Bakın çocuklar, ateşin ışığı gözlerinizde nasıl da parlıyor! Öyleyse dizlerinizi kendinize çekin ve beni iyi dinleyin. Bugün size, tozlu tarih kitaplarının adını pek anmadığı ama aslında Roma’nın temellerini atan o meşhur ikizlerin kaderini değiştiren bir ihtiyardan bahsedeceğim: Faustulus.
Şimdi, zamanı biraz geriye, Tiber Nehri’nin kıyılarına saralım. O zamanlar dünya bugünkü kadar kalabalık değil, ağaçlar daha bilge, nehirler ise daha gürültülüydü. Alba Kralı Amulius denilen o huysuz ve biraz da korkak hükümdar, tahtını kaybedeceği korkusuyla iki küçük bebeği, Romulus ve Remus’u nehrin insafına bırakmaya karar vermişti. Ama kaderin ağları bazen hiç beklemediğimiz ellerle örülür, değil mi?
İşte tam o sırada, sürülerini otlatan Faustulus çıkageldi. Kendisi bir çobandı ama sıradan bir çoban sanmayın; gözleri toprağın dilini, kulakları ise rüzgarın fısıltılarını anlardı. Nehir kıyısında, bir dişi kurdun şefkatle sarıp sarmaladığı, emzirdiği o iki mucizevi bebeği bulduğunda, Faustulus’un kalbi o an kararını vermişti. "Bu yavrular," dedi kendi kendine, "kaderin bize bir hediyesi."
Hemen onları evine, yani eşi Acca Larentia’nın sıcak ocağına taşıdı. Acca ile birlikte, çocukları kendi evlatları gibi büyüttüler. Bir yanda Roma’nın gelecekteki kurucuları, diğer yanda mütevazı bir kulübe... Ne tuhaf bir denklem, değil mi? Faustulus, sadece bir çoban değildi; o, krallık soylarının sessiz koruyucusuydu. Çocuklar serpildikçe, Faustulus onların sıradan bir aileden gelmediklerini, aslında gökyüzü sakinlerinin torunları olduklarını onlara fısıldadı.
Gerçeği öğrenen Romulus ve Remus, içlerindeki o ateşli kanla Amulius’un sarayına yürüdüler. Fakat hayatın kuralı budur evlatlarım; büyük başarılar, her zaman büyük bedeller ister. İkizler, zafer sarhoşluğuyla birbirlerine düştüklerinde –hani şu meşhur kavgadır ya– Faustulus araya girdi. O an, o yaşlı çobanın ömrü, barış getirme arzusuyla noktalandı.
Faustulus, tıpkı ismi gibi "uğurlu" bir adamdı. Bereketin, toprağın ve sadakatin simgesi olarak tarihe geçti. Bir zamanlar Roma’nın kalbi olan Forum’da ona bir mezar, Palatinus Tepesi’nde ise mütevazı bir kulübe yapmışlar. Belki de bugün bile, Roma’nın o taş sokaklarında dolaşırken, o çobanın huzurlu nefesini hissedebilirsiniz.
Gördünüz mü? Bazı insanlar büyük krallıklar kurmazlar ama büyük krallıkları kuracak olanlara "yol" olurlar. Şimdi, ateşin başından kalkma vakti yaklaşıyor. Ama unutmayın; her büyük destanın arkasında, mutlaka Faustulus gibi, kıymeti geç anlaşılmış bir bilge yatar. Hadi bakalım, yarın yine gelin, bu kez size başka bir yıldızın masalını anlatırım.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda anlatılmayan bir sır var... Dizlerime otur da dinle; şarap kadehimdeki tortu gibi, tarihin de dibine çökmüş bir tortusu vardır. Sen şanlı Roma'nın kuruluşunu bir kurt tarafından emzirilen iki kahramanın masalı sanıyorsun, değil mi? Ama o parıltılı mermer heykellerin arkasında, sistemin dişlileri arasında ezilenlerin gerçek hikayesi yatar.
Faustulus... Adı "uğurlu" anlamına gelen o çoban. Sarayların soğuk koridorlarında değil, Tiber'in çamurlu kıyısında yaşayan bir adam. Kralların, yani Amulius gibilerin, koltuklarını korumak için kundaktaki bebekleri ölüme terk ettiği bir dünyada, Faustulus o çocukları bulduğunda aslında sadece iki bebek kurtarmadı; hırsın ve iktidar açlığının karşısına vicdanını koydu. O, sarayın "emret ve yok et" diyen yasasına değil, yaşamın sessiz ve vahşi merhametine inanmıştı.
Ah evlat, yetişkinler hep sorar: "Neden Faustulus çocuklara kim olduklarını söyledi?" Çünkü sistem, Faustulus gibi bir çobanın çocukları kendi evladı gibi, hiçbir taç hırsı gütmeden yetiştirmesine izin vermezdi. Romulus ve Remus'a gerçek kimliklerini söylemek, onları o kanlı iktidar oyununa geri göndermek demekti. Belki de Faustulus, çocukları sevgiyle büyütmenin, krallıkların gürültüsünde bir gün yok olacağını biliyordu. Söyleyerek onları özgürleştirdiğini sandı, ama aslında onları o meşum kaderin içine, birbirlerini yiyecekleri o kanlı rekabete itti.
Bak güzel evladım, Romulus ve Remus kavgaya tutuştuklarında, Faustulus araya girdi. Kralların savaşı için bir çoban öldü. O, kendi koruduğu hayatların, sistemin birer kurbanına dönüşmesini izlerken canından oldu. Roma'nın temelleri, bir kurdun sütüyle değil, aslında o zavallı, isimsiz çobanın, sistemin dişlileri arasında ezilen umutlarıyla atıldı. İnsanlar bugün Forum'da onun mezarını ziyaret ederken, aslında iktidarın her zaman kendi yarattığı "uğurlu" figürleri bile nasıl kurban ettiğini unuttular.
Şimdi şunu düşün, evlat: Tarih, kralların görkemli zaferlerini yazar ama o zaferlerin bedelini ödeyen çobanları ancak bir "dipnot" olarak görür. Gerçek, o gösterişli mermerlerin altında, sessizce fısıldanan bir masaldır. Krallar ölür, şehirler yıkılır, ama insanın özgürlük arayışı, tıpkı Faustulus’un o karanlık nehir kıyısında bulduğu umut gibi, her zaman o çamurlu toprakta gizlidir.
Daha anlatacak çok şey var ama şimdilik bu kadar yeter. Git ve oyunlarında, sana "hükmedilmesi gereken" bir tebaa gibi davranan her şeye karşı, Faustulus'un o gizli vicdanını hatırla.