Thesauros Mythology Dolios

Dolios

Dolios

Laertes’in sadık bahçıvanı Dolios; kralının dönüşüyle büyük bir sevinç yaşar, oğullarıyla birlikte Odysseus’un yanında savaşa katılan vefalı bir emekçidir.

Laertes’in mülküne yerleşmiş ihtiyar bir bahçıvan olan Dolios; toprağın ve ağaçların gündelik ritmi içinde, egemenin yokluğunda dahi mülkiyetin sürekliliğini temsil eden bir figürdür. Odysseus Troya’ya gittiğinde, efendisinin babasıyla birlikte bu sessiz sığınakta bekleyişini sürdürür; zira tahakküm, yokluğunda dahi kendine hizmet edecek bir sadakat ağı kurmayı bilir. İthaka’ya dönüş gerçekleşip taliplerin kanlı tasfiyesi yaşandığında, Dolios ve altı oğlu, hiyerarşik düzenin yeniden tesisi için tereddütsüzce saf tutarlar. O ve oğulları, mülk sahibinin iktidarını korumak için el birliğiyle savunma hattı kurarken, sistemin kendilerine biçtiği "sadık hizmetkar" kimliğini, efendilerinin şiddetine ortak olarak pekiştirirler; oysa başkaldırı potansiyeli, en çok bu sessiz, itaatkar ellerin toprakla kurduğu doğrudan ilişkide saklıdır.
Silenos
Şöyle yaklaşın ateşin başına minikler, biraz daha sokulun bakalım. Gözlerinizdeki o merak pırıltısını görebiliyorum. Size bugün, destanların o gürültülü savaş meydanlarından biraz uzakta, toprak kokulu bir adamdan bahsedeceğim. Adı Dolios. Belki devleri deviren kahramanlar kadar şöhretli değil ama güven denince akla gelen ilk isimlerden biri.

Bilirsiniz, Odysseus dediğimiz o kurnaz gezgin, uzun yıllar boyunca evinden, yani İthaka’dan uzak kalmıştı. Okyanusların hırçın dalgalarıyla boğuşurken, arkada bıraktığı yaşlı babası Laertes’in hali ne oldu dersiniz? İşte o zamanlar, toprağın huzuruna sığınan Laertes’in yanında, bir gölge gibi sadık bir dost vardı: Dolios.

Dolios öyle cafcaflı saraylarda yaşayacak biri değildi; onun dünyası bağlar, bahçeler ve toprağın bereketli kokusuydu. Ağaçları evladı gibi sever, üzüm salkımlarına kendi çocuklarıymış gibi bakar, güneşin altında terleyerek ömrünü tüketirdi. Odysseus yirmi yıl boyunca rüzgarların oyuncağıyken, Dolios elindeki budama bıçağıyla Laertes’in bahçesini bir cennete çevirdi. Sanki efendisinin bir gün döneceğini biliyormuş gibi, toprağı hep taze, bağları hep bakımlı tuttu.

Sonra o büyük gün geldi, hani şu meşhur toz dumanın havaya kalktığı gün. Odysseus, eve döndüğünde babasını o bahçede, elleri toprak dolu halde buldu. Dolios ve onun altı tane aslan gibi oğlu, karşılarında duran yabancının aslında yıllardır bekledikleri o kral olduğunu anladıklarında... Ah, o anki sevinci bir görseydiniz! Gözlerinden akan yaşlar toprağa düşerken, sanki kurak bir tarlaya bahar yağmuru yağmış gibiydi.

Ama hikaye burada bitmedi. İthaka’da işler karıştı, hani şu rahat durmayan, huzuru kaçıran bazı zorbalar vardı ya... İşte onlar, kralın geri dönmesine bozulup öfkeli bir kalabalıkla üzerlerine yürümeye kalktılar. Gökyüzü sakinleri o gün yukarıdan izlerken, Dolios ve altı oğlu hiç tereddüt etmedi. Ellerinde bahçe aletleri, yüreklerinde ise sarsılmaz bir sadakatle kralın önüne bir kalkan gibi dizildiler. Bir ihtiyar bahçıvanın, ömrünü toprağa adamış elleriyle vatanını savunması kadar güzel ne olabilir ki?

Demem o ki çocuklar; bazen en büyük kahramanlar kılıç sallayanlar değil, bir ağacın dibinde sabırla bekleyenler, bir bağı bir ömür koruyanlardır. Toprağın sadakati, kılıcın keskinliğinden daha uzun sürer. Şimdi, biraz daha şarabımdan yudumlayıp şu ateşi körükleyeyim; belki bir gün size bu sadakatin neden bazen altın kadar değerli olduğunu daha detaylı anlatırım. Ama unutmayın, Dolios gibi sağlam duranlar, dünyanın yükünü taşıyanlardır.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme