Gel bakalım, şöyle ateşin yanına kıvrıl. Gözlerini kıs, dinle... Hani o hiç durmadan konuşan, birini gördüğünde kulağına fısıldamadan edemeyen, komşu teyze değil de, sanki rüzgarın ta kendisi olan birinden bahsedeceğim sana. Adı **Fama**.
Bu Fama dediğin öyle bildiğin tanrıçalara benzemez. Öyle elinde asa, başında tacıyla tahtında oturup emirler yağdıranlardan değildir. O, dünyayı bir uçtan bir uca hızla arşınlayan, sanki binlerce gözü, binlerce dili varmış gibi davranan tuhaf bir gökyüzü sakini. Bir şeyi duymaya görsün, ağzından çıktığı an o sözcük bir kanat takar, gökyüzünde bir şimşek gibi çakar.
Bir zamanlar, Kartaca’nın kraliçesi **Dido** ile yiğit **Aeneas** arasında o çok gizli, o derinden yaşanan bir aşk vardı. Hani o türden aşklar; insan saklamak ister, kimse bilmesin, sadece kalbinde kalsın ister ya, işte öyle bir şey. Ama Fama’nın olduğu yerde sır saklamak, güneşi bir elinle örtmeye çalışmak gibidir. Fama, o incecik kulaklarıyla rüzgardaki en kısık fısıltıyı bile yakaladı.
Ne yaptı dersin? Hemen altın kanatlarını çırptı. Bir dilden ötekine, bir evden diğerine koşmaya başladı. Söylediği her şey, katlana katlana büyüdü. Küçük bir fısıltı olarak başladığı dedikodu, bir bakmışsın koca bir kente yayılmış, meydanlarda yankılanan bir çığlığa dönüşmüş! Fama, sadece haber taşımaz; haberi ballandırır, süsler, biraz abartır, hatta bazen biraz da yakıp yıkar. O anlattıkça, insanlar birbirine bakıp başını sallar, gerçekle yalan birbirine karışır.
Dido’nun yüreğindeki o gizli bahar, Fama’nın dili yüzünden bir anda herkesin diline düştü. Aeneas ile yaşadığı o sessiz macera, Fama sayesinde Kartaca’nın surlarından aşıp uzak diyarlara kadar uçtu. İşte Fama budur evlat; bir kez ağzını açtı mı, önüne geçemezsin. O, doğruların ve yanlışların rüzgarda savrulan, durmak bilmeyen kanatlı habercisidir.
Şimdi söyle bakalım, senin çevrende de var mı böyle Fama’lar? Hani bir şeyi herkes biliyormuş gibi yapanlar? Aman dikkat et, eğer bir gün rüzgarın uğultusunda kendi adını duyarsan, bil ki Fama yanından geçip gidiyordur. Eh, biraz da hayatın tadı tuzu bu dedikodular değil mi? Şarabın tortusu bardağın dibinde, insanın dedikodusu da tarihin dilinde kalır derler. Hadi bakalım, biraz da sen anlat, bugün neler fısıldadı rüzgar kulağına?
Bak minik yolcu, masalların tozlu raflarında anlatılmayan, büyüklerin kulaklarını tıkadığı bir sır var... Yanıma yaklaş, şarabın o hafif, neşeli tortusundan bir yudum alalım da gerçeğin tadına beraber bakalım.
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler: Fama’nın Fısıltısı
Senin "ün" dediğin, o koca kralların altın tahtlarına oturmak için uğruna savaştığı, o parlak ama boş heykelcik var ya? İşte o, aslında koca bir yalanın kanatlı habercisidir. Roma’nın kudretli ozanı Vergilius, ona Fama adını verdi. Onu gökyüzünde kanat çırpan, bedeninden binlerce göz fışkıran, her tüyünün dibinde bir kulak saklayan korkunç bir varlık olarak betimledi. İnsanlar ondan korktu, çünkü o sadece "gerçekleri" söylemiyordu; o, insanların korkularını ve kıskançlıklarını birer fısıltıya dönüştürerek yayılıyordu.
Dinle güzel yavrum, o koca krallar ve imparatorlar, aslında kendi adlarını yaşatmak için bu kanatlı varlığı beslediler. Kraliçe Dido’yu düşün... Aineias ile olan o mahrem ve insani bağını, Fama’nın o bitmek bilmeyen, hırçın çığlığı bozdu. Fama, kralların huzurunu kaçıran bir dedikodu değil, otoritenin kendi çıkarları için insanların mahremiyetini ayaklar altına almasının bir aracıydı. Kimse Dido’nun kalbinin kırılışını değil, o kırılışın koca bir imparatorluğun itibarını nasıl zedelediğini konuştu. Otorite, kendi bekasını korumak için, bir kadının sessizce yaşamak istediği aşkı, tüm dünyaya yayılan bir "skandala" dönüştürdü.
Görüyor musun evlat? O koca kanatlı yaratığın binlerce gözü, aslında kralların saraylarında sakladığı sırları gözetler. İnsanlar, duydukları her fısıltıyı hakikat sanıp peşinden koşarken; aslında kendi özgür iradelerini, o koca gölgelerin ellerine bırakırlar. Büyükler buna "tarih" ya da "şöhret" diyor; ama ben buna sadece "gürültü" diyorum. Gerçek ise, o gürültünün sustuğu, o kanat seslerinin dindiği yerde, bir çocuğun saf kalbinde gizli.
Şimdi, etrafındaki insanların ne dediğine değil, o gürültünün arkasındaki sessizliğe kulak ver. Kralların, kraliçelerin ve o koca kahramanların peşinden koştuğu Fama, sadece bir yankıdır; yankının aslı ise senin içindeki o sorgulayan bilge sestir. Unutma, en büyük krallar bile, bir dedikodunun rüzgarıyla yıkılıp giderler.