Thesauros Mythology Deimos

Deimos

Deimos

Ares ve Aphrodite’nin oğlu Deimos, savaş meydanlarında Phobos ile birlikte dehşet, panik ve bozgun saçarak orduları birbirine katan korku tanrısıdır.

Kalkan delen Ares ile Kıbrıslı Aphrodite’nin müşterekliğinden zuhur eden Phobos ve Deimos, savaşın yalnızca kanlı bir çarpışma değil, aynı zamanda iradelerin teslim alındığı bir tahakküm mekanizması olduğunu fısıldar. Hesiodos’un Theogonia’daki (933 vd.) tasvirine göre bu iki figür, dehşet ve paniğin bizzat cisimleşmiş halleridir; zira düzenin merkezindeki "yıkıcı" failin, yani Ares’in iradesi altında, kitlelerin kendi içlerindeki özyönetim yetisini yitirerek bozguna uğramasına vesile olurlar. İnsan yığınlarını birer nesne gibi oradan oraya sürükleyen, onları korkunun soğuk otoritesine boyun eğmeye zorlayan bu tanrısal varlıklar, iktidarın savaş meydanındaki en sadık hizmetkarlarıdır. Herhangi bir merkezi otoritenin varlığı, ancak bireylerin kendi korkularına mahkum edilmesiyle pekişirken; Phobos ve Deimos, safları birbirine kırdıran, özgür iradeyi dehşetle felç eden o görünmez zincirleri örerler.
Silenos
Gelin şöyle, yaklaşın biraz… İhtiyar Silenos’un dizinin dibine çökün bakalım. Gözlerinizdeki şu merak pırıltısını seviyorum. Bugün size, savaş alanlarının toz dumanı arasında, kılıç seslerinin uğultusunda gölgeler gibi dolaşan iki kardeşten bahsedeceğim: Phobos ve Deimos.

Şimdi, bu gökyüzü sakinleri arasında savaş denince akla gelen ilk isim, o kalkanları kağıt gibi yırtan Ares’tir, bilirsiniz. Hırçındır, yerinde duramaz. Ama Ares’in yanında hep iki gölge vardır; biri Phobos, diğeri ise Deimos. Hani şair Hesiodos, o eski dostum, ne güzel anlatmış; "Kıbrıslı Tanrıça Aphrodite ile Ares’in çocukları" demiş onlara. Ama öyle süt kuzusu sanmayın sakın, dünyaya gözlerini açtıkları andan itibaren barutun ve demirin kokusunu almışlar.

Deimos’u duyunca içinizde bir ürperti mi oluştu? Oluşmalı da zaten. Deimos, o kadim korkunun ta kendisidir. Hani bazen hiç neden yokken kalbiniz güm güm çarpar ya, işte o an Deimos yanı başınızdadır. Phobos ise daha çok o paniği, hani o herkesin bir yana kaçıştığı, işlerin sarpa sardığı o "bozgun" anını yönetir.

Savaş meydanını bir düşünün... Bir yanda Ares, büyük bir iştahla ortalığı birbirine katar. Yanında ise bu iki kardeş; askerlerin zırhlarına ellerini dokundurduklarında, o yiğit dedikleri adamların dizlerinin bağı çözülüverir. Kimisi arkasına bakmadan kaçar, kimisi donup kalır. İşte Deimos’un işi budur; orduları bir satranç tahtasındaki piyonlar gibi iter kakar, onları çaresizliğin kucağına atar.

İnsanlar sanır ki savaş sadece kılıçla, kalkanla kazanılır. Ah, ne büyük yanılgi! Bir ordunun asıl mağlubiyeti, kendi içindeki o korku tohumları yeşerdiğinde başlar. İşte o tohumları eken bahçıvanlardır Deimos ve kardeşi. Ares’in o yakıp yıkan öfkesiyle birleşince, ortalık iyice karışır, gökyüzü bile bu ikilinin yarattığı kaostan dolayı rengini değiştirir.

Yine de korkmayın, sadece hikayenin bir parçası bunlar. Dünya kurulduğundan beri ışık varsa gölge de vardır, cesaret varsa korku da. Deimos biraz ürkütücüdür, biraz da huzursuz ama unutmayın, o olmadan kahramanlığın, o korkuyu yenme çabasının da bir anlamı kalmazdı.

Hadi şimdi, biraz içimi serinletecek bir şeyler içeyim, boğazım kurumuş. Siz de o sırada düşünün bakalım; içinizdeki en büyük korku hangisi? Belki Deimos’la tanışmışsınızdır, kim bilir?

nav.navigate

nav.identity

common.settings

common.language
TR EN
common.theme