezalandıramadıkları bu isyanı bastırmak için Herakles gibi bir aracıyı, bir ölümlünün kılıcını kullanmak zorunda kalırlar. Alkyoneus’un ölümü, Apollon’un okuyla Ephialtes’in susturulması, Dionysos’un thyrsos’uyla Eurytos’u dize getirmesi ve Athena’nın bir adayı bir mermi gibi Enkelados’un üzerine fırlatması; disiplin altına alınamayan bedenin, otoritenin ezici gücü altında nasıl parçalandığının göstergesidir. Hatta zaferin hatırası, Pallas’ın yüzülen derisinin bir savaş ganimeti gibi kuşanılmasıyla, iktidarın şiddeti estetik bir dışavuruma dönüştürdüğü bir ritüele dönüşür.

Bu yıkım anlatısı, Bergama’daki Zeus Sunağı’nın 118 kabartmasında, Hellenistik dönemin o patetik üslubuyla mermere işlenmiştir. Bugün Berlin’de sergilenen frizler, tanrısal düzenin Gigantları nasıl boğduğunu, aslan veya boğa başlı azmanların, yani sistemin "dışında" kalmaya çalışanların nasıl parçalandığını soğuk bir ihtişamla sergiler. Tanrıların, Moira’ların ve tüm kozmik hiyerarşinin, kendi düzenlerini bozacak herhangi bir özerkliğe karşı sergilediği bu şiddet gösterisi; aslında devletin, kendi yasasının hüküm sürmesi için bastırılmış olanın acısını bir gösteri nesnesine dönüştürme pratiğidir. Bergama’nın bu görkemli anıtı, aslında kazananların tarihinin, kaybedenlerin kıvranan bedenleri üzerinden nasıl bir sanat eserine dönüştürüldüğünün ve tahakkümün, acıyı nasıl dekoratif bir unsur olarak sunduğunun en çarpıcı kanıtıdır.
Silenos
Gel otur şöyle evlat, ateşi biraz daha harlayalım. Şarabın tortusu bardağın dibinde kalmış, boş ver onu şimdi; sana anlatacağım hikaye, içtiğimiz herhangi bir üzüm suyundan çok daha sert ve kadimdir.

Duymuşsundur elbet, Titanlar vardır, hani şu gökyüzünün eski sahipleri. Ama bir de Gigantlar vardır ki, işte onları Titanlarla karıştırmamak gerek. Bunlar, Toprak Ana Gaia’nın, Gökyüzü’nün o pek de hayırlı anılmayan döküntülerinden, yani Uranos’un kanından doğurduğu, zırhları parıl parıl parlayan, ellerinde kargıları güneşten daha uzun duran azmanlardır. Ama gel gör ki, ayakları bildiğin insan ayağı değildir; gövdelerinin altında kocaman, pullu yılan kuyrukları kıvrılır gider. Düşünsene, hem dev gibi bir adam hem de devasa bir yılan; ürkütücü değil mi?

Bu Gigantlar, Olympos’un tepesindeki gökyüzü sakinlerine öyle bir kin beslediler ki, dağları üst üste yığıp tanrıların evine merdiven yapmaya kalktılar. Göğü yerinden oynatmak, yıldızlara dokunmak istediler. Ama kaderin ağları öyle bir örülmüştü ki, bu devleri hiçbir tanrı tek başına alt edemiyordu. Bir kehanet vardı; bu kaba kuvvet sahiplerini, ancak ölümlü bir insanın yardımıyla durdurabileceklerdi. İşte o vakit gözler, namıdiğer Herakles’e çevrildi.

Büyük bir curcuna koptu! Trakya’nın tozlu topraklarında mı, yoksa Arkadya’nın yeşil vadilerinde mi olduğu hala tartışılır ama savaş başladı mı, ortalık karışır evlat. Herakles, elinde o meşhur yay ve topuzuyla, Zeus ve Athena’nın yanında saf tuttu. Alkyoneus mu? Onu bizzat Herakles hakladı. Ephialtes, Apollon’un altın okuna hedef oldu. Bizim Dionysos ise elindeki kutsal thyrsos’u bir mızrak gibi Eurytos’a saplayıverdi; biliyorsun, biz eğlenmeyi biliriz ama gerektiğinde neşemizden daha sivri uçlarımız da vardır! Enkelados ise kaçmaya çalışırken Athena’nın hışmına uğradı; tanrıça, koskoca Sicilya adasını söküp devin üzerine bir kaya gibi fırlatıverdi.

Sana bunları neden anlatıyorum biliyor musun? Çünkü bu kavga öyle alelade bir masal değildir. Bergama’da, o muazzam Zeus Sunağı’nın mermerlerine kazınmıştır bu anlar. Berlin’e kadar uzanan o frizlere bakarsan, 118 farklı kabartmada devlerin yılan kuyruklarını, boğa kafalarını, aslan ağızlarını görürsün. Tanrıların gücü altında nasıl ezildiklerini, acıdan nasıl kıvrandıklarını o mermer soğukluğunda bile hissedersin.

İşte öyle evlat; gökyüzü sakinlerinin zaferi, mermere işlenmiş en dramatik, en patetik ve en görkemli hatıradır. Şimdi gözlerini kapat da hayal et; o dev yılan kuyruklu yaratıkların gürültüsünü, Athena’nın kalkanından yansıyan güneşin ışığını ve o kadim savaşın tozunu... Gerçekten oradaymış gibi hissetmeye değer, değil mi?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme