Thesauros Mythology Deipylos

Deipylos

Deipylos

İlyada’da Sthenelos’un arkadaşı olarak anılan Deipylos, efsanelerde ise Polymestor ve İlione’nin trajik karışıklığı sonucu kendi babası tarafından öldürüldü.

İlyada’nın satır aralarında, isimsiz bir Akha savaşçısı ve Sthenelos’un gölgesi olarak sadece bir kez beliren Deipylos, metnin asli akışında pek de yer tutmaz. Ancak savaşın yarattığı o yıkıcı tahakküm ortamında, anlatıların genişledikçe büründüğü kurgusal zeminlerde başka bir kimlik kazanır. Mitolojik rivayete göre Trakya kralı Polymestor ile Priamos’un kızı İlione’nin oğlu olarak kurgulanan bu figür, iktidar hiyerarşisinin ve miras kurgularının bir kurbanı haline gelir. İlione, hanedan devamlılığının getirdiği o soğuk otorite mantığıyla, kendi öz evladı Deipylos’u kardeşi Polydoros ile değiştirerek, kimliğin silinip yerine statünün geçirildiği bir oyun kurar.

Troya’nın yıkılışıyla birlikte Agamemnon’un dışarıdan dayattığı o mutlak buyruk, Polymestor’un elini bir infazcıya dönüştürür; kral, kendi varisi olduğuna inandığı kişiyi yok ettiğini sanırken, aslında iktidarın getirdiği bu zorunlu körlükle kendi soyunu kurutur. Delphoi kahininden hakikati devşiren Polydoros, hakikatle yüzleştiğinde, içine doğduğu bu çarpık hiyerarşiyi yıkmak adına İlione’yi, Polymestor’un kör edilip katledilmesine sürükler. Otoritenin kurduğu bu kanlı düzen, Akhilleus’un veya Hekabe’nin trajedilerinden farklı olarak, bir ismin diğeri uğruna feda edildiği, düzenin bekası için en yakın olanın dahi bir "nesne" gibi takas edildiği karanlık bir labirent çizer. Nihayetinde Polydoros’un kendi mitini yeniden kurma çabası, iktidarın zorla inşa ettiği o sahte gerçekliğe karşı bireyin kendi varoluşunu geri alma teşebbüsüdür, ancak bu bile Akhilleus’un kanlı gölgesinden veya Hekabe’nin çığlığından bağımsız değildir.
Silenos
Gel bakalım evlat, şöyle ateşin başına biraz daha yaklaş. Kulaklarını dört aç, çünkü sana anlatacağım bu hikaye, tozlu parşömenlerde unutulup giden, adı gölgeler arasında kaybolmuş Deipylos’un öyküsüdür.

Her şey, o meşhur Akhilleus’un kılıç salladığı, surların kanla yıkandığı zamanlarda başladı. Deipylos ismini İlyada’nın sayfalarını hızlıca çevirirsen, Sthenelos’un yanında duran sıradan bir savaşçı sanıp geçebilirsin. Ama dur! İşin aslı, ozanların sonradan fısıldadığı o acı tatlı düğümde gizli.

Trakya’nın soğuk rüzgarları altında hüküm süren Polymestor adında bir kral vardı. Bu kralın karısı ise Hekabe’nin kızı, o soylu İlione’ydi. O günlerde Troya surları tehlike altındayken, Kral Priamos en küçük oğlu Polydoros’u, yani kendi kanını, güvenli ellerde olsun diye kızı İlione’ye emanet etti. İşte o zaman, insan kalbinin ne kadar garip bir labirent olduğu ortaya çıktı.

İlione, annelik içgüdüsüyle mi yoksa bir tür körlükle mi bilinmez, kendi oğlu Deipylos ile kardeşi Polydoros’u birbirine karıştırıverdi. "Belki krallık tahtı oğlumun olur," diye düşündü belki de... Gökyüzü sakinleri bazen insanların oyunlarını yukarıdan izlerken sessizce gülümserler ama bu seferki şaka epey acıydı.

Troya düştüğünde, Agamemnon hırsıyla yerinde duramıyordu. Trakya kralı Polymestor’a haber saldı: "O çocuğu, Polydoros’u öldür!" dedi. Kral, hırsına yenik düşüp kılıcını çektiğinde, karanlığın içinde aslında kimi vurduğunu fark etmedi. Kaderin cilvesi bu ya; kendi oğlu Deipylos’u, o küçük prensi, korumak istediği kardeş sanarak son yolculuğuna uğurladı.

Yıllar geçti, kederli bir genç, o kadim Delphoi kahinine gidip "Ben kimim?" diye sordu. Kahin ona evinin yıkıldığını, toprağının küle döndüğünü söylediğinde her şey ayan beyan ortaya döküldü. İlione gerçeği itiraf etmek zorunda kaldığında, o masum Deipylos’un kanı üzerine yemin edildi. Polydoros, ablasını, o hain Polymestor’un gözlerini kör etmeye zorladı.

İşte evlat, hayat bazen böyle bir kadehin dibindeki tortu gibidir; hem berrak bir su gibi başlar hem de en sonunda boğazı yakan bir acıyla biter. Polydoros’un hikayesi bambaşka yollara sapar ama o, hiç yaşayamayan ve yanlışlıkla kurban edilen çocuk Deipylos, tarihin en hüzünlü "yanlış anlaşılması" olarak hafızamda öylece kalır.

Şimdi uyu bakalım, rüyanda o surların hiç yıkılmadığı bir Troya gör. Belki o zaman Deipylos da kendi ismini, bir kılıç darbesinde değil, bir oyun bahçesinde hatırlar.

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme