Gel bakalım evlat, otur şöyle şu ağacın gölgesine. Bak, sana eski zamanların en tuhaf, en karanlık meselelerinden birini anlatayım. Öyle kahramanlık türküleri falan bekleme ha, bu biraz "pişmanlık" kokan bir hikayedir.
Eskiden Deioneus adında bir adam vardı. Bu adam Dia adında, dünyalar güzeli bir kızın babasıydı. Hani şu rüzgarın sesine bile şiir yazan kızlardan... Deioneus, kızını evlendireceği zaman kural neyse onu yaptı. İksion adında birine verdi Dia’yı. Ama unutma, o vakitler birini birine vermek, sadece "hadi evlenin" demek değildir; karşılığında güzel hediyeler, altınlar, paha biçilmez kıymetli eşyalar sözü alınır. Deioneus da baba hakkı olarak bu armağanları beklemeye koyuldu.
Fakat bizim damat İksion... Ah o İksion! İnsanoğlunun kibrine, o kontrolsüz hırsına sahip, baş belası bir adamdı. Günler geçti, Deioneus kapıya dayandı: "Ver bakalım evlat, söz verdiğin armağanları!" dedi. Ama İksion, bir tanrı değil, bir fani olsa da, gökyüzü sakinlerinin nefretini kazanacak kadar ileri gitmişti. Hediyeleri vermek yerine, şeytani bir plan kurdu.
Evinde sanki büyük bir ziyafet varmış gibi Deioneus’u misafirliğe çağırdı. Adamcağız hiçbir şeyden habersiz, "Herhalde gönlünü alacak, hediyeleri verecek" diye düşündü. İksion’un evinde yerin altına doğru kazılmış, içi cayır cayır yanan, adeta bir cehennem ağzı gibi fokurdayan bir kuyu vardı. İksion, o gürültülü neşesinin altında büyük bir oyun kurmuştu. Deioneus yanına yaklaştığı anda, onu o ateş dolu kuyuya itiverdi.
Bir baba, bir kayınpeder, sadece hak ettiği armağanları istediği için, bir çırpıda o alevlerin arasında yok olup gitti. Kalleşlik dedikleri şey işte tam olarak buydu. O gün gökyüzü sakinleri bu olaya öylesine öfkelendiler ki, yer sarsıldı, ağaçlar yas tuttu. İksion o kadar korkunç bir suç işlemişti ki, evrenin dengesi bile bozuldu.
Şimdi bak evlat, dünya böyledir işte. Kimi insan, sahip olmadığı bir şeyi kazanmak için, sahip olduğu en güzel şeyi yani onurunu bir kuyuya atıp yakabilir. İksion o ateşin sonucunda ne mi oldu? O başka bir günün masalı... Ama unutma; insan bazen hırsına yenilip en yakınındakini bile ateşe atabiliyor. Neyse, şarabımdan bir yudum alayım da boğazım yumuşasın. Sen de o güzel gözlerini kapa ve düşün; bazen sessiz kalmak, kurnazca konuşmaktan daha mı evladır, ha?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, kulaklarını iyice aç; zira sana anlatacağım bu hikaye, kralların yaldızlı saray duvarlarının ardında, halıların altına süpürülmüş tozlu bir sır gibidir. Masallarda İksion’u bir "kahraman" ya da "kral" olarak görürsün, değil mi? Ama gerçek, o parıltılı zırhların paslı iç yüzünde saklıdır. Şimdi otur yanıma, şu kadim şarabın hafif neşesi zihnimi açarken, sana Deioneus’un neden unutulduğunu anlatayım.
Deioneus, sadece bir baba mıydı? Hayır, o sistemin dişlilerine sıkışmış, "söz verilmiş bir adalet"in peşindeki bir adamdı. Kızı Dia’yı İksion’a verdiğinde, karşılığında bir vaat almıştı. Krallar, evlat, bazen bir kadını bir toprak parçası ya da bir ganimet gibi görürler. Deioneus, bir babanın olması gerektiği gibi hakkını aradı; İksion’dan, yani otoriteyi elinde tutan o kibirli adamdan, verdiği sözü tutmasını bekledi.
Ama güç, yeminlerden daha ağır basar mı, hiç düşündün mü küçük dostum? İksion, bir kralın asla boyun eğmemesi gerektiğini düşünüyordu. Onun dünyasında, kendisine "hayır" diyen veya borcunu hatırlatan herkes, birer engeldir. O ateş dolu kuyu... İşte o kuyu, otoritenin, kendi hatalarını örtmek için ne kadar derin bir uçuruma dönüşebileceğinin kanıtıdır. Deioneus, sırf bir kralın egosu yaralanmasın diye, o kızgın ateşin sessizliğine gömüldü.
Bak güzel evladım, tarih kitapları İksion'un hırsını bir "tutku" gibi ballandıra ballandıra anlatır ama o ateşe atılan asıl şey bir baba değil, bir insanın haysiyetiydi. Krallar, hata yaptıklarında suçlarını gizlemek için o kuyuları hep açık tutarlar. Bugün bile, güçlülerin kendi hatalarını örtmek için zayıf olanları nasıl feda ettiğini çevrene bakarsan görebilirsin.
İşte böyle, güzel yavrum... Deioneus’un hikayesi, bize kralların tahtlarının altında yanan o hırs ateşini anlatır. Bir dahaki sefere bir kahramanlık hikayesi dinlediğinde, o kahramanın arkasında kimlerin küle dönüştüğünü merak etmeyi asla bırakma. Çünkü hakikat, en yüksek tepedeki kralın değil, o sessiz, derin kuyunun dibinde saklıdır.