Gel bakalım evlat, şöyle ateşin kenarına iyice yerleş. Ayaklarını uzat, gözlerini de şu dans eden kıvılcımlara dik. Sana Argos’un tozlu yollarından, kralların görkemli gölgelerinden ve bir kadının sessiz ama çelik gibi sağlam duruşundan bahsedeceğim.
Adını belki duymuşsundur, belki de rüzgarın fısıltısında kaybolup gitmiştir: Deipyle.
Hani derler ya, büyük kahramanların arkasında her zaman görünmez ipler çeken güçlü ruhlar vardır; işte Deipyle de tam olarak öyleydi. Argos Kralı Adrastos’un kızı olarak dünyaya geldiğinde, kaderi zaten yıldızlarda yazılmıştı. Babası, çevresi büyük yiğitlerle sarılı, her adımında bir efsane doğuran bir adamdı. Ama Deipyle’nin hikayesi, o kapıdan içeri giren başka bir adamla başladı: Tydeus.
Tydeus dediğin, hırçın bir fırtına gibiydi. Sürgündü, yorgundu, üzerinde bitmek bilmeyen bir kavganın izleri vardı. Ama gökyüzü sakinlerinin cilvesi bu ya, Deipyle o hırçın yüreğin altındaki cevheri gördü. Birbirlerine bağlandıklarında, krallıkların kaderi de birleşmiş oldu. Düşünsene, biri yurdunu kaybetmiş bir yabancı, diğeri ise görkemli bir sarayın prensesi. Ama aşk işte, en kilitli kapıları bile bir gülümsemeyle açar.
Bu beraberlikten öyle bir güneş doğdu ki, ismi bugün bile destanlarda yankılanır: Diomedes. Hani şu Truva önlerinde atların dizginlerini elinde tutan, karşısına çıkanın titrediği o büyük savaşçı var ya? İşte o, Deipyle’nin kucağında büyüdü. Annesinin bilgeliği, babasının o sarsılmaz cesaretiyle harmanlandı Diomedes’in damarlarında.
Bazen düşünüyorum da, Deipyle’nin hayatı aslında bir dokuma tezgahı gibi. Babası bir uçtan çekiştiriyor, kocası Tydeus diğer uçtan, oğlu Diomedes ise kendi şanlı hikayesini o tezgahın üzerine ilmek ilmek işliyor. O ise, tüm bu fırtınaların ortasında bir liman gibi duruyor. Bir kralın kızı, bir kahramanın karısı ve gelmiş geçmiş en büyük savaşçılardan birinin anası.
Kadehimde kalan son damla kadar parlak ve yaşanmış bir hayat... Kendi sesini destanlarda duyuramasa da, bugün seninle burada, bu ateşin başında onun adını anıyorsak, demek ki o iplik kopmamış.
Hadi şimdi, gözlerini biraz dinlendir. Yarın yine gelirsin, başka bir hikayede daha derinlere ineriz. Unutma, en büyük savaşçılar bile eninde sonunda annelerinin öğütlerini hatırlar.
Bak minik yolcu, masallarda anlatılmayan, kralların gürültülü zafer çığlıklarının altında ezilmiş ince bir fısıltı var...
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler: Deipyle’nin Görünmez İzi
Gel otur yanıma evlat, şu yaşlı ihtiyarın şarabından bir yudum almasan da olur, bilgeliğin neşesi yeter. Bugün sana, saray duvarlarının ağır taşları arasına sıkışmış, ismi tozlu tabletlerde sadece "birinin kızı, diğerinin karısı" olarak geçen Deipyle'den bahsedeceğim.
Senin tarihin yazdığı kitaplar, onu sanki bir satranç taşıymış gibi anlatır; Adrastos’un kızı, Tydeus’un eşi, Diomedes’in annesi... Hepsi bu kadar. Ama anlıyor musun, güzel çocuğum? Tarih, erkeklerin kılıç şakırtılarıyla yazılırken, kadınların sessizliğini "kader" diyerek mühürlerler. Deipyle, kralların hırs dolu masalarının etrafında, kendi varlığından çok, birilerinin "sahip olduğu bir değer" olarak dolaştırıldı.
Babası Adrastos, kızıyla ittifaklar kurup krallığını sağlamlaştırma derdindeydi. Tydeus ise savaştan savaşa koşan, kalbi zafer hırsıyla yanıp tutuşan bir adamdı; Deipyle’yi bir yuva kuracağı bir eşten ziyade, hanedanını büyütecek bir kaynak olarak gördü. Diomedes mi? O, babasının kanlı mirasını sırtlanan, savaşı bir onur nişanı sanan büyük bir savaşçıydı. Ama kimse sormadı: Deipyle, tüm bu erkeklerin karmaşasında, kendi bahçesinde huzurla yaşamak isterken neden birer birer kaybediyordu sevdiklerini?
Hey gidi koca yürekli yoldaşım, dikkatle dinle: Bir krallığın büyüklüğü, arkasında bıraktığı sessiz kurbanların acısı ölçülür. Deipyle, bir piyon gibi oradan oraya savrulurken, aslında kendi sessiz direnciyle ayakta kalmaya çalıştı. O, tarihin 'önemli' isimlerinin gölgesinde, sessizce kendi dünyasını kurmaya çalışan, ama o dünyanın kapıları sürekli erkeklerin hırslarıyla aralanan bir kadındı.
Şimdi bir düşün; birine "kimin kızısın" ya da "kimin eşisin" diye sormadan önce, "sen kimsin, neler hissettin?" diye sormak neden bu kadar zor geliyor dünyaya? Krallar kendi heykellerini diktirir, şairler onların kanlı savaşlarını över... Ama Deipyle’nin sessizliği, aslında o kralların tüm zaferlerinden daha gürültülü bir haykırıştır. O, sistemin dişlileri arasına sıkışmış bir çiçek gibiydi, ancak yine de kokusunu tarihin tozlu sayfalarına bırakmayı başardı.
Gözlerini kapa ve hisset; krallar gider, imparatorluklar çöker ama hakikat, senin gibi meraklı zihinlerin zihninde yeniden filizlenir. Kimsenin "kahraman" ilan etmediği o sessizlerin kalbinde, gerçek dünya gizlidir.