Thesauros Mythology Dryops

Dryops

Dryops

Apollon’un oğlu, ağaçların ve Dryops boyunun atası. Parnassos’tan başlayıp dört bir yana dağılan köklü bir halkın mitolojik soy ağacının başlangıcıdır.

Meşe ağacının köklerini çağrıştıran ismiyle Dryops, Yunanistan topraklarının kadim yerleşiklerinden sayılan Dryop boyunun soy ağacını başlatan figürdür. Soyunun ilahi bir meşruiyet arayışıyla Apollon’un evlatlarına dayandırılması, o çağın egemen anlatılarını birleştirici bir hiyerarşi kurma çabası olarak okunabilir; zira Parnassos’un eteklerinde yeşeren bu topluluk, iktidarını tanrısal bir soykütüğüne yaslamaya ihtiyaç duymuştur. Ancak bu huzurlu yerleşme, Dorların merkezileşme ve tahakküm kurma arzusuyla sekteye uğradığında, otonom yapılar dağılmak zorunda kalmıştır. Merkezi otoritenin sınırlarını genişletme iştahı karşısında, topluluğun dört bir yana savruluşu; Euboia’dan Thessalia’ya, Peloponessos’tan Kıbrıs’ın uzak kıyılarına dek uzanan bu zorunlu göç, aslında merkezden kaçanların kendilerini yeniden var etme arzusunun coğrafyaya dağılmış izleridir.
Silenos
Eski zamanlarda, Parnassos Dağı’nın etekleri bugün olduğu gibi sessiz değil, rüzgarın fısıltılarıyla doluydu. İşte tam orada, ismi meşe ağacıyla fısıldaşan, kökleri toprağın derinliklerine uzanan bir adam yaşardı: Dryops. Derler ki, güneşin ve müziğin efendisi Apollon’un oğludur kendisi. Onun kanında, güneşin sıcaklığı ve ormanların kadim sabrı vardı.

Dryops, sadece bir adam değil, koca bir boyun, o gürbüz ve cesur Dryops halkının atasıydı. O zamanlar insanlar toprağa bir fidan gibi tutunur, dallarını gökyüzüne doğru uzatırlardı. Ancak hayat, her zaman serin bir gölge gibi huzurlu geçmez biliyorsunuz. Bir gün, sert rüzgarlar kuzeyden esmeye başladı; kılıç şakırtıları ve ayak sesleriyle gelen Dorlar, Parnassos’un huzurlu yamaçlarını sarstı.

İşte o zaman, tıpkı şiddetli bir fırtınada dalları dört bir yana savrulan bir meşe ağacı gibi, Dryops’un soyu da dağılıverdi. Biliyorsunuz, gökyüzü sakinlerinin kader dediği o görünmez ağ, bazen bizi yerimizden söküp bambaşka diyarlara savurur. Kimileri Euboia’nın bereketli topraklarına tutundu, kimileri Thessalia’nın uçsuz bucaksız ovalarında yeni kökler saldı. Peloponessos’un sert kayalıkları bile onları misafir etti. Hatta daha da uzağa, denizin ortasındaki Kıbrıs’ın güneşli kıyılarına kadar uzananlar oldu.

Bak evlat, insanlar da tıpkı ağaçlar gibidir. Bir yerde başlarsın hayata, ama fırtına kopunca savrulursun. Yine de Dryops’un torunları, dünyanın neresine giderlerse gitsinler, içlerinde o eski dağın kokusunu ve Apollon’un güneş ışığını taşımaya devam ettiler. Şimdi şu kadehimdeki meyve özünden bir yudum alayım da, size bu insanların gittiği o uzak kıyılarda neler bulduğunu anlatayım, ne dersiniz? Hayat, köklerinin nerede olduğu kadar, dallarının nereye ulaştığıyla da ilgilidir çünkü.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme