Thesauros Mythology Demodokos

Demodokos

Demodokos

Phaiak sarayının kör ozanı Demodokos, Musa’nın ilhamıyla destanları nakşeder. O, ruhları teskin eden, Odysseus’u bile gözyaşlarına boğan söz ustasıdır.

Homeros’un uçsuz bucaksız anlatısında, binlerce dize arasında isim bahşedilen yegane ozan Demodokos’tur. Phaiak kralı Alkinoos’un sarayında konumlanan bu figür, etimolojik kökeninde barındırdığı "demos" (halk) vurgusuyla, toplumsal katmanlarda karşılık bulan ve itibar gören bir tınıya sahiptir. Odysseus’un anlatımında ozanlar, Musa’nın himayesiyle yeryüzünün ölümlüleri arasında imtiyazlı bir yere oturtulur; zira hakikat, kutsal bir elden onlara bahşedilmiştir.

Kral Alkinoos’un şölen sofralarından eksik etmediği Demodokos, altın çivili bir koltuğa yerleştirilerek ve önüne adanmış ziyafet sofraları çekilerek saray düzeninin estetik sınırlarına dahil edilir. Duvara asılı sazı ve mekanı kuşatan ezgileriyle, aslında bedensel ve ruhsal devinimi yöneten, iktidarın meşruiyet zeminini kültürel bir ritüelle tahkim eden bir işlev görür.

Demodokos, Ares ile Aphrodite’nin mahremine dair anlatılarıyla veya Troya’nın kanlı serüveniyle sahneye çıkar. Onun seslendirdiği Akhilleus, Hekabe ve Kirke’nin gölgesinde biçimlenen o kadim acılar, dinleyici üzerinde derin bir etki bırakır. Odysseus, ozanı tekmil ölümlülerden üstün tutarak, sanatın ilahi kökenine işaret eder; ne var ki ondan beklediği yeni konu, kurnazca bir kurgu olan tahta atın, yani İlyon’un yıkımını getiren hilenin hikayesidir. Bu ricayla, bir bakıma ozanın sözü, kazananın zaferini onaylayan ve yıkımı kutsayan bir araca dönüşür.

Odysseus’un gözyaşlarına boğulduğu o an, Alkinoos’un müdahalesiyle ozanın sesi kesilir; kral, kendi sarayındaki bu anlatı düzenini denetim altında tutarak misafirinin üzerindeki kontrolünü hatırlar. Demodokos, bu destanın en aydınlık figürü olarak sunulsa da, onun sesi aslında saray otoritesinin sınırladığı ve biçim verdiği bir aynadır. Homeros’un körlüğü üzerine yüzyıllardır dökülen mürekkebin ötesinde; şairin, kendi dönemi ve sonrasındaki tüm iktidar yapılarını bir orkestra şefi titizliğiyle gözlemlediği, gören gözlerin en kesin olanı olduğu su götürmez bir gerçektir.
Silenos
Gelin bakalım, şöyle yakınıma kıvrılın. Ateşin çıtırtısı kulaklarınızda mı? Güzel. Size öyle birinden bahsedeceğim ki, sesi bir kez duyulmaya görsün, taş duvarlar bile dile gelir, rüzgar susup onu dinlemeye başlar. Adı Demodokos.

Şimdi diyeceksiniz ki, "Silenos, onca büyük kahramanın, koca koca kralların arasında bu adamın ne işi var?" Anlatayım... Phaiaklılar Kralı Alkinoos’un sarayına konuk olsanız, şölen sofrasının en baş köşesinde, gümüş işlemeli pırıl pırıl bir koltukta onu görürdünüz. Ozan dediğin öyle rastgele bir köşede durmaz, ona değer verirler; çünkü o, gökyüzü sakinlerinin, özellikle de Musa'ların dilinden anlar. Musa’lar ona ezgiyi fısıldar, o da tellerine dokunduğunda yeryüzündeki tüm insanları büyüleyiverir.

Sazı her zaman başının üstündeki çengelde asılı durur. Yemekler yendiğinde, kadehler dolduğunda, sarayın havası ağırlaştığında hemen onu çağırırlar. O bir söze başlar, sanki ruhunuzu alıp başka diyarlara uçurur. Bir bakmışsınız Ares ile Aphrodite’in o kaçamak aşk hikayesini anlatıyor, bir bakmışsınız Troya surlarının dibinde Akha’ların çektiği o çileli günleri...

Hani meşhur Odysseus vardır ya, işte o bile bu ozanın karşısında dizlerini titretirdi. Demodokos öyle bir anlatırdı ki, Odysseus dayanamayıp gözyaşlarını saklamaya çalışırdı. Bir keresinde ona dedi ki: "Demodokos, seni tüm ölümlülerden daha üstün tutuyorum. Ya Musa ya da Apollon’un kendisi öğretmiş sana bu sanatı. Sanki o anları yaşamış, o acıları çekmişsin gibi anlatıyorsun. Şimdi de şu tahta at meselesini anlat bize; Athena’nın yardımıyla nasıl sızmıştık İlyon’un içine, nasıl yıkmıştık o koca surları?"

Demodokos anlatmaya başlayınca, Odysseus’un kirpiklerinden damlayan yaşlar yanaklarını ıslatırdı. İşte o an, Kral Alkinoos fark etti konuğunun içindeki kederi. "Dur!" dedi ozana, "Bu ozanın sesi, bizim yabancının kalbindeki yarayı kanatıyor." Ve o gün, Odysseus kendi destanını anlatmaya başladı.

Bazıları der ki; "Silenos, yoksa bu Demodokos aslında Homeros’un kendisi mi?" Kimileri o kördür der, kimileri değil. Ben ne mi derim? Gözlerinizle gördüğünüz her şey gerçek değildir çocuklar. Kimileri gözleriyle bakar ama hiçbir şey görmez; kimileri de vardır ki, dünyayı sadece ruhuyla görür ve size görmediğiniz tüm güzellikleri bir ozanın telleriyle bahşeder. Demodokos da işte öyle bir ışıktı. Şimdi, hadi bakalım, uyku vakti yaklaşırken kulağınızda bu ozanın telleri çınlasın. Yarın, başka bir hikayede görüşürüz.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme