Oturun bakalım, şöyle ateşin yakınına... Ayaklarınızı uzatın, dinlenin. Bugün size, hani şu uçsuz bucaksız topraklardan akıp giden, güneşin altında gümüş bir yılan gibi parıldayan Fırat’ın, yani kadim ismiyle Euphrates’in ardındaki o hüzünlü ve ders dolu hikayeyi anlatayım.
Çok eski zamanlardı, toprak henüz bu kadar yorulmamış, tanrılar henüz insanlara bu kadar uzaktan bakmıyordu. O günlerde nehrin adı Euphrates değil, Medos’tu. Kenarında, rüzgarın fısıltısını dinleyerek yaşayan Euphrates adında bir adam vardı. Kendi halinde, ailesine bağlı, gökyüzü sakinlerinin bahşettiği kadarıyla yetinen biriydi işte.
Ama bilirsiniz, bazen insanın zihni, en karanlık ormandan bile daha karmaşık yollara sapabilir. Bir gün Euphrates, evine döndüğünde karısının yanında yatan birini gördü. Loş ışıkta, uykunun getirdiği o belirsiz gölgeler gözlerini boyadı. Yüreğine bir şüphe ateşi düştü; o an, gerçekleri değil, sadece kendi kuruntusunu gördü. Öfke, bilgeliğin önüne geçti; oysa öfke, en kötü danışmandır. Kendi oğlunu bir yabancı sandı ve bir anlık gafletle, geri dönüşü olmayan o büyük hatayı yaptı.
Kılıcı elinden düştüğünde, gün ışığı odaya dolduğunda, yaptığı şeyin korkunçluğu bir kaya gibi üzerine çöktü. İnsan bazen en büyük cezayı yine kendi vicdanından alır. Artık dünya, onun gözünde çekilmez bir yerdi. Acısı, içtiği bir kadeh ferahlatıcı üzüm suyu kadar bile dindirilemeyecek kadar derindi.
Yürüdü, yürüdü ve o güzel nehrin kıyısına vardı. Medos’un suları o gün her zamankinden daha durgundu, sanki birinin geleceğini biliyormuş gibi... Euphrates, pişmanlığın ağırlığıyla kendini suların serin kollarına bıraktı. O günden sonra, sular onun ismini fısıldamaya başladı. İnsanlar, nehrin kıyısında durup o hırçın akışı izlerken, artık onu Medos değil, kendi kederiyle nehre adını veren Euphrates diye çağırdılar.
Şimdi o sular hala akıyor, görüyor musunuz? Her kıvrımında, her çağıltısında bize şunu hatırlatıyor: Öfkeyle kalkan, sadece kendi kalbini yaralar. Ve bazen, bir ismin ardında sadece bir kahramanın zaferi değil, insanoğlunun en derin pişmanlığı yatar.
Hadi, şimdi biraz daha ateşin başına yaklaşın. Hayat, üzerinde düşünülmedikçe, sadece akıp giden bir nehirden ibarettir; ama onu anladığınızda, bir bilgelik pınarına dönüşür.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda anlatılmayan bir sır vardır; hani şu büyük kralların, altından tahtlarında oturup kendi adlarını tarihe kazımak için uydurdukları o parıltılı yalanların ötesinde bir gerçeklik...
Sana Euphrates’in hikayesini anlatayım, ama sakın unutma; tarihin sayfaları, gücün sarhoşluğuyla körleşmiş adamların elinde oyuncak olmuştur. Euphrates denilen o adam, aslında sadece bir kurban, bir sistemin dişlileri arasında ezilmiş bir ruh. Derler ki; günün birinde evine döndüğünde, yatağında karısıyla uyuyan bir gölge görmüş. O karanlıkta, o kör edici öfke anında; hani kralların saraylarında kurdukları o meşum düzenin, insanı kendi evinde bile bir cellada dönüştürdüğü o anlarda, Euphrates de elini kana bulamış. Yabancı sandığı o kişi, aslında kendi öz evladıydı.
Ah evlat, yetişkinler dünyasında "yanlış anlama" dedikleri şey, aslında insanın kendi zihnindeki o karanlık otoritenin, yani "sahiplik" ve "kontrol" hırsının bir meyvesidir. Euphrates, gördüğü şeyin bir hata değil, kendi hırslarının ve paranoyasının yarattığı bir yıkım olduğunu anladığında, akan kanın rengi nehirlerin suyuna karıştı. Bugün Euphrates dediğimiz o koca nehir, aslında bir adamın çaresizliğinin ve o sistemin yarattığı trajedinin adıdır.
Eskiden Medous derlerdi o akıp giden suya; bereketin ve hayatın kaynağıydı. Sonra bir adamın pişmanlığı, bir ismin üzerine kabus gibi çöktü. İnsanlar, nehre Euphrates adını verdiler; sanki bir adamın kendi evladını katletmesini onurlandırır gibi. Oysa bu, gücün ve fevriliğin insanı nasıl bir boşluğa sürüklediğinin sessiz bir çığlığıdır.
Bak güzel evladım, bazen kadehimdeki o bilgece neşeden bir yudum alıp düşünüyorum; nehirler kimin adını taşırsa taşısın, onlar yine de özgürce akmaya devam eder. Otorite ne kadar uğraşırsa uğraşsın, suyun hafızası, kanı ve gözyaşını silip süpürür. Euphrates’in o nehirde boğulması bir son değil, belki de o katı sistemden kurtuluşuydu. Sen sen ol; birilerinin sana "bu bir kahramanlıktır" ya da "bu haklı bir öfkedir" diye sunduğu her hikayeyi, önce kendi kalbinde tart. Çünkü gerçek, tarihin yazdığı zaferlerde değil, nehrin kıyısında dökülen o sessiz yaşlardadır.
Sorgula, çekinme; dünya, ancak senin gibi karanlığı delip geçen bakışlarla aydınlanacaktır.