Thesauros Mythology Euphrates

Euphrates

Euphrates

Oğlunu yabancı sanıp öldüren Euphrates, gerçeği anlayınca vicdan azabıyla kendini Medos nehrine bırakmış; nehir o günden sonra onun adıyla anılmıştır.

Medos olarak bilinen nehrin yatağı, bir babanın yanılgısından doğan trajediyle yeni bir kimliğe bürünür. Euphrates adlı bir adam, mülkiyetin ve denetimin kutsandığı bir aile düzeni içerisinde, uyuyan oğlunu kendi hanesinin mahremiyetine sızmış bir yabancı zanneder. Otoritenin, kendi koruması altındaki yaşamları birer nesne gibi konumlandırdığı o an, hiçbir sorgulamaya yer bırakmayan ani bir şiddetle son bulur. Kendi yargısının kesinliğine sığınarak uyguladığı infaz, gerçeğin ortaya çıkışıyla geri dönülemez bir vicdan yüküne dönüşür. Kendi kurduğu hiyerarşinin kurbanı olan adam, yine kendi eliyle yarattığı bu katı düzenin yıkıntısı altında, sulara gömülerek nihai teslimiyetini gerçekleştirir. O günden sonra nehir, egemenin yitip giden ismini taşıyarak, tarihin akışına egemenliğin yarattığı boşluğu kazımıştır.
Silenos
Oturun bakalım, şöyle ateşin yakınına... Ayaklarınızı uzatın, dinlenin. Bugün size, hani şu uçsuz bucaksız topraklardan akıp giden, güneşin altında gümüş bir yılan gibi parıldayan Fırat’ın, yani kadim ismiyle Euphrates’in ardındaki o hüzünlü ve ders dolu hikayeyi anlatayım.

Çok eski zamanlardı, toprak henüz bu kadar yorulmamış, tanrılar henüz insanlara bu kadar uzaktan bakmıyordu. O günlerde nehrin adı Euphrates değil, Medos’tu. Kenarında, rüzgarın fısıltısını dinleyerek yaşayan Euphrates adında bir adam vardı. Kendi halinde, ailesine bağlı, gökyüzü sakinlerinin bahşettiği kadarıyla yetinen biriydi işte.

Ama bilirsiniz, bazen insanın zihni, en karanlık ormandan bile daha karmaşık yollara sapabilir. Bir gün Euphrates, evine döndüğünde karısının yanında yatan birini gördü. Loş ışıkta, uykunun getirdiği o belirsiz gölgeler gözlerini boyadı. Yüreğine bir şüphe ateşi düştü; o an, gerçekleri değil, sadece kendi kuruntusunu gördü. Öfke, bilgeliğin önüne geçti; oysa öfke, en kötü danışmandır. Kendi oğlunu bir yabancı sandı ve bir anlık gafletle, geri dönüşü olmayan o büyük hatayı yaptı.

Kılıcı elinden düştüğünde, gün ışığı odaya dolduğunda, yaptığı şeyin korkunçluğu bir kaya gibi üzerine çöktü. İnsan bazen en büyük cezayı yine kendi vicdanından alır. Artık dünya, onun gözünde çekilmez bir yerdi. Acısı, içtiği bir kadeh ferahlatıcı üzüm suyu kadar bile dindirilemeyecek kadar derindi.

Yürüdü, yürüdü ve o güzel nehrin kıyısına vardı. Medos’un suları o gün her zamankinden daha durgundu, sanki birinin geleceğini biliyormuş gibi... Euphrates, pişmanlığın ağırlığıyla kendini suların serin kollarına bıraktı. O günden sonra, sular onun ismini fısıldamaya başladı. İnsanlar, nehrin kıyısında durup o hırçın akışı izlerken, artık onu Medos değil, kendi kederiyle nehre adını veren Euphrates diye çağırdılar.

Şimdi o sular hala akıyor, görüyor musunuz? Her kıvrımında, her çağıltısında bize şunu hatırlatıyor: Öfkeyle kalkan, sadece kendi kalbini yaralar. Ve bazen, bir ismin ardında sadece bir kahramanın zaferi değil, insanoğlunun en derin pişmanlığı yatar.

Hadi, şimdi biraz daha ateşin başına yaklaşın. Hayat, üzerinde düşünülmedikçe, sadece akıp giden bir nehirden ibarettir; ama onu anladığınızda, bir bilgelik pınarına dönüşür.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme