Şöyle kurulun bakalım ateşin başına, ayaklarınızı uzatın. Bakmayın benim yaşlılığıma, dünya kurulduğundan beri gördüklerimi bir anlatsam, değil bir gece, ömürler yetmez. Bugün size Atina’nın toprak kokulu krallarından birini, Erekhteus’u anlatayım. Hani şu topraktan doğma soylu çocukların torunu olan adam.
Erekhteus, Atina’nın başında hem bilge hem de evlatlarına düşkün bir kraldı. Sarayının koridorlarında yankılanan yedi tane kızı vardı ki; birbirlerini sanki tek bir canın parçalarıymış gibi severlerdi. Öyle ki, aralarında ettikleri yemin dillere destandı: "Birimiz giderse, diğerleri burada nefes almaz, biz ancak beraber oluruz," derlerdi. Gençlik işte, insan sevince dünyanın geri kalanını unutuyor bazen.
Günlerden bir gün, bizim Atina’nın başı büyük bir derde girdi. Komşu şehir Eleusis ile savaş patlak verdi. Karşı tarafta ise denizler hakimi Poseidon’un oğlu Eumolpos vardı; hani şu hiddeti dalgalar kadar sert olan gökyüzü sakini. Atina zor durumdaydı, surlar bir bir sarsılıyordu. Kral Erekhteus, çaresizlik içinde Delphoi’deki kahinlere koştu. Sorduğu soru basitti: "Bu savaşı nasıl kazanırım?"
Aldığı cevap ise soğuk bir rüzgar gibi esti: "Zaferin bedeli, yedi kızından biridir kral. Birini kurban edersen, Atina kurtulur."
Düşünün bir... Bir kral için halkını korumak mı, yoksa evladına kıymak mı? Erekhteus, o koca yürekli baba, halkını seçti. Kızlarından birini feda ettiğinde, o birbirine kenetlenmiş altı kız kardeş, ettikleri yemini bozmadılar. Söz, sözdür dediler ve hepsi kendi canlarına kıydılar. Saraydaki o cıvıl cıvıl neşeli sesler, bir anda derin bir sessizliğe büründü.
Erekhteus, elinde acı dolu bir zaferle döndü savaştan. Eumolpos’u bozguna uğratmıştı, evet; şehir kurtulmuştu, evet. Ama Poseidon bu işe hiç ama hiç iyi bakmadı. Kendi oğlunun yenilmesine mi öfkelendi, yoksa Erekhteus’un o ağır bedeline mi, bilinmez. Denizlerin tanrısı, gökyüzünün en tepesindeki Zeus’a gitti; "Bu kralın hayatı, benim oğlumun bedelidir!" diye gürledi.
Zeus, her şeyi gören gözleriyle aşağıya baktı. Belki de insanların kaderiyle oynamanın, tanrıların bile bazen canını sıktığını düşündü. Gökyüzünden bir ışık çaktı, o meşhur yıldırım düştü ve Erekhteus, bir anlık şimşekle beraber tarihin sayfalarına gömüldü.
İşte böyle çocuklar... Krallar gelir geçer, savaşlar biter, şarap kadehlerdeki tortu gibi dibe çöker. Ama geride kalan hikayeler, tıpkı o yedi kız kardeşin birbirine olan bağlılığı gibi, soğuk kış gecelerinde bizi ısıtmak için hep orada durur. Şimdi, gözlerinizi kapatın ve rüzgarın sesini dinleyin; belki size anlatacak başka hikayeleri de vardır.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak güzel yavrum, etrafındaki yetişkinlerin "büyük zaferler" diye anlattığı o parıltılı masalların arkasında, tozlu raflarda unutulmuş karanlık bir fısıltı vardır... Gel, otur yanıma; biraz buruk bir neşeyle yudumladığım şu mahsulün hatırına, sana herkesin sakladığı o acı gerçeği anlatayım.
Erekhteus isminde bir adam vardı; hani şu kralların soyundan, tahtın soğuk mermerlerine tünemiş biri. Herkes ona "Atina'nın koruyucusu" derdi, fakat evlat, bir krallığın bedeli nedir biliyor musun? O, sadece bir unvan değil, bazen gencecik hayatların üzerine inşa edilmiş bir basamaktır. Eleusis ile savaşa tutuştuğunda, o meşhur Delphoi bilicisine gidip zaferin yolunu sordu. Bilici dedi ki: "Bir can al, bin can kurtar."
Kaderin ağlarını ören o sistem, Erekhteus'tan kendi evladını, kendi etinden canından olanı istedi. O an, o koca kralın gözlerinde bir parıltı gördüm; hırsın, otoritenin ve kaybetme korkusunun ne kadar kör edici olabileceğini... Bir kızını kurban etti. Diğerleri mi? Onların birbirine olan o tertemiz bağlılığı, babalarının hırsı karşısında bir anlam ifade etmedi. O yedi kız kardeş, birbirlerine verdikleri sözü tutarak, bu adaletsiz dünyanın yükünü taşımak yerine sessizliği seçtiler. Biri öldüğünde, diğerleri de o anlamsız savaşın kurbanı olup gittiler.
Peki, söylesene yüreği güzel evlat; zafer dediğin şey, bir babanın kızlarını feda etmesiyle kazanılacak kadar değerli miydi?
Erekhteus, Poseidon’un oğlu Eumolpos’u yendiğinde, denizlerin tanrısı öfkeyle köpürdü. Ama bil ki, Poseidon’un öfkesi aslında sadece bir bahaneydi. Zeus, tepelerden bir yıldırım fırlattı ve o kralı, o "kahramanı" kül etti. Otorite dediğin, kendi yarattığı canavarı sonunda yok etmekten çekinmez. Sistem, kralı önce bir piyon gibi kullandı, sonra işi bitince bir toz tanesi gibi savurdu.
Tarih kitapları sana Erekhteus'u bir kral olarak yazar, ama ben sana onun aslında kendi hırsının kurbanı olan, çocuklarının nefesini solduran bir adam olduğunu söylüyorum. Unutma evlat; güç sahiplerinin kurduğu sofralarda, her zaman bedelini ödeyen sessizler ve onların gözyaşları vardır. Şimdi git, yıldızlara bak ve kendi yolunu çiz; çünkü kralların zaferlerinden ziyade, o sessiz kız kardeşlerin sadakati daha gerçektir.