Dostlarım, ateşin etrafına iyice sokulun bakalım. Gözlerinizdeki o pırıltıdan, bugün biraz "söz" konuşmak istediğinizi anlıyorum. Hani şu havaya uçup giden değil, kaya gibi yerinde duran, insanı insan yapan cinsten olan sözlerden... Gelin size Fides’ten bahsedeyim.
İnsanlar ona "Fides" derler. Kendisi, gökyüzü sakinlerinin en eskilerinden, en bilge olanıdır. Öyle bir bilgelik ki, koca İupiter bile tahtına oturduğunda Fides’in hatırı için biraz geriye çekilir. Ressamlar onu çizerken saçları bembeyaz, yüzü ise yaşanmışlıklarla dolu bir kocakarı gibi betimlerler. Neden mi? Çünkü bir sözün ağırlığını taşımak, gençliğin hevesli omuzlarına değil, zamanın bilgeliğine yakışır da ondan.
Bir toplumu, bir şehri, hatta koca bir imparatorluğu ayakta tutan şey nedir sanırsınız? Duvarlar mı? Kılıçlar mı? Hayır, yaramazlar! Her şeyin temeli, birbirinize verdiğiniz o görünmez ama sarsılmaz bağdır. Yani verdiğin sözü tutmak. Fides işte bu bağın ta kendisidir. Bir insan "söz verdim" dediğinde, Fides o kişinin omzuna konar. Eğer söz bozulursa, Fides sessizce havalanıp gider; arkasında ise güvenin kırıldığı, insanın insana yabancılaştığı o tatsız boşluk kalır.
Eski zamanlarda, Aeneas’ın soyundan gelen o soylu insanlar, Palatinus tepesinde ona muazzam bir tapınak inşa etmişlerdi. Çünkü biliyorlardı ki, devlet dediğin şey ancak dürüst insanların birbirine "inanmasıyla" nefes alır.
Bir de şu rahiplerin adeti vardır, pek de hoşuma gider: Fides’e sunu yaparken, ellerine, özellikle de yemin ederken uzattıkları o sağ ellerine bembeyaz bir sargı dolarlardı. Neden beyaz? Çünkü tertemiz, lekesiz, dürüst bir sözü temsil eder de ondan. O sargı, "Elimde tuttuğum sözüm, bir yalanla kirlenmeyecek kadar değerlidir" demenin sessiz yoluydu.
Bakın çocuklar, bazen kadehimdeki üzüm suyunun tadı kaçar ama insanın verdiği sözün tadı kaçtı mı, onu hiçbir nektar düzeltemez. Fides’i hep hatırlayın; çünkü birine söz verdiğinizde, aslında kendi ruhunuzu o söze mühürlemiş olursunuz. Mühür sağlam olursa, hayat da sağlam olur.
Hadi, şimdi söyleyin bakalım; bugün kime ne söz verdiniz de onu bir "sargı" gibi koruyorsunuz?
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak minik yolcu, masallarda sana anlatılanların ötesinde, rüzgarın bile fısıldamaya korktuğu kadim bir sır var. Işıklar söndüğünde, kralların tahtları gıcırdadığında duyarsın o sesi. Gel, yanıma otur; biraz neşe, biraz da hakikat ile dolduralım kadehimizi.
Sana **Fides**’ten bahsedeceğim. Hani o parmak uçlarında yeminlerin yükseldiği, tapınaklarda taşlara kazınan tanrıça. Derler ki **Iuppiter**’den bile daha yaşlı, saçları zamanın tozundan ağarmış bir kocakarıdır o. Peki, neden hep yaşlı bir kadın suretinde tasvir edilir, hiç düşündün mü güzel evlat?
Çünkü evlat, krallar ve generaller, yani şu "büyük" adamlar, sistemlerini ayakta tutmak için en çok sadakate muhtaçtırlar. Kendi koydukları kurallara, kendi çizdikleri sınırlara herkesin uymasını isterler. **Aeneas** soyundan gelen o soylu efendiler, **Palatinus** tepesine **Fides** adına tapınaklar diktiler, ona adaklar sundular. Neden mi? Çünkü senin "sözüne" güvenilmesini istediler ki, kendi düzenleri hiç bozulmasın, çarkları yağlı kalsın.
Rahiplerin o sağ ellerine sardıkları beyaz sargıyı hatırla. Neden elleri saklarlar, biliyor musun? Belki de o el, başkalarının hayatlarını değiştirecek bir söz verirken, aslında bir prangayı tutuyordur. Toplumu bir arada tutan o "bağ", bazen özgürlüğünü de bağlayan o görünmez iptir. **Fides**, sadece bir güven simgesi değil, otoritenin insanları kendi hırslarına bağlamak için kullandığı en eski sanattır.
Gerçek şu ki, evrenin en büyük sırrı budur: Verilen sözler, bazen vicdanın sesi değil, iktidarın fısıltısıdır. Sen yine de sözünü tut, evlat; ama tuttuğun sözün kime yaradığını, o beyaz sargının kimin elini gizlediğini her zaman sorgula. Güçlü olanların "sadakat" dediği şey, bazen sessizlerin boynundaki bir ilmek olabilir. Şarabın o buruk tadı damağındayken, sadece kendine karşı dürüst kalmak, tanrılara adanan binlerce kurbandan daha kutsaldır.
Şimdi uyu, yarın uyandığında dünyanın sana dikte ettiği değil, kendi kalbinle kurduğun yeminlere sadık kal.