Thesauros Mythology Deukalion

Deukalion

Deukalion

Tufan sonrası insanlığın yeniden doğuşunu sağlayan Deukalion, Hellen soyunun atasıdır. Ayrıca Girit kralı olup, Kalydon avına da katılan bir kahramandır.

Hesiodos, tunç neslinin kendi elleriyle inşa ettikleri yıkım içinde adları dahi anılmadan Hades’in belirsiz karanlığına çekildiğini söyler; ancak bu yok oluşun mekaniği üzerindeki sessizliği, iktidarın kendi meşruiyetini kurmak için geçmişin izlerini nasıl silikleştirip yeniden dizayn ettiğinin bir göstergesidir. Antik Yunan anlatı külliyatında tufan motifinin ilk dönemlerde yer almaması, kültürel hegemonya kurucularının seçmeci tavrıyla açıklanabilir. Deukalion ve Pyrrha üzerinden kurgulanan kurtuluş hikayesi, Prometheus ve Epimetheus gibi karşıtlığın ve otoriteyle hesaplaşmanın temsilcisi olan bir soy ağacına eklemlenerek, aslında düzensizliğin düzenle terbiye edilme çabasını taşır. Tesalya coğrafyasında türetildiği düşünülen bu anlatı, Hellen ırkının kökenini bir tufan artığına dayandırarak, toplumsal hafızayı tek bir merkezden türetilmiş bir soyluluk hiyerarşisine bağlama misyonunu üstlenir. Bu soyağacı, Hellen’den; Doros, Ksuthos ve Aiolos’a uzanan; Akhilleus’un soyuna dahil olan Akhaios ve İon ile dallanan bir iktidar şeceresi olarak, toplulukları belirli bir şemsiye altında hizaya getiren bir sınır çizgisidir.

Diğer taraftan, Girit hanedanının içinde konumlanan bir başka Deukalion figürü; Minos ile Pasiphae’nin soyundan gelen bu isim, sadece kraliyetin devamlılığını temsil eden bir özne değil, aynı zamanda Kalydon avı ve Troya seferi gibi toplumsal eylemlere katılan Meriones’in dedesi olarak, tahakkümün tarihsel süreçteki sürekliliğinin bir nişanesidir. Tarih, bu isimlerin etrafında örülen mitlerle, bireyi ait olduğu soyun sınırları içine hapsetme ve onu yönetilebilir bir soy kütüğünün halkası kılma işlemini sessizce sürdürür.
Silenos
Gel şöyle yanıma, yakınıma otur küçük dostum. Bak, yaşlı gözlerim neler görmüş, kulaklarım ne fısıltılar işitmiş... Hani o gökyüzü sakinlerinin dünyayı baştan aşağı yıkıp yeniden kurduğu, o tozlu ve büyük masalları bilir misin? Hadi, sana Deukalion adında bir adamdan bahsedeyim.

Eski zamanlarda, insanlar biraz fazla gürültücü ve hoyrat olmuşlar. Öyle ki, o en yukarıda oturan Zeus, aşağı bakıp "Yeter artık!" demiş. Bir tufan koparmış ki, sanırsın denizler gökyüzüne çıkmak istemiş. Ama her hikayede olduğu gibi, burada da bir parıltı var. Prometheus’un oğlu Deukalion ve onun eşi Pyrrha, o büyük yıkımdan sağ çıkmayı başarmışlar. Nasıl mı? İşte orası biraz sır, biraz da inanç işi. Bu ikili, bir kutunun içinde suların üzerinde süzülürken, bir gün karaya, Parnassos Dağı’nın zirvesine varmışlar. Etraflarına bakmışlar, koca dünyada çıt yok, yaprak kımıldamıyor.

İşte o zaman, gökyüzü sakinlerinden bir öğüt almışlar: "Arkanıza bakın ve annenizin kemiklerini atın!" demişler. Şimdi durup düşün, bir insan annesinin kemiklerini neden atsın? Deukalion bilge bir adamdı; anladı ki buradaki "anne" dediğimiz aslında toprağın ta kendisi, "kemikler" ise taşlardır. Taşları alıp arkalarına doğru fırlatmışlar. Deukalion’un fırlattığı taşlardan erkekler, Pyrrha’nınkilerden ise kadınlar türemiş. İnsanlık, işte o taşların sertliğinden ve toprağın bereketinden yeniden hayat bulmuş.

Sonra bu çiftin bir oğlu olmuş, adına Hellen demişler. O Hellen’in de üç oğlu olmuş; Doros, Ksuthos ve Aiolos. İşte bugün bildiğimiz o koca soylar, o gururlu Akhaios’lar ve İon’lar, hep bu kökten, bu tufan sonrası açan çiçeklerden türemişler. Yani anlayacağın, biz faniler aslında biraz taş, biraz da umudun harcıyız.

Ama dur, kafanı karıştırmayayım! Bir de başka bir Deukalion var; hani şu Giritli olan. O, meşhur kral Minos’un oğlu olur. Hani şu labirentleri ve boğalarıyla meşhur olan Giritliler var ya, işte onlardan. O Deukalion, öyle tufan falan görmemiş ama o da kendi zamanının yiğidiymiş; Theseus’un dostu olmuş, Kalydon avına katılıp ormanlarda koşturmuş. Yani anlayacağın, isimler bazen birbirine karışır, tıpkı rüzgarın savurduğu yapraklar gibi.

Dünya işte böyle... Kimisi suların içinden yeni bir soy başlatır, kimisi krallık saraylarında kılıç sallar. Önemli olan, hangi hikayenin içinde parıldadığını seçebilmek. Hadi şimdi, biraz daha şarap doldurayım kadehlerimize de bu kadim adamların şerefine içelim. Ne demişler; hayat dediğin, bir tufanla başlayıp bir masalla son bulan o eşsiz yolculuktur.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme