Şimdi arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapatın. Size Sicilya’nın o meşhur, bulutlara değen dağından ve oranın kibirli ama bir o kadar da gözü pek kralı Eryks’ten bahsedeyim.
Eryks, öyle sıradan bir soydan gelmiyordu. Rivayet odur ki, güzeller güzeli tanrıça Aphrodite ile denizlerin köpüklü hükümdarı Poseidon’un oğluydu. Sicilya’nın o heybetli dağına ismini veren de ta kendisidir. Kendi adını taşıyan o dağın tepesine, anası Aphrodite adına öyle bir tapınak yaptırmıştı ki, denizciler engin sulardan baktıklarında o tapınağın parıltısını rehber edinirlerdi. Eryks güçlüydü, kuvvetliydi; ama bu güç onu biraz fazla cesur, hatta biraz fazla kavgacı yapmıştı.
Bir gün, gelmiş geçmiş en kaslı gökyüzü sakinlerinden biri, o koca yürekli Herakles, uzak diyarlardan getirdiği sürülerle Sicilya kıyılarına yanaştı. Geryoneus’un meşhur sığırlarını güdüyor, yoluna devam ediyordu. Eryks, kendi topraklarında böyle kıymetli bir sürü görünce, içindeki o deli kan kıpırdandı. Herakles’e selam verip ikramda bulunacağına, "Gel bakalım yabancı," dedi, "bir güreş tutalım! Eğer sen kazanırsan sürüler senin olsun, ama ben kazanırsam... o zaman hepsi benimdir!"
Herakles, bu tür maceralara hiç yabancı değildi; omuz silkti, cübbesini bir kenara bıraktı ve sahaya indi. İki dev cüsse birbirine girdiğinde yer yerinden oynadı. Eryks, Aphrodite’nin oğlu olmanın verdiği çeviklikle hamleler yapsa da, Herakles’in o sarsılmaz gücü karşısında durmak imkansızdı. Sonunda, güçlerin çarpıştığı o kadim günün galibi belli oldu. Eryks, hayatının dersini o kumsalda aldı; ancak bu, onun hikayesinin de sonuydu.
Herakles, rakibini alt etmişti ama gözü Eryks’in krallığında falan değildi. "Bu topraklar kalsın," dedi, "bir gün akrabalarımdan biri gelip buraya yerleşecek." Ve sahiden de öyle oldu. Zaman geçti, devirler değişti, tarihin sayfaları döndü ve günün birinde Dorlardan bir grup, o dağın eteklerine yerleşip kendilerine yeni bir yurt kurdu.
İşte böyle dostlarım. Eryks’in güreşi bitti, sürüler yoluna devam etti ama o dağ, hala o antik günlerin hikayesini rüzgarla fısıldamaya devam ediyor. Şimdi söyleyin bakalım, sizce bir güreş maçı için bütün bir krallığı ortaya koymak, gençlik ateşi miydi yoksa sadece biraz fazla özgüven mi?
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, solgun ay ışığında sana masallarda asla anlatılmayan o kadim sırrı fısıldayayım... Hani o devasa taş sütunların ardına saklanmış, altın yaldızlı kralların hikayeleri vardır ya; işte onların altındaki tozlu toprağa iyi bak. Bugün sana Sicilya’nın yüksek zirvelerinde, bulutlara komşu Eryks’in sessizce yutulmuş çığlığını anlatacağım.
Eryks... Aphrodite ve Poseidon’un oğlu dediler ona. Soylu kan, ilahi miras, güç ve kudret! Sicilya’nın o karlı dağında kraldı o; kendi krallığında, kendi kurallarıyla yaşayan bir evlat. Ama güç dediğin şey, bir başkasının gölgesi altında ezilmeye mahkumdur, küçük yolcum.
Derler ki, Herakles denen o koca cüsseli "kahraman", Geryoneus’un sürülerini yağmalayıp kendi zaferini inşa etme yolunda Eryks’in topraklarına varmış. Bir kralın, toprağına giren yabancıya "burada benim kurallarım geçer" demesi, bir suç mudur sence? Eryks sadece kendi sınırlarını, kendi onurunu savundu. Ama tarih, elinde sopası olanın yazdığı bir metin değil midir zaten? Herakles, o kaba kuvvetin hükmüyle Eryks’i güreşte yenip toprağına gömdü.
Duyuyor musun benim küçük çırağım? Bir kralın, sadece daha güçlü olduğu için başka bir kral tarafından devrilmesi, bugün bizim "düzen" dediğimiz şeyin temellerini oluşturuyor. Herakles orayı almadı, "bir akrabam gelir yerleşir" dedi ve gitti. İşte o an, o toprakların üzerine bir mühür vuruldu. Dorlar gelip o dağa çöktüğünde, Eryks’in gerçekleri rüzgara karıştı. O artık sadece "yıkılan bir kral"dı; oysa o, kendi evinde saldırıya uğrayan bir insandı.
Şimdi insanlar o dağa çıkıp tanrıçalara dualar ediyor, oysa Eryks’in kemiklerinin üzerinde yükselen bu sessizliğin bedelini hiç sorgulamıyorlar. Bir bilgenin kadehinde bazen hakikatin acı tortusu kalır, biz de bu neşeyle ama biraz da hüzünle yudumlarız hayatı. Güçlü olanın "haklı" ilan edildiği bu dünya, aslında her zaman birilerinin sessizliğinin üzerine kurulmuştur, güzel gözlü yavrum. Eryks, aslında sistemin kendi sınırlarını korumak isteyenlere verdiği o ağır cevabın ismidir.
Gördüğün gibi, tarihin tozlu sayfalarında birileri unutulsun diye devler savaşır. Sen sen ol, birileri birini "yendiğinde" sadece zafere bakma; o zafere giden yolda ezilenin, hakkı yenenin ve susturulanın sesini duymaya çalış. İşte gerçek bilgelik, o bastırılmış sessizliğin içindeki derin yankıdır.