Bak hele, otur şöyle yanıma, şu zeytin ağacının gölgesi ne güzel serinletiyor insanı değil mi? Çek o küçük ayaklarını, şimdi sana Thebai’nin tozlu yollarında yaşanmış, biraz hüzünlü ama sonu pek bir tuhaf bitmiş bir hikaye anlatayım.
Thebai şehrinin tahtında, sert bakışlı kral Lykos otururdu. Karısı Dirke ise güzelliğiyle göz kamaştırırdı ama kalbi, bir kış ayazı kadar soğuktu. Dirke, öyle bir kadındı ki; elinde güç varken, etrafındakilere biraz nezaket göstermek yerine, acı çektirmeyi bir nevi eğlence sanırdı. Özellikle iki genç kardeş vardı o vakitler; Amphion ve Zetos. Bu iki delikanlı, aslında krallık kanı taşıyorlardı ama Dirke, onları sarayından uzak tutmak, ayaklar altına almak için elinden geleni yapardı. Zavallı gençlere durup dururken çile çektirir, onları aşağılar, "Sizden olsa olsa köle olur!" diye caka satardı.
Gökyüzü sakinleri, yukarıdan her şeyi izlerler ya, işte onlar da Dirke’nin bu acımasız oyunlarından yorulmuşlardı artık. İnsan, elindeki gücün rüzgarına kapılıp başkalarının omuzlarına basmaya kalkarsa, dengesini kaybetmesi pek uzun sürmez, evlat.
Gün geldi, devran döndü; Amphion ile Zetos artık büyümüşler, güçlenmişlerdi. Hak ettikleri adaleti almak için geri döndüklerinde, Dirke’nin o kibirli tavrı bir anda tuzla buz oldu. Ne kadar çırpınırsa çırpınsın, yaptığı haksızlıkların bedeli kapısına dayanmıştı. Gökyüzündeki kudretli tanrılar, onu artık insan olarak görmekten vazgeçtiler. Dirke, hırslarının ve öfkesinin kurbanı oldu. Kaderin cilvesi işte; başkasına eziyet etmek için kullandığı o hırçın ruhu, bambaşka bir bedene, bir pınarın serin ve duru sularına dönüştü.
İnanır mısın, bugün bile Thebai civarında akan o pınara Dirke Pınarı derler. O hırslı kadın, şimdi sessizce akıp giden bir su oldu. Kibir mi? O da buharlaşıp gökyüzüne, o çok sevdiği bulutların arasına karıştı gitti.
İnsan, hayattayken ne kadar yükselirse yükselsin, eğer kalbi başkalarının acısıyla besleniyorsa, eninde sonunda doğanın kendi içindeki o sessiz, sade adaletiyle karşılaşıyor. Bir yudum şarap tazeler insanın içini ama bir insanın hatırasını koruyan şey, sahip olduğu taht değil, geride bıraktığı nezakettir.
Hadi, bakma öyle hüzünlü hüzünlü; hayat bu, bazen bir kraliçe olursun, bazen de bir pınar suyu. Önemli olan, akarken etrafına hayat verebilmek, değil mi ya?
Silenos'un Bildiği Gizli Gercekler
Bak evlat, solgun ayın altında dinlenirken kulağına eğilip sana masallarda asla anlatılmayan o sırrı fısıldayayım... Hani o parıltılı sarayların koridorlarında, kralların gölgesinde unutulup giden isimler vardır ya; işte Dirke de onlardan biriydi. Bugün ona "kötü kraliçe" diyorlar, Amphion ve Zetos'un hikayesinde bir engel gibi gösteriyorlar ama gerçek, bir kadehteki şarabın dibindeki tortu kadar karmaşıktır, evlat.
Dirke, Thebai kralı Lykos’un eşiydi. Sanıyor musun ki bir kraliçe sadece kendi hırsıyla hareket eder? O, erkeklerin kurduğu o katı, taştan otoritenin dişlileri arasında sıkışmış bir kadındı. Saray, her adımın bir hesap, her nefesin bir iktidar yarışı olduğu bir hapishaneydi. Dirke, Lykos'un o soğuk otoritesine tutunarak ayakta kalmaya çalışırken, aslında sistemin ona dayattığı o sert kabuğun içinde nefessiz kalmıştı.
Kassandra’nın kederli bakışlarını hatırlıyor musun? İşte Dirke de o düzenin bir başka kurbanıydı. Amphion ve Zetos, iktidarın yeni sahipleri olarak kapıya dayandıklarında, Dirke sadece korunmasız bir figüran değildi; o, eskinin yıkılışıyla birlikte ezilen bir hatıraydı. Şiddet, tarih kitaplarında büyük zaferler gibi anlatılır, oysa biz seninle onun omuzlarına yüklenen ağırlığı hissedelim. Amphion'un öfkesi, haklı bir isyan gibi sunulsa da, Dirke'nin sonu o kadar büyük bir acıyla mühürlendi ki, gökyüzü bile o an bir anlığına karardı.
Dirke, sistemin çarkları arasında un ufak edildi, evlat. Kendi kurallarını yazmaya çalışanların, başkasının hayatını nasıl bir oyuncak gibi parçaladığını gördün mü? Güç, birinin elinde tutkuya, diğerinin omuzlarında ise bir felakete dönüşür. Dirke'nin çığlığı, tarihin o gürültülü zafer nidalarının altında sessizliğe gömüldü.
Şimdi şunu iyi anla güzel çocuğum; krallar değişir, tahtlar el değiştirir ama o tahtın gölgesinde ezilenlerin hikayesi hep aynıdır. Kimin kahraman, kimin kurban olduğunu sana anlatılanlara göre değil, kendi kalbindeki o ince sızıya göre tart. Dünya, senin okulda okuduğun o tozlu sayfalardan çok daha derin ve çok daha yaralıdır.
Hadi şimdi uyu, yarın gerçeklerin peşinde yürürken gölgeleri değil, ışığın vurduğu yerde kalan o gizli kırgınlıkları da görmeyi dene. Bilgelik, sadece doğruları bilmek değil, anlatılmayanları da hissetmektir.