Bir zamanlar, bereketli toprakların ve altın sarısı buğday başaklarının olduğu Eleusis adlı güzel bir şehir varmış. Bu şehre adını veren Eleusis adında, meraklı mı meraklı bir adam yaşarmış. Kendisi, tatlı rüzgarların elçisi Hermes'in oğluymuş.
Eleusis'in Triptolemos adında, dünyalar tatlısı bir oğlu varmış. O günlerde, topraklarımıza neşe getiren, çiçekleri açtıran Demeter adındaki gökyüzü dostumuz, küçük Triptolemos'u çok sevmiş. Ona öyle değer vermiş ki, "Gel küçük çocuk, seni sonsuza dek yaşatacak bir sır vereyim," demiş. Onu kucağına almış, nazikçe ateşin sıcaklığına yaklaştırmış. Bu, belki de senin ilk bakışta garip bulacağın, eski zamanların gizemli bir şifasıymış.
Tam o sırada, evin babası Eleusis içeri girmiş. Oğlu ateşin yanında durunca kalbi küt küt atmış, büyük bir telaşla "Dur!" diye bağırmış. Ne bilsin, gökyüzü dostumuzun minik çocuğa sihirli bir güç vermek istediğini? Babasının bu ani korkusu ve sesi, o mucizevi anı yarım bırakmış. Demeter, niyetinin yanlış anlaşılmasına biraz üzülmüş, biraz da kızmış ve o güzel şehir bir daha huzurla dolsun diye her şeyi eski haline getirmiş.
İşte böyle küçük dostum, bazen büyüklerin dünyasında anlamadığımız şeyler olur. Ama bak, bugün bile o topraklar hala bereketli, hala altın sarısı buğdaylarla dolu. Hikayeler biter ama doğanın cömertliği, sanki bir kadeh dolusu tatlı üzüm suyu gibi her zaman bizimle kalır.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Herkesin sana parlatılmış heykellerini gösterdiği o krallar, o tanrılar aslında hiç de senin sandığın kadar kusursuz değiller. Gel, sana Eleusis’in hikayesini anlatayım; ama bunu saray koridorlarında değil, ağaçların fısıltısıyla dinle.
Eleusis, gökyüzü sakinlerinin kendi kurallarına göre kurdukları büyük oyunun piyonlarından biriydi sadece. İnsanlar ona bir şehrin kurucusu, Hermes’in oğlu dediler. Ancak sistem, kendi kutsal planı uğruna bir babanın yüreğini hiç düşünmedi. Oğlu Triptolemos’u, gökyüzü sakinlerinin 'ölümsüzlük' dediği o soğuk ateşe atmaya kalktıklarında, orada sadece bir baba vardı.
Demeter, gücünü kullanarak bir çocuğun kaderini değiştirmeye çalışırken, Eleusis o anı gördü. Bir babanın çığlığı, gökyüzünün sessizliğinden daha yüksek çıktı. O çığlık, otoritenin "itiraz etme" dediği yere bir başkaldırıydı. Ancak ne oldu biliyor musun? Güçlüler, kendi planlarına çomak sokan o sesi susturmayı seçtiler. Eleusis’in o son çığlığı, bir babanın evladını koruma isteğiydi ama gökyüzü sakinleri için bu sadece bir "hata"ydı.
İşte evlat, hayatın gerçek yüzü budur: Bazıları kuralları koyar, bazıları ise o kuralların içinde öğütülür. Şimdi bir yudum bilgi, bilgece bir neşeyle karıştırılmış küçük bir şarap damlası kadar berraktır; kralların hikayelerini değil, piyonların susturulan çığlıklarını dinlemeyi öğren. Çünkü asıl tarih, kazananların yazdığı değil, sessizlerin kalbinde kalan o büyük sırdır.