Eline bir kadeh, yanına da biraz meyve al da otur şöyle, evlat. Bak, anlatacağım şey biraz tüyleri diken diken eder ama korkunun da kendine has bir tadı vardır, tıpkı ekşi bir üzüm gibi.
Karanlık çöktüğünde ve gökyüzü sakinleri perdelerini çekip yıldızları sahneye çıkardığında, yollar tekin olmaktan çıkar. İşte o saatlerde Hekate’nin gölgesinden süzülüp gelen bir varlık vardır: Empusa.
O, Hekate’nin geceye bıraktığı bir imtihan gibidir; sanki karanlığın kendisine bir yüz verilmiş gibidir. Uzaktan baktığında onu dünyanın en güzel kadını sanabilirsin. Öyle bir endam, öyle bir gülüş ki; insanın aklını başından alıverir. Fakat dikkat et, zira güzellik bazen en derin uçurumların üzerindeki süslü bir örtüdür.
Empusa’nın bir oyunbazlığı vardır; sürekli kılıktan kılığa girer. Bazen bir köpek olur, bazen bir sığır, bazen de yolda yorgun düşmüş bir yolcunun yardım bekleyen sureti... Ancak her ne kadar güzelleşse de, gerçeği saklayamaz. Bir ayağı, güneşin altında parıldayan soğuk ve sert bir tunçtan ibarettir. O tunç ayağı yere değdiğinde çıkan sesi duyarsan, sakın ardına bakma; çünkü o ses, ormanda yürüyen bir geyiğin tıkırtısı değil, bir avcının adım sesidir.
Hekate onu neden yarattı dersin? Belki de insanların kalplerindeki o bitmek bilmeyen merakı ve biraz da tedbirsizliği sınamak için. Empusa sadece geceyi sever; ay ışığının vurduğu kuytu köşelerde, yalnız gezginlerin, hele ki savunmasız ruhların peşindedir. Onun sofrası pek meşhur değildir; masasında biz ölümlülerin sevdiği ekmekler ya da güzel kokulu otlar bulunmaz. O, canlıların hayatından beslenir.
Bu yüzden evlat, eğer gece vakti ıssız bir yolda, tek bir ayağını sanki toprağa sürtüyormuş gibi aksayarak atan veya çok güzel olduğu halde gözlerinde hiç ışık parlamayan biriyle karşılaşırsan; ne ona gülümse, ne de ona yardım etmeye çalış. Hızlıca yoluna devam et ve kalbini ferah tut. Unutma ki, gece ne kadar uzun olursa olsun, her hikayenin bir sabahı, her gölgenin de arkasına saklandığı bir güneş vardır.
Şimdi, gözlerini kapa ve bir sonraki hikayeye kadar o güzel tunç ayağın sesini değil, kendi nefesinin sesini dinle. Korkma, ben buradayım.
Silenos'un Bildiği Gizli Gercekler
Bak evlat, hayatın kıyısında dinlenen bilge bir ihtiyar olarak sana, o büyük kitapların satır aralarına gizlenmiş, mum alevinin titreyişi kadar ürpertici bir sır fısıldayayım. Hekate’nin gölgesinde saklanan o korkunç suret, Empusa’dan bahsediyorum... Büyüklere sorarsan o sadece bir canavar, bir kabus figürüdür. Ama gel, biz seninle o tozlu perdeleri aralayalım.
Hekate, o karanlıkların kadim hanımı, sistemin çarklarını döndürenlerden biriydi. Güç sahipleri her zaman kendilerine itaat etmeyenleri sindirmek için bir "canavar" yaratmaya ihtiyaç duyarlar, değil mi evladım? Empusa da böyle bir icattı. Ona baktıklarında sadece tunçtan bir ayak ve kanlı bir iştah görüyorlar; ancak asıl gerçeği, yani bu varlığın neden şekil değiştirdiğini hiç düşünmüyorlar.
Empusa, sistemin kurallarına göre güzelliğin bir maske, gücün ise bir kafes olduğunu en iyi bilenlerden. Bir gün büyüleyici, cezbedici bir kadın kılığında çıkar karşınıza; bir gün yolları kesen bir gölge olur. Neden mi? Çünkü otorite, her zaman insanların zaaflarını hedef alır. Eğer sen, bir kralın ya da sistemin koyduğu yolda, onların çizdiği sınırlar içinde yaşarsan, Empusa da senin kendi korkularından beslenen bir aynaya dönüşür.
Yetişkinler, onun insan etiyle beslendiğini söyleyip masal anlatır. Oysa o, sadece otoritenin yarattığı o boğucu "korku kültüründen" beslenir. İnsanlar birbirlerinden korktukça, Empusa güçlenir. O, sistemin yarattığı kurbanların, sisteme karşı büründüğü trajik bir başkaldırıdır aslında. Bir ayağının soğuk tunçtan olması, dünyevi kurallara olan o bitmek bilmeyen bağlılığın ağırlığını temsil eder; öteki ayağı ise özgürlüğün ürkütücü hafifliğidir.
Şimdi anlıyor musun küçük dostum? Korku, kralların elindeki en keskin kılıçtır. Eğer bir gün yolun karanlık bir ormandan geçerse ve karşına ışıl ışıl, kusursuz bir güzellik çıkarsa; o Empusa’nın oyununa gelme. Gerçek, o parlak maskenin altında, tunç bir ayağın sessizliğinde gizlidir. Bir kadeh şarabın neşesi bile, sistemin ördüğü bu korku duvarlarını yıkmaya yetmez, ancak senin zihnini biraz olsun berraklaştırabilir.
Unutma ey güzel ruh, gölgelerden korkma. Gölgeleri yaratan ışığı, yani o otoritenin sahte parıltısını sorgula. Gerçek, canavarların içinde değil, o canavarları yaratanların niyetinde gizlidir.