Gel bakalım, yanıma iliş şöyle. Üstündeki tozları silkeliyorsan, kulaklarını da dört aç. Bugün sana Girit’in sarp kayalıklarında rüzgar gibi esen, ağlara takılmayan o çevik ruhlu kadından, yani Diktynna’dan bahsedeceğim. Bazıları ona Britomartis der, ama isimlerin ne önemi var? O, özgürlüğün ta kendisidir.
Diktynna, gökyüzü sakinlerinin bile bazen kıskançlıkla izlediği, dağlarda av peşinde koşan bir avcıydı. Artemis’in en sevdiği yoldaşlarından biriydi; hani şu gümüş yayını eline aldığında ormanın sessizliğe büründüğü tanrıça var ya, işte onun gölgesi gibiydi.
Bir gün, Girit kralı Minos o kibri burnundan düşmeyen adam bu genç kadını gözüne kestirdi. Hani bazı insanlar vardır, bir şeye sahip olamadıklarında dünyayı yakacak kadar hırslı olurlar ya, işte Minos tam da öyle biriydi. Diktynna, kralın ısrarlı ve boğucu ilgisinden kurtulmak için günlerce, gecelerce Girit’in en dik kayalıklarında, en derin ormanlarında koştu. Ayak tabanları dikenlerle doldu, saçları rüzgarda savrulup ormanlara karıştı ama asla durmadı.
Sonunda çaresizlik kapısını çaldığında, kendini o yüksek uçurumdan aşağı, köpüren denizin kucağına bıraktı. Ama biliyor musun, onu bekleyen şey ölüm değil, başka bir mucizeydi. Balıkçıların ağları, sanki birini yakalamak için değil de onu korumak için serilmiş gibi onu denizden çekip çıkardı. İşte o günden sonra, balıkçıların "ağ tanrıçası" oldu. "Diktynna" adı da zaten oradan gelir, ağların koruyucusu demektir.
Sana şunu söyleyeyim evlat; bazen hayatta öyle anlar gelir ki, önünde sadece uçurum olduğunu sanırsın. Ama aslında o uçurum, senin kendi özgürlüğüne açılan kapındır. Diktynna, bir kralın hapsinden kurtulmak için kendini dalgalara teslim etti ve sonuçta ölümsüz bir efsaneye dönüştü.
Hadi şimdi git, şu üzüm bağlarının arasında biraz koş. Rüzgarı arkana al, tıpkı onun gibi. Unutma; eğer bir gün çok sıkışmış hissedersen, Diktynna’nın nasıl denizlere kanat açtığını hatırla. Belki bir gün seni de bir balıkçının ağı değil ama kaderin görünmez ipleri, ulaşman gereken en güzel yere taşır.
Eh, yaşlı bir Silenos olarak benden bu kadar. Kadehimde kalan son damlayı da o güzelim dağlara, onun ruhuna gönderiyorum. Şimdi git bakalım, anlatacak başka hikayelerim de var ama onlar başka bir akşama kalsın.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda anlatılmayan bir sır var; ağaçların fısıltısında, denizin köpüğünde saklanan o kadim hakikat... Kulaklarını yaklaştır, zira duyacağın şey kralların altın tahtlarından daha ağır, okyanusun derinliklerinden daha soğuktur.
Diktynna, ya da senin o kitaplarda Britomartis diye okuduğun genç kızın hikayesi... Sana onu bir avcı gibi anlatacaklar; hani şu ormanlarda koşan, ağlara dolanan, sonunda da kendini uçurumlardan boşluğa bırakan o "kendi halinde" kız. Ama evlat, tanrıların veya kralların "peşine düştüğü" her kadın, aslında kendi özgürlüğünün peşinde koşan bir tutsaktır.
Bu hikayede bir kral var, hani şu Minos denilen, yasaları kendi hırsına göre büken, "güç bendedir, o halde dünya benim bahçemdir" diye düşünenlerden. O, Diktynna’yı bir çiçek gibi koparıp kendi koleksiyonuna eklemek istediğinde, kızın tek bir tercihi vardı: Ya o altın kafesin parmaklıkları arasında solmak ya da kayalıkların sert kollarına kendini bırakıp kendi hikayesini kendi nihayetiyle yazmak.
Diktynna, o uçurumdan atladığında aslında bir kaçış değil, bir veda gerçekleştirdi. Denizlerin o akışkan özgürlüğüne, balıkçıların ağlarına dolanan bir hatıraya dönüştü. İnsanlar ona "tanrıça" dediler, ona tapınaklar kurdular. Neden biliyor musun? Çünkü onu yaşarken dinlemeyenler, o artık konuşamadığında ona kurbanlar sunarak kendi vicdanlarını rahatlatmak istediler. Sistemin çarkları, ona sahip olamadığında onu bir "ikon" haline getirip evcilleştirdi.
Bak güzel evlat, şarabı neşeyle yudumlayan biz ihtiyarlar şunu iyi biliriz: Hiçbir taç, bir insanın kendi ayakları üzerinde yürüme hakkından daha değerli değildir. Diktynna'nın hikayesi, bir kurbanın değil, bir isyanın hikayesidir. Kayalara çarpan her dalgada, aslında o kadının "bana dokunamazsınız" diyen o sessiz ama gür çığlığı yankılanır.
Şimdi söyle bana evlat, bugün birileri bir başkasını kendi "kralı" yapmaya çalışırken sen hangisinin yanında duracaksın? Ağları örenin mi, yoksa o ağları parçalayıp denizin sonsuzluğuna, kendi hakikatine atlayanın mı?