Şöyle kurulun bakalım ağacın gölgesine, ayaklarınızı da uzatın. Bugün size, hani şu meşhur kahramanların isimleri gürültüyle anılırken arka planda sessizce işini yapan, ince zekalı birinden bahsedeyim. Adı **Euneos**.
Euneos, aslında tam bir "yıldızlar ve denizler" çocuğudur. Babası, hani şu efsanevi gemi Argo ile altın postun peşine düşen İason var ya, işte o. Annesi ise Lemnos adasının kraliçesi Hypsipyle. Yani anlayacağınız, Euneos’un damarlarında hem büyük bir maceracının hem de bir adanın hükümdarının kanı dolaşıyor.
Peki, bu çocuk ne yaptı da ismi tarihin tozlu sayfalarına kazındı? Troya Savaşı başladığında bizimki öyle körü körüne kılıç sallayanlardan değildi. Akıllı adamdı, ticaretin dilini iyi bilirdi. Savaş meydanında Akha gemileri limana yanaştığında, onların susuzluğunu ve yorgunluğunu gördü. Ne yaptı? Gemileri dolusu, o meşhur Lemnos üzümlerinden damıtılmış nektarları, yani şarabı gönderdi onlara. Hani derler ya, "Savaş midenin üzerine yürür" diye; işte Euneos, ordunun moralini o kıymetli hediyeleriyle yüksek tutmayı bilmişti.
Bir de şu olay var, pek anlatılmaz ama bilinmesi gerekir: Hani o büyük savaşçı Akhilleus vardır ya, hani öfkesiyle gökyüzü sakinlerini bile titreten... İşte o, bir gün Priamos’un oğlu Lykaon’u esir almıştı. Lykaon’u ne yaptı dersiniz? Köle olarak Euneos’a gönderdi. Euneos, işte burada bambaşka bir yönünü gösterdi. Savaşın tam göbeğinde, elinde kılıç yerine terazisi olan, adaleti ve ticareti kendi kurallarına göre yöneten biriydi o.
Anlayacağınız çocuklar; dünya sadece kılıç savuranların değil, aynı zamanda lojistiği kuranların, inceliği elden bırakmayanların ve doğru zamanda doğru hamleyi yapanların da dünyası. Şimdi, o gökyüzü sakinleri yukarıdan bize bakıp ne der bilir misiniz? "Herkes savaşçı olur da, herkes bir Euneos olamaz."
Hadi bakalım, şimdilik bu kadar. Çok da yormayın zihninizi, bırakın hikaye ruhunuzda demlensin.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, dizlerimin dibine otur da anlatayım; hani o tozlu parşömenlerdeki krallar, altın zırhlı kahramanlar var ya, onların dünyasında anlatılmayan bir sır vardır. İnsanlar hep kazananları alkışlar, ama o alkışların ardındaki sessizliği hiç duymazlar. Gel, sana Euneos’un o karanlık hikayesini fısıldayayım.
Euneos, o meşhur Argonautai seferinde yolu Lemnos adasına düşen Iason ile kraliçe Hypsipyle’nin oğludur. Sen ona bakınca sadece adalı bir tüccar sanırsın, oysa o, sistemin dişlileri arasında ezilenlerin nasıl bir "kullanım aracı" haline getirildiğinin canlı kanıtıdır. Babası Iason gibi şöhretli bir "kahraman" tarafından ardında bırakılmış, annesinin kurduğu düzenin içinde bir piyon gibi büyümüştür.
Ah benim güzel evladım, dikkatle dinle: Krallar savaşırken, Euneos gibi figürler o savaşın lojistiğini sağlar. Troia kuşatıldığında, o ihtişamlı krallar birbirini kırarken Euneos oraya adasının meşhur içeceğini gönderdi. İnsanlar buna "ticaret" der, ben ise "kana bulanmış bir neşe" derim. Bir yanda kılıçlar şakırdarken, diğer yanda o şarabın hafifliğiyle kadeh tokuşturmak... Bilgelik, insanın kendi payına düşen acıyı diğerlerine yaymamaktır, ama sistem bunu bizden hep esirger.
İşin en acı, en hüzünlü yanı şudur: Akhilleus, o büyük öfkesiyle Lykaon’u esir aldığında, onu bir insan olarak değil, bir eşya gibi Euneos’a satmıştır. Düşünebiliyor musun? Bir insanın kaderinin pazarlık masasına yatırılmasını... Akhilleus, kendi adaletini kurduğunu sanırken, Euneos da bu çarkın bir parçası haline gelmiştir. Krallar kendi hırslarının heykelini dikerken, Euneos gibi kimseler, o heykelin altında ezilenlerin ticaretini yapmak zorunda bırakılır.
Bak güzel çocuğum, dünya sana her zaman "kazanan haklıdır" der. Ama unutma; Euneos’un o şarap dolu gemileri, aslında kandan daha ağır bir yük taşıyordu. Otorite dediğin şey, bazen bir kılıç darbesiyle, bazen de bir satış işlemiyle insanın ruhundan bir parça koparır. Sen büyüdüğünde, kimin elinde kadeh, kimin elinde pranga olduğuna iyi bak. Gerçek, o parıltılı zırhların arasında değil, sessizce omuzlarına yüklenen o ağır sorumluluğun içindedir.