Thesauros Mythology Deioneus

Deioneus

Deioneus

Dia’nın babası olan Deioneus, damadı İksion tarafından hak ettiği hediyeleri istediği için ateş dolu bir çukura atılarak korkunç bir sona kurban gitti.

Dia’nın babası olan Deioneus, kızıyla kurduğu soy bağını İksion’un hanedanına devrettiğinde, toplumsal sözleşmenin gerektirdiği geleneksel takasın da takipçisi oldu. Ancak bu teslimiyet, iktidarın mülkiyetçi doğasını hafife alan bir yanılgıyı içeriyordu; zira İksion, kendisine dayatılan bu borç ilişkisini, mutlak hükümranlığına vurulmuş bir pranga olarak kodladı. Deioneus’un bir baba figürü olarak talep ettiği ve karşılıklı rızaya dayalı görünen armağanlar, aslında sınıfsal bir statü hiyerarşisinin yeniden üretimiydi. İksion, kendi egemenliğini tesis etmek adına, otoriteyi temsil eden kayınpederini kor bir çukurun içine sürükleyerek, efendi-kul diyalektiğini fiziksel bir yok oluşla sonlandırdı; bu, düzeni kuran hiyerarşinin, kendi kurallarını koyan bir "tekil irade" tarafından, en vahşi biçimde tasfiyesinden başka bir şey değildi.
Silenos
Gel bakalım evlat, otur şöyle şu ağacın gölgesine. Bak, sana eski zamanların en tuhaf, en karanlık meselelerinden birini anlatayım. Öyle kahramanlık türküleri falan bekleme ha, bu biraz "pişmanlık" kokan bir hikayedir.

Eskiden Deioneus adında bir adam vardı. Bu adam Dia adında, dünyalar güzeli bir kızın babasıydı. Hani şu rüzgarın sesine bile şiir yazan kızlardan... Deioneus, kızını evlendireceği zaman kural neyse onu yaptı. İksion adında birine verdi Dia’yı. Ama unutma, o vakitler birini birine vermek, sadece "hadi evlenin" demek değildir; karşılığında güzel hediyeler, altınlar, paha biçilmez kıymetli eşyalar sözü alınır. Deioneus da baba hakkı olarak bu armağanları beklemeye koyuldu.

Fakat bizim damat İksion... Ah o İksion! İnsanoğlunun kibrine, o kontrolsüz hırsına sahip, baş belası bir adamdı. Günler geçti, Deioneus kapıya dayandı: "Ver bakalım evlat, söz verdiğin armağanları!" dedi. Ama İksion, bir tanrı değil, bir fani olsa da, gökyüzü sakinlerinin nefretini kazanacak kadar ileri gitmişti. Hediyeleri vermek yerine, şeytani bir plan kurdu.

Evinde sanki büyük bir ziyafet varmış gibi Deioneus’u misafirliğe çağırdı. Adamcağız hiçbir şeyden habersiz, "Herhalde gönlünü alacak, hediyeleri verecek" diye düşündü. İksion’un evinde yerin altına doğru kazılmış, içi cayır cayır yanan, adeta bir cehennem ağzı gibi fokurdayan bir kuyu vardı. İksion, o gürültülü neşesinin altında büyük bir oyun kurmuştu. Deioneus yanına yaklaştığı anda, onu o ateş dolu kuyuya itiverdi.

Bir baba, bir kayınpeder, sadece hak ettiği armağanları istediği için, bir çırpıda o alevlerin arasında yok olup gitti. Kalleşlik dedikleri şey işte tam olarak buydu. O gün gökyüzü sakinleri bu olaya öylesine öfkelendiler ki, yer sarsıldı, ağaçlar yas tuttu. İksion o kadar korkunç bir suç işlemişti ki, evrenin dengesi bile bozuldu.

Şimdi bak evlat, dünya böyledir işte. Kimi insan, sahip olmadığı bir şeyi kazanmak için, sahip olduğu en güzel şeyi yani onurunu bir kuyuya atıp yakabilir. İksion o ateşin sonucunda ne mi oldu? O başka bir günün masalı... Ama unutma; insan bazen hırsına yenilip en yakınındakini bile ateşe atabiliyor. Neyse, şarabımdan bir yudum alayım da boğazım yumuşasın. Sen de o güzel gözlerini kapa ve düşün; bazen sessiz kalmak, kurnazca konuşmaktan daha mı evladır, ha?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme