Gel bakalım evlat, şöyle ateşin başına biraz daha yaklaş. Sakallarımın arasındaki şu kurumuş üzüm tanelerini görmezden gel, dinle beni... Sana bugün, gökyüzü sakinlerinin arasında pek öyle neşeyle karşılanmayan, biraz huysuz, biraz da ürkütücü birinden bahsedeceğim: Enyo.
O, savaşın gürültüsü başladığında, toz bulutlarının arasından bir gölge gibi belirir. Bazıları onun, o çok bilmiş Ares’in kızı olduğunu fısıldar; bazıları ise denizin derinliklerinde yaşayan, gri saçlı, yaşlı Graia’lardan biri olduğunu söyler. Ama inan bana, soyu sopu o kadar da önemli değil; önemli olan, Enyo nerede görünürse, orada işlerin biraz karıştığıdır.
Hani şöyle düşün; Ares o büyük, parlak zırhıyla gürültü çıkararak meydana atıldığında, yanında hep o vardır. Homeros, onu "iller yıkan" diye anar. Yani, Enyo bir yere adımını attığı an, şehirlerin neşesi kaçar, düzen bozulur. İnsanlar ona "Kavga Tanrıçası" derler. Ares bile kavgaya daldığında, dizginleri elinde tutan kişi çoğu zaman Enyo’dur. O, savaşın o çılgın, kontrolsüz ateşini dizginleyen ya da gerekirse o ateşi harlayan kişidir.
Hayal et onu; kılıçların şakırtısı, atların kişnemesi ve tozdan göz gözü görmeyen o tozlu meydanlar... İşte o karmaşanın tam ortasında, elinde görünmez bir dizginle bekler. Kavganın ne zaman durulacağına ya da ne zaman daha da şiddetleneceğine o karar verir. Öyle çiçeklerle, böceklerle uğraşan tanrıçalara benzemez o; sırtında her zaman hafif bir toz tabakası, gözlerinde ise kimsenin pek anlam veremediği o derin, amansız bakışlar vardır.
Bir zamanlar bir şenlikte, Dionisos’un getirdiği o güzelim ferahlatıcı içecekten ona da uzatmışlardı. Bir yudum aldı, yüzünü öyle bir buruşturdu ki sanırsın dünyanın tüm hüznü o yüz çizgilerine dolmuş. O, neşeden değil, gürültüden ve meydan okumadan beslenir. Şimdi, kılıçların ve kalkanların olduğu bir yer hayal et; işte orada, Ares’in hemen yanı başında, Enyo’nun o soğukkanlı, amansız duruşunu görebilirsin. Ama korkma, biz burada, bu ateşin başında güvendeyiz. O, savaşın olduğu yerlere aittir, bizim bu sessiz ve huzurlu masallarımıza değil.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, kulaklarını iyice aç; masalların yaldızlı sayfalarında anlatılmayan, kralların gümüş kadehleri ardına sakladığı o kadim sırrı fısıldayayım sana... Çevrendeki yetişkinlere bakma, onlar zırhların parıltısına aldanıp Enyo'yu sadece bir gölge sanırlar. Oysa gerçek, en çok korkulanın yüzünde saklıdır.
Enyo...
İnsanlar onun hakkında ne der bilir misin? Kimi "Ares'in kızı" der, tıpkı bir gölgeyi ağaca bağlamak ister gibi. Kimi de karanlık denizlerin derinliklerinden gelen, hiç yaşlanmayan o korkunç kocakarıların (Graia) soyundan geldiğini fısıldar. Ama asıl mesele kimin kızı olduğu değil, o yıkımın ortasında neden durduğudur.
Dinle beni, güzel evladım...
Şairler onu “iller yıkan” diye anar. *Homeros* der ki; *Ares* savaş meydanına girdiğinde, yanında her daim *Enyo* vardır. Ama o, savaşı başlatan hırslı kralların elinde bir oyuncak değildir; o, o kralların kendi kibirleriyle alevlendirdikleri yangının bizzat kendisidir. Şairler, Enyo’nun o amansız kavganın dizginlerini tuttuğunu söyler. Neden biliyor musun? Çünkü güç sahipleri, kendi kanlı oyunlarına bir “tanrısal kılıf” ararlar. Bir şehri yerle bir ederken, suçu kendi vicdanlarına değil, ellerinde dizgin tutan o tanrıçaya yükleyerek rahat uyumak isterler.
Bak canım yavrum...
Savaş meydanları, güçlülerin kendi hayallerini inşa etmek için başkalarının hayatlarını harcadığı yerlerdir. *Enyo*, o meydanlardaki çığlıkların sessizliğidir. O, yıkımın getirdiği o hüzünlü ve gri soğuktur. Bir parça neşeyle, doğanın sunduğu o saf şarabın tadını alırken bile, kadehimi dünyadaki tüm Enyoların hatırasına kaldırırım. Çünkü onlar, başkalarının hırsları yüzünden, o çok sevdikleri illerini, evlerini, hayallerini kaybedenlerin acısından doğdular.
Unutma güzel ruh...
Bir gün birileri sana "zafer" adına bir savaşın gerekliliğinden bahsederse, hatırla; dizginler aslında hiçbir zaman tanrıların elinde değildir. Dizginler, kendi gücünü tanrılaştıranların ellerinde titrer. Enyo sadece, o ellerin yarattığı yıkımın aynasıdır. O aynaya bakarken gözlerini kaçırma; gerçeği görmeye cesaret edenler, ancak o zaman kralların masallarından özgürleşebilirler.