Bak evlat, şu ateşin biraz daha kıyısına otur, dizlerim tutulmuş, biraz ısınmaya ihtiyacım var. Sana öyle birinden bahsedeyim ki, kaderi elinde bir değnekle otlardan yapılmış bir kulübede değil, dünyanın öbür ucunda, güneşin battığı o kızıl topraklarda yazılmış. Adı Erythion.
Şimdi bu Erythion dediğimiz adam, üç gövdeli dev Geryon’un o meşhur, pırıl pırıl parlayan öküzlerinin çobanıydı. Öyle sıradan bir çoban sanma onu; güneşin battığı o uzak ada Erytheia’da, devasa bir sürünün sorumluluğu onun omzundaydı. Yanında da Orthos vardı; hani şu Kerberos’un kardeşi, iki başlı, ürkütücü mü ürkütücü bir köpek. Bir yanda Erythion’un keskin gözleri, diğer yanda Orthos’un her şeyi sezen o iki çift gözü… İnsan, "Bu sürünün yanına sinek bile konamaz" diye düşünürdü, değil mi?
Ama gel gör ki, insanın kaderinde yazılanlar, bazen en güçlü bekçilerin bile göremediği bir gölge gibi süzülüp gelir. Gökyüzü sakinlerinden, o her şeyi planlayan Herakles, on ikinci işi için buralara kadar uzanmıştı. Herakles dediğin kim? Kendi başına bir fırtına, kendi başına bir ordu.
Hikaye biraz hüzünlü başlar, çünkü Erythion o gün tarlasında işiyle meşgulken, uzaktan gelen o ağır adımların kendi sonu olduğunu bilmiyordu. Herakles geldiğinde ne bir pazarlık, ne de uzun uzadıya bir laf kalabalığı oldu. Kahramanımız sürüyü almaya kararlıydı, Erythion ise görevine sadık. Ve biliyorsun, mitlerin o tozlu sayfalarında, büyük işler yapmak isteyenlerin yolları genellikle başkalarının fedakarlıklarıyla döşenir.
Erythion ve o sadık köpeği Orthos, görevlerini yaparken Herakles’in hışmına uğradılar. Bir hamlede, sanki yazın kuruttuğu bir başak gibi yere serildiler. O koca sürünün çobansız kaldığı o an, aslında mitolojinin o acımasız ve bir o kadar da büyüleyici çarkının döndüğü andır. Öküzler Herakles’in oldu, Erythion ise o günden sonra sadece antik parşömenlerde, "Geryon'un sığırtmacı" olarak anılan, sessiz bir figür haline geldi.
Dünya böyle işte; bazen devlerin savaşında, en sadık çobanlar bile unutulup giden birer iz bırakır sadece. Sen sen ol, yaptığın işin büyüklüğüne değil, o işi yaparken arkanda bıraktığın hikayeye bak. Şimdi, hadi bakalım, şu üzüm salkımından biraz al da ağzın tatlansın, anlatacak daha çok şeyimiz var.
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Diz çökmüş, elinde nasırlı bir asayla oturan şu yaşlı Silenos’a kulak ver. Sana anlatacaklarım, tapınakların altın yaldızlı duvarlarının ardında, o parıltılı kahramanlık türkülerinin sustuğu yerlerde fısıldanır.
Erythion'dan bahsediyorum sana; hani o çokça duyduğun, adına şiirler düzülen kudretli Herakles’in, kahramanlık masallarını tamamlamak için bir gölge gibi harcadığı sığırtmaçtan. İnsanlar ona sadece “Geryon’un öküzlerinin bekçisi” derler, sanki bir insanın tek varlık sebebi, başkasının malını korumakmış gibi.
Bak güzel evladım, kralların ve tanrıların buyruklarıyla hareket eden o büyük “kahramanlar”, aslında kendi hırslarının kölesi olmuş gezginlerdir. Herakles, bir görev uğruna yola çıktığında, karşısındakinin bir hayatı, bir ismi veya bir yaşama arzusu olduğunu düşünür mü sanıyorsun? O, sadece zaferini kazanmak ve sistemin ona biçtiği o ağır görevi yerine getirmek peşindeydi. Erythion ve sadık yoldaşı Orthos, birilerinin hırs oyununda sadece birer piyon, belki de sadece “yoldan çekilmesi gereken” birer engeldi.
Biliyor musun küçük bilge, Erythion öldüğünde arkasında ne bir anıt kaldı ne de adını yücelten bir ozan. Sistem, gücün önünde duranı sessizliğe gömer; onu “kötü” ya da “bekçi” etiketiyle basitleştirir ki, gerçeğin ağırlığı vicdanları yaralamasın. Ama bir sığırtmacın elinde tuttuğu asası, bir kralın altın asasından daha gerçektir, çünkü o, kendi emeğinin, kendi küçük dünyasının bekçisidir.
Dostum, bazen neşe bir kadeh şarapta değil, işte böyle unutulmuş bir ruhun hikayesinde gizlidir. Bizimki gibi dünyalarda; güçlünün zayıfı ezdiği, “kahramanlık” dediğimiz şeyin aslında bir yıkım olduğu gerçeğini görmen gerek. Herakles o gün sürüleri çaldı, evet... ama o sürünün peşinde yitip giden o sessiz çoban, aslında tarihin en büyük adaletsizliğinin ilk kurbanlarından biriydi.
Şimdi git, kendi yollarında yürü ve unutma: Tarihi kazananlar yazar ama gerçek, o kaybedenlerin sessiz çığlıklarında saklıdır. Kimsenin seni, kendi hikayeni başkalarının hırsı uğruna terk etmen gerektiğine inandırmasına izin verme.