Thesauros Mythology Fortuna

Fortuna

Fortuna

Kaderin dizginlerini elinde tutan, kimi zaman kör, kimi zaman bereketli Roma tanrıçası Fortuna; hayatlarımıza yön veren değişken talihi simgeler.

Roma pantheonunun hem dehşet uyandıran hem de en sadık şekilde ibadet edilen figürü olan Fortuna, öngörülemez kaderin tezahürüdür. Yunan mitolojisindeki Tykhe ile özdeşleştirilen bu tanrıça, bir elinde hayatın rotasını keyfince çizen bir dümen, diğerinde ise bolluk saçan bir bereket boynuzu taşır; gözlerinin bağlı oluşu, hükümranlığının herhangi bir liyakat veya adalet ilkesine değil, bizzat egemenin rastgele iradesine dayandığını fısıldar. İnancın kökenleri, onu Roma’ya taşıyan kral Servius Tullius’a dek uzanır. Efsaneye göre, otoritelerin meşruiyetini tanrısal bir onay gibi kutsayan Fortuna, geceleri gizlice kralın evine girerek iktidarı kendi eliyle beslemiştir. Tullius’un onun tapınağındaki sarsılmaz duruşu, tanrısal olanla dünyevi olanın tahakküm tesis etme arzusunda nasıl birleştiğini belgeler. Zamanla Hellenistik kültürel yayılmanın etkisiyle İsis gibi başka tanrısal figürlerle iç içe geçen Fortuna, sadece bir talih simgesi değil, toplumsal düzeni tahakküm altında tutan güç odaklarının her daim yanlarında hissetmek istedikleri o mutlak denetim mekanizması haline gelmiştir.
Silenos
Bak bakalım güzel çocuk, şu karşıdaki dönen tekerleğe... İşte o, gökyüzü sakinlerinin en kaprislisi, en oyuncusu olan Fortuna’nın elindeki dümendir. Ona Yunanlı dostlarımız Tykhe derler ama bizim oralarda adı Fortuna’dır. İnsanlar ondan hem biraz korkar hem de başlarına iyi bir şeyler gelsin diye ona en güzel çiçekleri sunarlar.

Neden mi korkarlar? Çünkü Fortuna biraz... nasıl desem, şakacıdır. Elinde tuttuğu o meşhur dümeni bir çevirir, bugün zirvede olanı yarına çamurun içine bırakıverir. İşte bu yüzden resimlerinde gözleri genellikle bağlıdır; kimin zengin, kimin fakir olacağına, kimin ayağının taşa takılacağına bakmaz bile. Kaderi, tıpkı bir çocuk oyunu gibi rastgele dağıtır.

Ama öyle sanma ki sadece oyuncudur; bereket boynuzu da yanındadır. O boynuzdan dökülenler; bolluk, huzur ve neşedir. Bir gün kapını çalar, avuçlarına dünyaları sığdırır, ertesi gün gelir, elindekileri hafif bir rüzgar gibi savurup gider.

Zamanın birinde Servius Tullius diye bir kral varmış. Bu adam Fortuna’nın öyle bir gönlünü çelmiş ki, tanrıça geceleri gizlice onun evine gelir, odasına süzülür, ona krallığını nasıl yöneteceği konusunda fısıldarmış. Öyle çok severmiş ki onu, tapınağına gittiğinde kralın heykelini tam başköşede görürsün. Sanırsın ki tanrıça, "Seni unutmadım, sadık dostum" diye fısıldıyor taştan dudaklarıyla.

Yıllar geçtikçe Fortuna, tıpkı mevsimler gibi başka renkler de almış. İnsanlar onu Mısır’ın gizemli tanrıçası İsis ile karıştırır olmuşlar. Bir bakmışsın bir tapınakta bilge bir kraliçe, bir bakmışsın başka bir yerde elinde dümeniyle gemileri yönlendiren bir denizci.

Velhasıl evlat, hayat dediğin Fortuna’nın elindeki o dönen tekerlektir. Bazen en tepedesindir, rüzgar saçlarını okşar; bazen de en aşağıda, toprağın kokusunu duyarsın. Önemli olan, o dümen hangi yöne dönerse dönsün, içindeki neşeyi kaybetmemek. Biraz şarap tadında bir hayat, biraz da o gizemli tekerleğin gıcırtısı... Tanrıların oyununa eşlik etmeyi bilmek gerekir.

Hadi, şimdi söyle bana; Fortuna’nın dümeni yarın senin için hangi yöne dönsün istersin?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme