Gözlerinizi kısın bakalım küçükler, şöminenin ateşi biraz daha parlasın. Bugün size, kalkanların gıcırtısı ve mızrakların gökyüzünü çizdiği o kadim günlerden birini anlatayım. Herkes Ares’i bilir, hani o öfkesiyle yeri göğü inleten, zırhı güneşin altında yanan gökyüzü sakini. Ama bazen, adı değişir. Bazen o kızgın tanrı, başka bir surete bürünür. İşte o zaman, ona Enyalios derler.
Şimdi şöyle düşünün: Bir savaşın tam ortasındasınız. Toz duman birbirine karışmış, yüreğiniz bir kuşun kanat çırpınışı gibi göğsünüzde çarpıyor. İşte o anda, sadece bir kaba güçten bahsetmiyoruz. Enyalios, Ares’in o dizginlenemez, gözü kara, savaş meydanında fırtına gibi esen ruhuna verilen isimdir. O, sadece kılıç sallayan değil, o kılıcın çıkardığı metalik tınıda dans eden bir kudrettir.
Pek çokları "Bu bir tanrı mı yoksa bir savaşçı mı?" diye sorar. Ah, çocuklar... İnsanlar bazen öyle kahramanlıklar sergilerler ki, gökyüzü sakinleri onları izlerken kendi suretlerini orada görürler. Enyalios adı, tam da bu noktada, savaşın o vahşi ama büyüleyici çekiciliğini temsil eder. Sanki bir üzüm salkımının içindeki o en buruk, en sert çekirdek gibidir; ezildiğinde ortaya çıkan o yoğun enerji gibi!
Eskiden, o meşhur Akhilleus’un bile savaş meydanına çıktığında hissettiği o ürpertici güçtür Enyalios. Zırhının içindeki adamın, artık sadece bir ölümlü değil, savaşın kendi nefesi haline dönüştüğü o an... Ares, huzur içinde kadehini kaldırıp altın tepesinde otururken, Enyalios adıyla yeryüzüne iner ve meydanlarda kalkanların arkasında fısıldanan o korkuyla karışık saygıyı toplar.
Yani anlayacağınız, Enyalios sadece bir isim değil; o, savaşın tüm o gürültüsünün içindeki ritimdir. Şarabın baş döndürücü etkisi gibi, o da zihinleri bir anlığına bulandırır ve yiğitlerin gözünde sadece zaferi bırakır. Ama unutmayın, büyüklerinizle beraber dinlediğiniz bu hikayede şunu hep hatırlayın: Savaşın bile bir adı, bir ruhu ve bazen de bir gölgesi vardır. Enyalios, o gölgenin ta kendisidir.
Şimdi hadi bakalım, biraz daha yaklaşın ateşe. Masal bitti ama tozlu mızrakların sesi hala kulaklarımda çınlıyor... Başka kimin hikayesini merak edersiniz?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda sana hep altın zırhların parıltısını ve zaferin görkemini anlatırlar ya; işte orada, o yaldızlı perdelerin arkasında saklanan derin bir sır var. Enyalios’tan bahsediyorum sana... Hani şu Ares’in gölgesi, savaşın uğultulu nefesi.
Yetişkinler ona "savaş tanrısı" der, kalkanların üzerine adını kazır, zafer için ona yakarırlar. Ama gel, o kaba seslerin ötesine bakalım evlat. Enyalios, aslında sistemin kendi yansımasıdır. İnsanlar korktuklarında, huzursuz olduklarında ya da başkalarının topraklarına göz diktiklerinde, içlerindeki o karanlık hırsı dışarı taşır ve ona bir isim verirler: Enyalios. Sanki savaş kendi başına, gökten zembille inen bir felaketmiş gibi...
Oysa krallar, Agamemnon gibiler, kendi hırslarını meşrulaştırmak için Enyalios’un adını bir kalkan gibi kullanırlar. "Savaş tanrısı istiyor," derler; sanki kanı döken onlar değilmiş, sanki gençlerin ömrünü çalan kendi kibirleri değilmiş gibi. Enyalios, aslında sistemin o çarkları yağlamak için ihtiyaç duyduğu kutsanmış bir bahanedir.
Şimdi dinle beni küçük dostum; bir savaş alanında yitip giden sadece bedenler değildir. Orada bir çocuğun hayali, bir annenin duası ve adaletin sesi de susturulur. Sistemin dişlileri arasında ezilen, o gürültülü zafer çığlıklarının altında inleyen sessizleri hatırla. Enyalios, o gürültünün tam merkezinde dursa da, aslında sadece korkunun şekil almış halidir. İnsanlar ondan korktukça, aslında kendi elleriyle yarattıkları o otorite canavarına boyun eğerler.
Hayat, bazen bir kadeh şarabın dibindeki tortu kadar bulanık ve gerçektir. Önemli olan, o tortunun kadehi değil, insanın kendi zihnindeki özgürlük arayışıdır. Kralların, tanrıların veya güçlü görünenlerin ağzından çıkan her söze körü körüne inanma güzel evladım. Enyalios'un kılıcı parlıyor olabilir, ama o kılıcı tutan el, aslında kendi hırslarının esiri olmuş bir sistemdir.
Gerçekler, bazen en keskin kılıçtan daha çok acıtır; ama en azından seni özgür kılar. Şimdi git, kendi gökyüzüne bak ve o göğün altında kimsenin senin adına savaşmasına izin verme.