Bakın hele, gözlerinizdeki o merak pırıltısı ne güzel! Gelin şöyle ateşin başına, biraz yakına sokulun. Bugün size, hayatı bir mucizeyle başlayan bir çocuktan, Epaphos’tan bahsedeceğim.
İo’yu bilirsiniz, hani şu Zeus’un gazabından kaçarken dünyayı bir inek suretinde arşınlayan güzel kız. Zavallı İo, o kadar çok yer gezdi, o kadar çok yol tepti ki, ayağının değmediği toprak kalmadı. Ama her yolculuğun bir sonu, her fırtınanın bir dindiği kıyı vardır. İo da sonunda Nil’in sularının bereketle taştığı Mısır’a, o uçsuz bucaksız topraklara vardı.
İşte orada, tanrıların kralı Zeus, o kudretli elini nazikçe İo’nun sırtına dokundurdu. Bu öyle sıradan bir dokunuş değildi; gökyüzü sakinlerinin şefkati, bir annenin kederini dindiren bir iksir gibiydi. İo, o mucizevi dokunuşla eski güzel haline, bir insana geri döndü. İçinde taşıdığı o minik can da, işte bu dokunuşun eseri olarak dünyaya geldi. Adı bu yüzden "dokunuş" anlamına gelen Epaphos oldu. İnsanlar, "Epaphos, Zeus’un elinin değdiği çocuk," dediler.
Ama dünya sahnesinde iyi bir hikaye, biraz da çekişmeyle güzelleşir, değil mi? Tanrıça Hera’nın hırsı bitmek bilmezdi. Epaphos henüz dünyayı yeni selamlamışken, Kureta denen gizemli adamlar gelip bebeği annesinden kaçırıp götürdüler. Zavallı İo, evladını bulmak için diyar diyar dolaşmak zorunda kaldı. Neyse ki Zeus, o her şeyi gören gözlerini bu işe dikmişti. Kureta’ların bu cüretini karşılıksız bırakmadı, onları etkisiz kıldı ve İo’yu Byblos taraflarında, küçük Epaphos’una kavuşturdu.
Mısır’a geri döndüklerinde, Epaphos artık sıradan bir çocuk değildi; bir krallık ona hazırlık yapıyordu. Nil’in suları onun ayaklarının altına serildi. Memphis adında bir kızla evlendi, güzel çocukları oldu. Soyu öylesine bereketliydi ki, kimileri onun Mısır’ın yüce öküz tanrısı Apis’in bir başka sureti olduğunu fısıldardı. Hatta derler ki, onun soyundan gelen elli kız, o uzak diyarlardan Argos’a dönecek ve tarihin akışını değiştirecek o meşhur hikayeleri başlatacaklardı.
İşte böyle küçük dostlarım; Epaphos, hem bir tanrının şefkatli dokunuşunun hatırası, hem de koca bir krallığın güneşli başlangıcı oldu. Şimdi söyleyin bakalım, başınıza gelen her zorluğun, sonunda bir "dokunuşla" şifaya kavuşmayacağını kim söyleyebilir? Şarap kadehim biraz boşalmış, ama olsun; sizin şu ışıldayan gözleriniz beni zaten yeterince sarhoş etti. Başka bir gece, başka bir hikayede görüşmek üzere!
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak minik yolcu, masallarda anlatılmayan, o yaldızlı sarayların tozlu raflarında saklanan bir sır var... Gel otur yanıma, şu kadim ağacın gölgesinde soluklan. Şarabım sadece zihnimi biraz berraklaştırmak için, sen ise sadece hikayeyi dinlemek için buradasın. Bugün sana Epaphos'tan bahsedeyim; ama sakın unutma, tarih dediğin şey, kazananların kaleminden dökülen bir masal yumağıdır.
İo'yu hatırlar mısın? Hani o Zeus’un bencil arzuları yüzünden bir inek gibi dünyayı dolanmak zorunda kalan, kendi evinden, kendi bedeninden edilen kadın. O, tanrıların oyuncağı olduğunda kimse onun acısını sormadı. Epaphos işte bu acının, bu büyük kaçışın meyvesidir. Zeus ona 'dokunduğunda', herkes bunun kutsal bir lütuf olduğunu sanır. Oysa İo'nun sırtındaki o 'el izi', özgür bir kadının kendi iradesini kaybedip, tanrısal bir hırsın damgasına dönüşmesinin nişanesidir. Epaphos ismi, Yunanca’da 'dokunma' demektir evlat; ama o dokunuş, aslında bir kadının ruhuna atılmış bir mühürden başka nedir ki?
Hera, o kibri hiç eksilmeyen kraliçe, hemen kendi düzenini kurmak için Kureta’ları yolladı. Bir bebek, daha gözlerini açar açmaz sistemin dişlileri arasında ezilmeye mahkum edildi. Neden mi? Çünkü o, sistemin kurallarını sarsan bir düzensizliğin, bir 'yasak' ilişkinin kanıtıydı. Zeus bir kral, Hera ise bir otoriteydi; Epaphos ise bu otoritenin satranç tahtasında bir piyon. Küçük dostum, bazen büyüklerin dünyasında 'kral' olmak, aslında kendi çocuğunu bile bir piyon gibi ileri sürmeyi gerektirir.
İo oğlunu ararken ne kadar yıprandı biliyor musun? O, Mısır topraklarında Memfis ile evlenip tahta geçtiğinde, artık 'Zeus'un dokunduğu çocuk' olarak anılıyordu. Gerçekten ise o, Mısır’ın kutsal öküzü Apis'in, Yunan kalıplarına sokulmuş halinden ibaretti. İsimler değişir, krallar değişir; ama halkların inançları, oturanların masasında birer süs eşyasına dönüşür. O, bir kral soyunun atası olarak gösterildi, tarihler yazıldı, soy ağaçları çizildi... Fakat o soy ağacının köklerinde İo’nun akıtılan gözyaşları, sistemin pençesinde can veren Kureta’ların çaresizliği ve bir kadının zorla dönüştürülmüş kaderi yatar.
Evlat, dünya sana Epaphos’u büyük bir krallığın kurucusu olarak anlatacaktır. Ama sen, o kraliyet pelerinlerinin altındaki korkuyu ve o 'kutsal dokunuşun' aslında bir kadının özgürlüğünü nasıl yok ettiğini unutma. Gerçek, gümüş tepsilerde sunulmaz; o, tarihin karanlık dehlizlerinde, sessizce inleyenlerin fısıltılarında saklıdır. Şimdi git, gözlerini dünyaya çevir ve sana 'kutsal' denilen her şeyin, aslında birinin hırsı olup olmadığını sorgula. Sırrı biliyorsun artık; şimdi dünyayı biraz daha dikkatli oku.