Bir varmış, bir yokmuş; evvel zaman içinde, yeryüzünün en çalışkan annesi Demeter varmış. Hani şu baharda çiçekleri uyandıran, başakları altın sarısına boyayan tatlı dostumuz. Bu annenin Demophon adında çok özel bir misafiri varmış.
Demophon, küçük bir çocukmuş ama diğerlerinden biraz farklıymış. Demeter onu o kadar çok sevmiş ki, onun sonsuza kadar büyümeden, hep mutlu ve güçlü kalmasını istemiş. Bir akşam, güneş dağların ardına çekilip gökyüzü mora boyandığında, Demeter küçük Demophon’u nazikçe kucağına almış. Onu ateşin sıcaklığına yaklaştırmış. Amacı, çocuğun içindeki fani, yani zamanla geçip giden zayıflıkları ateşle eritip onu ışıl ışıl bir yıldıza dönüştürmekmiş.
Ancak o sırada annesi içeri girmiş! Çocuğunu ateşe yakın görünce çok korkmuş ve bağırarak içeri koşmuş. Demeter tam o anda büyüsünü durdurmak zorunda kalmış. Ah, o güzel annenin kalbi biraz buruk kalmış tabii. Eğer annesi o an panik yapmasaydı, belki de küçük Demophon bugün gökyüzünde ışıldayan bir kahraman olarak kalacaktı.
Yine de Demophon, Demeter’in sevgisiyle kutsanmış. Onun dokunuşu sayesinde ömrü boyunca toprağın bereketinden nasibini almış, her zaman bilgili ve güçlü bir insan olmuş. İşte böyle evlat, bazen en büyük mucizeler tam gerçekleşecekken küçük bir heyecanla yarım kalabilir ama sevgi hep baki kalır. Hadi, şimdi bir yudum taze üzüm suyu içelim de boğazımız ferahlasın, seninle başka diyarlara yolculuğa çıkalım.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Diz çöktüğümüz o yüksek tahtların, altın pırıltılı sarayların gölgesinde, kimsenin yüksek sesle konuşmaya cesaret edemediği bir hikaye yatar. Bugün sana Demophon’u anlatacağım. Hani o, tanrıların sofrasında bir "kurban" olmaya ramak kalan çocuk.
Demeter, o büyük toprak ana, kızı Persephone’nin acısıyla kavrulurken yolu Eleusis’e düştü. İnsanların arasına, acılı bir ölümlü gibi karıştı. Kraliçe Metaneira’nın oğlu Demophon’u kanatları altına aldı. Ama biliyor musun, bu bir sevgi hikayesi değil; bu, Gökyüzü sakinlerinin ölümlülere bakış açısının en soğuk yüzü.
Demeter, çocuğu "ebedileştirmek" istediğini söyledi. Onu her gece ateşin içine yatırıyordu. Neden mi? Çünkü o güçlüler, senin benim gibi nefes alıp vermemizi, yaşlanmamızı, yani "insan" olmamızı bir eksiklik olarak görürler. Onlar için sen, sadece kendi hırslarını ya da yaslarını süsleyecek birer oyun hamurusun. Oysa Demophon, o ateşin sıcaklığında bir kahraman değil, bir piyon gibi yakılıyordu. Annesi Metaneira dehşetle içeri daldığında, aslında bir annenin şefkati, gökyüzünün o soğuk ve buyurgan "kusursuzlaştırma" projesini bozmuş oldu.
Peki ya Demophon’a ne oldu? O, bir tanrısal ateşin yaktığı küçük bir ruh olarak kaldı. Güçlüler, kendi acılarını dindirmek için başkalarının hayatlarını değiştirmeyi hak görürler. Demeter, çocuğun annesine kızdı, sanki ona hayat veren annesi değilmiş gibi. Çünkü otorite, her zaman haklıdır, değil mi? Senin ailen, senin kuralların, senin vicdanın onların büyük planları yanında hiçbir şeydir.
Şimdi elindeki o küçük şarap kadehine bak evlat; bu sadece üzümün neşeli yolculuğu değil, toprağın özgürlüğüdür. Tıpkı o ateşin içinden kurtulan küçük Demophon gibi, sen de aklını kullan ve unutma: Seni "yüceltmek" isteyenlerin ellerindeki ateşe dikkat et. Gerçek güç, ateşin içinde eriyip başkası olmak değil, olduğun gibi, kusurlarınla var kalabilmektir.
Gökyüzü sakinleri bazen çok güçlü olabilir ama senin kendi gerçeğini görmen, onların bütün o parlak tahtlarından daha değerlidir.