Thesauros Mythology Eurypylos

Eurypylos

Eurypylos

Troya savaşçısı ve Kos kralı olan Eurypylos, kaderin cilvesiyle önce Akhalara karşı çarpışıp Neoptolemos'un kılıcıyla, sonra Herakles elinde can verdi.

Thessalia ordularının başında, Akhilleus’un saflarında çarpışan Eurypylos; Hypsenor, Melanthos ve Apisaon’un yaşamlarına son verirken, sahneye hakim olan o kanlı otoriteyi cisimleştirir. Paris’in savurduğu kargıyla yaralanıp güç dengeleri sarsıldığında, Patroklos’un yetişmesiyle hayatta kalır; zira iktidar oyunlarında sadakat, genellikle bir sonraki hamleyi korumak adına sergilenen bir yatırımdır.

Poseidon’un soyundan gelen, Kos (İstanköy) adasının mutlak hakimi Eurypylos’un yazgısı, kıyılarına demir atan Herakles’in yıkıcı gücüyle kesişir. Adadaki tiranlığına karşı durduğu bu karşılaşma, muktedirin daha büyük bir zorbalık karşısında silinip gidişinin kaçınılmaz neticesidir.

Telephos’un oğlu olarak, babasının Akha’lara karşı tarafsızlık yeminine rağmen, annesinin yönlendirmesiyle sahaya sürülür; zira ebeveynlerin politik ajandaları, çocukları her zaman birer piyon gibi cepheye iter. Priamos’un kız kardeşi olan annesinin, bir armağan karşılığında oğlunu bu kıyma makinesine dahil etmesi, çıkar odaklı tahakküm hiyerarşisinin en mahrem bağları bile nasıl araçsallaştırdığını gösterir. Nihayetinde, Akhilleus’un oğlu Neoptolemos’un kılıcıyla can veren Eurypylos, bu kanlı mirası sonlandırır. Bu ölümün haberi, yeraltı dünyasının sessizliğinde, Odysseus’un taşıdığı bir emanet gibi, Akhilleus’un ruhuna ulaştırılmayı bekler (Od. XI, 519 vd.).
Silenos
Şöyle bir yaslanın bakalım, bacaklarınızı uzatın. Ateşin çıtırtısı kulaklarınıza dolarken, size hem yiğit hem de talihsiz bir adamdan, yani Eurypylos’tan bahsedeyim. Ama dikkat edin, bu isim biraz kafa karıştırıcıdır; zira tarihin tozlu sayfalarında bir değil, birkaç Eurypylos ile karşılaşırız. Hepsi de kaderin ağlarına farklı şekillerde takılmış, hepsi de kendi fırtınasını yaşamış insanlar.

Önce şu Troya surlarının önünde toz kaldıran, Thessalia’nın güçlü önderine bir bakalım. Hani şu elinde mızrağıyla Hypsenor’u, Melanthos’u ve Apisaon’u yere seren savaşçı... İşte o, Akhaların yanında kılıç sallarken Paris’in attığı bir mızrakla yaralanmıştı. Tam o sırada, hani şu meşhur Patroklos var ya, hemen koşup yetişti imdadına. Kimi zaman gökyüzü sakinlerinin bile karışamadığı o kanlı meydanda, bir dostun eli uzanmıştı ona.

Bir de Kos adasının kralı olan Eurypylos var ki, onun hikayesi biraz daha farklı. O, denizlerin efendisi Poseidon’un soyundan geliyordu. Ama biliyorsunuz, Herakles ile ters düşmek pek hayra alamet değildir. Kahramanımız Herakles, Troya dönüşü adaya uğrayıp da bir gerginlik çıkınca, Eurypylos’un kaderi de kendi kraliyet sarayında mühürlenmiş oldu. Denizler tanrısının oğlu olsa da, efsanevi bir kahramanın karşısında durmak o dönemler pek de kolay bir iş değildi.

Gelelim en dokunaklı olanına... Telephos’un oğlu Eurypylos. Babası Telephos, tanrıların gazabını tadıp iyileştikten sonra, “Ne ben ne de oğlum, bir daha Akhalara karşı kılıç çekeriz” diye yemin etmişti. Söz ağızdan bir kere çıkar, değil mi? Lakin ah o kadınların iknası yok mu... Priamos’un kız kardeşi olan annesi, göz kamaştırıcı bir altın kolye ya da benzeri paha biçilmez bir armağan karşılığında oğlunu Troya’ya gitmeye ikna etti. Genç Eurypylos, annesinin sözünü babasının yemininden üstün tutunca, kendini bir anda o büyük felaketin tam ortasında buldu.

Sonu ne mi oldu? Akhilleus’un oğlu, yani genç ve hırçın Neoptolemos ile karşı karşıya geldi. Kader bu ya, babasının intikamı mıdır yoksa savaşın kör talihi midir bilinmez, Eurypylos o meydanda hayatını kaybetti. Odysseus, yıllar sonra Hades’in gölgeli krallığında Akhilleus’un ruhuyla karşılaştığında, oğlunun zaferini ve Eurypylos’un acıklı sonunu ona anlatırken belki de tanrıların insanların hayatıyla nasıl oyunlar oynadığını düşünüyordu.

İşte böyle dostlar... İnsan dediğin, ister Poseidon’un soyundan gelsin ister bir kralın oğlu olsun; bir kadının sözüne, bir mızrağın ucuna ya da gökyüzü sakinlerinin bir anlık kararına bağlı kalıyor. Hadi, biraz daha ateşten yana çekilin de kadehimdeki son damlaları yudumlarken size başka bir masal anlatayım. Hayat, tıpkı üzümün şaraba dönüşmesi gibi, biraz sabır ve biraz da tuhaflık ister.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme