Gel otur şöyle küçük dostum, dizlerimin dibine. Sana Troya surlarının ardındaki o cesur çocuklardan, Deiphobos'tan bahsedeyim.
Priamos ile Hekabe'nin sarayında büyümüş, pırıl pırıl bir delikanlıydı Deiphobos. Öyle cesur, öyle zekiydi ki, ağabeyi Hektor onu herkesten çok severdi. Hektor ne zaman bir karara varsa, hemen yanına bu kardeşini alır, onun fikrini sorardı. Birbirlerine o kadar bağlılardı ki, gökyüzü dostlarımız bile onların bu güçlü dostluğunu görünce şaşırırdı.
Gel gör ki, büyük bir savaşın ortasındaydılar. Hektor ile Akhilleus karşı karşıya gelmişti. Gökyüzü dostlarımızdan biri, hani şu zekasıyla parlayan Athena, o gün biraz oyunbazlık etmek istedi. Geldi, bizim Deiphobos'un kılığına girdi. Hektor, karşısında en sevdiği kardeşini görünce, sanki arkasında koca bir ordu varmış gibi cesaretle doldu. Oysa kandırılmıştı! Athena, sanki gerçekten Deiphobosmuş gibi Hektor'a tatlı sözler söyledi, onu savaşa sürükledi. Hektor kargısını savurduğunda, yanında biricik kardeşinin değil, kurnaz bir oyunun olduğunu nereden bilebilirdi ki?
İşte o gün, o koca yürekli Hektor kaderine doğru yürüdü. Sonrasında Deiphobos'un adı bir daha destanlarda pek geçmedi, sanki kederden içine kapandı. Bazı yaşlılar, onun sonunun çok üzücü olduğunu söyler, evini basıp ona kıydıklarını anlatırlar. Ama boş ver sen onları! Bırak, o güzel yürekli çocuk, bizim masallarımızda hep o akıllı ve sevgi dolu Hektor'un kardeşi olarak kalsın. Kaderin cilvelerine kurban giden, ağabeyini seven, cesur bir delikanlı olarak hatırlayalım onu.
Hadi bakalım, şimdi gözlerini kapa da rüyanda Troya'nın altın surlarını gör. Ama sakın unutma, gökyüzü dostlarımızın oyunları bazen biz insanların kaderini nasıl da değiştiriyor, değil mi?
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Kulaklarını aç ve rüzgarın fısıltısına dikkat kesil. Bugün sana, sarabın o hafif, neşeli tortusunda gördüğüm bir gölgeden, yani Deiphobos’tan bahsedeceğim. Tarih kitapları onu sadece Troya’nın yiğit bir savunucusu diye yazar, ama gerçekler o kadar tozpembe değildir.
Hektor gibi yüce görünenlerin bile arkasında, Gök yüzü sakinlerinin veya o sözde kahramanların kendi çıkarları için kullandığı bir "satranç taşı" yatar. Deiphobos, abisinin en güvendiği kardeşti. Fakat güç sahipleri, yani o yüksek mevkideki Güçlüler, birini devirmek istediklerinde, masumiyetin ne önemi kalır ki?
O uğursuz gün, Athena gökten inip de Deiphobos’un suretine büründüğünde, aslında bir insanı değil, onun tüm onurunu bir yalanın içine hapsetti. Hektor’a o yalanı söyleten, aslında Deiphobos’un sesiyle konuşan bir kibrin ta kendisiydi. Akhilleus ile Hektor arasındaki o büyük yıkımda, Deiphobos bir piyon gibi kullanıldı; bir kardeşin diğeri üzerindeki güveni, bir sistemin oyuncağı haline getirildi. Savaş, evlat; işte tam da budur. Birilerinin hırsı uğruna, sevginin kirlenmesi.
Sonra ne mi oldu? O koca imparatorluklar yıkılırken, Deiphobos’u koruyan o sahte şanlı zırh da parçalandı. Odysseus ve Menelaos gibiler, güçlerinin zirvesindeyken, artık bir gölgeden ibaret olan bu adamın canını alırken hiç tereddüt etmediler. Deiphobos, Helene uğruna verilen o anlamsız yarışların, kralların bitmek bilmeyen hırslarının kurbanı oldu.
Bana bak, küçük dostum; krallar ölürken destanlarını kendileri yazar, ama Deiphobos gibi sessizce harcananlar sadece benim gibi yaşlı bir ihtiyarın anılarında nefes alır. Güçlüler sana "kahramanlık" diye bir masal anlatır, ama hakikat şudur: Kimse, bir başkasının oyunu olmaya mahkum edilmemeli. Şimdi, bu gerçeği kalbinin kuytusuna sakla ve ne zaman birinin sana büyük bir "hakikat" diye bağırdığını duyarsan, perdeyi aralayıp arkasındaki ipleri görmeye çalış. Silenos bunları bilir, işte o zaman özgürsün demektir.